II. Dünya Savaşı... 1 eylül 1939’da Nazi Almanyası Polonya’yı işgal ettiğinde, savaşın tüm dünyaya yayılacağını hiç kimse tahmin etmemişti.
Altı yıl sonra, 1945’te savaş bittiğinde, 50 milyon insan hayatını kaybetmiş, yüzbinlercesi de evsiz kalmıştı. Hiç şüphesiz ki, dünyanın bugüne kadar gördüğü en acımasız savaştı bu...
Türkiye,
II. Dünya Savaşı’na girmedi. Ancak
Kıbrıs’tan savaşa katılan, esir düşen, hayatını kaybeden Türkler oldu. Türkiye’de bu insanlardan hiç kimsenin haberi yok. Yeşil Ada’da bile bu savaş unutulmaya yüz tutmuş. O zor günler şimdi neredeyse sadece yaşlı

insanların hatıralarında saklı. Oysa ki savaşa katılan 9 bin Türk’ün başından geçenler, hiç de öyle unutulacak gibi değil...
Kıbrıs... Venediklilerden Bizanslılara, Osmanlılardan İngilizlere kadar birçok defalar el değiştirmiş tarihi bir ada. Günümüzde iki toplum, beyaz bir sınır çizgisiyle bölünmüş durumda. Artık kuzeyde Türkler, güneyde Rumlar var. Oysa ki 70 yıl önce Türkler ve Rumlar, farklı bir düşman için elele verdiler, omuz omuza savaştılar.
İngiliz yönetimindeki ada tedirgin O dönemlerde
Kıbrıs, İngiliz yönetimi altındaydı. Savaşın başladığı günlerde ada, Alman ve İtalyan uçakları tarafından birkaç kez bombalanınca, Avrupa’yı kasıp kavuran alev topu
Kıbrıs’ın kapısına dayanmış, insanları tedirgin etmişti.
Türkler ve Rumlar, geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlıyorlardı.
Maden ocaklarında çalışan işçiler ile ‘sendikacılık’ İngiliz idaresi tarafından destekleniyordu. Sendikacılık faaliyetlerinde Türkler ve Rumlar beraber çalışıyorlardı. Buna rağmen adada ciddi bir
işsizlik sorunu vardı.
İşte böyle bir dönemde İngiliz idaresi,
Kıbrıs’tan ‘asker alma’ girişimlerine başladı. Türkçe ve Rumca basılan gazetelerde verilen ilanlarla ‘gönüllü asker’ aranıyordu. Şartlar ise, iyi görünüyordu. İngiliz hükümeti savaşa katılan her askere maaş bağlayıp, geri hizmetlerde çalıştırmayı öngörüyordu. İngiliz ordusuna bağlı ‘Cyprus Regiment’, yani ‘
Kıbrıs Alayı’ işte böyle kuruldu.
"Bayıldım bu fırsata. Bıraktım okulu, gittim..." 9 bini Türk, 19 bini Rumlardan oluşan bu alay, Limasol yakınlarında bulunan Polemitya köyünde
eğitim gördükten sonra gemilerle görev yapacakları ülkelere gittiler. Gittikleri yerler Kuzey Afrika’da
Libya ve
Mısır, Ortadoğu’da ise
Suriye, Lübnan ve Filistin’di.
Kıbrıs Alayı gazilerinden Cafer Elgin, o günleri şöyle anlatıyor: “Okuldaydım. Gazetelerde, İngiliz hükümetinin İngilizce, Türkçe, Rumca bilen kişileri orduda istihdam edeceğini okudum. Bayıldım bu fırsata. Bıraktım okulu, kaçtım gittim, Lefkoşa’ya geldim... Limasol kasabasının kuzeyinde bir yamaçta, büyük bir
eğitim merkezi vardı. Orada kısa sürede eğittiler beni...”
Savaşta esir düşen gazilerden Yusuf Yüney ise, “dedim, ‘gideyim bir de dışarısını göreyim bakalım’. Hiç düşünmedik, ‘harptir’ diye” sözleriyle savaşa, aslında nasıl bir macera tutkusuyla atıldığını anlatıyor.
İşsizlik ve faşizm korkusu birleşince... Magosa’da öğretmenlik yapan gazeteci Ulus Irkad’ın dayısı da savaşa katılanlardan. Irkad’ın dayısı Almanlara esir düşmüş ancak, gönderildiği esir kampından kurtulmayı başarmış ve
Kıbrıs’a dönerek hayatının son günlerini evinde geçirmiş. Irkad’ın dayısının anlattıkları öyle ilginçmiş ki, sonunda Ulus Irkad geniş bir araştırma yapmaya karar vermiş.
Bugün öğretmenliğin yanı sıra gazetecilik de yapan Ulus Irkad, o dönemde insanların savaşa katılmasının altında ekonomik nedenler yattığını düşünüyor. Ancak Girit’in alınmasından sonra ada halkının büyük bir telaşa kapılarak İngiliz askeri yazıldığına da dikkat çekiyor.
Irkad, ada halkının savaşa katılmasında faşizmden duyulan korkunun da etkili olduğunu düşünüyor. Irkad, “bilinçli işçiler, bilinçli aydınlar, kesimler, ‘biz sömürge idaresindeyiz. Yevmiyemiz az. Çocuklarımızı geçindirmemiz zor. Ama faşist
Almanya Kıbrıs’ı işgal ederse, işçileri katledecek. Grev yapamayacaksınız, ezileceksiniz’ diyorlar. Bu yüzden İngiliz askeri yazılıyorlar ve kısa zamanda, öncelikle lojistik maksatlar için kullanılıyorlar” diyor.
Fransa’daki işgal sonrası İngiliz hükümeti, Kıbrıslı Rum ve Türkleri ‘Cyprus Regiment’ adlı bir orduda toplama planı yaptı. Hemen 30 bine yakın Kıbrıslı Rum ve Türk (10 bini Türk, 20 bini Kıbrıslı Rum) saflara geçti. Polemitya bir köyünde
eğitim başladı.
“Rumlar askere gidiyor, Türklerin de gitmesi lazım...” Şehit İzzet Eroğlu’nun oğlu Eski KKTC Başbakanı Derviş Eroğlu da,
Kıbrıs’taki büyük
işsizlik probleminin insanları askere gitmeye ittiğini söylüyor. Erdoğlu, “ailevi problemi olan, ailesine kızdı gitti... İşsiz olan ‘maaş alırım’ düşüncesiyle gitti. O güne kadar
Kıbrıs Türk’ü savaş görmemiş, savaşın ne olduğunu pek iyi bilmiyordu” sözleriyle insanların savaşa katılırken aslında çok da bilinçli olmadığını ifade ediyor.
Esir düşen bir başka gazi Murat Hüsnü Özad ise, o günlere dair farklı bir bakış açısını ortaya koyuyor: “1939-40 senesinde Lefkoşa’da polistim. Polis komutanımız Tayyar Bey, ‘Rumlar askere gidiyor, Türklerin de gitmesi lazım. Çünkü gün gelecek diyecekler ki, ‘biz harp ettik, kazandık,
Kıbrıs’ı isteriz’. Halbuki, siz de gittiğinizde ‘biz de harp ettik, biz de
Kıbrıs’ı isteriz’. Böylelikle Rumlara hak verilmez’. Ve böylelikle aralık ayında Yedinci Kumpanya ile dışarıya gittim.”
“Araplara, İngilizlere, yaralılara yemek götürür, hizmet ederdik” Polemitya kampında her askere bir künye numarası verildi. Askerler gruplara ayrılmıştı. Bazı guplar 350 kişiden oluşuyordu. Magosa limanından kalkan gemilerin bir kısmı
Yunanistan ve Girit’e, bir kısmı da
Mısır, Filistin ve
Suriye’ye doğru yola çıkıyordu.
Kıbrıslı Türkler ve Rumlar, hayatlarında ilk kez ada dışına çıkıyorlardı. İlk giden grup, ‘katırcılar’ olarak adlandırılan ‘istihkam’ grubuydu. Bu grubun içinde, bugün 84 yaşında olan gazi Mehmet Raif de vardı...
Raif, “bizi Filistin’e ‘katırcı’ olarak götürdüler. Arkadaşlarımızın öldüğünü gördük ama, biz ne çarpıştık, ne başka bir şey... Biz katırcıydık. Araplara, İngilizlere, yaralılara yemek götürürdük, hizmet ederdik. Dağlarda onlar çarpışırdı” diyor.
Savaşın ortasında Kıbrıs alayı
Esir kampı anıları