Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, "İddianamede, laikliğe aykırı görülen beyanların dayanaklarının gösterilmesi ve bu ifadelerin ulusal düzeyde yayın yapan basın organlarında yer alması gerçeği karşısında; beyanların tahrif edildiği yönündeki iddia kamuoyunu yanıltmaya yönelik olup gerçek dışı ve kabul edilemez niteliktedir" açıklamasını yaptı.
Anayasa Mahkemesi'nin gerekçeli kararında da "delillerin niteliği" bakımından şöyle bir ifade yer almıştı:
"Eylemlerden bir kısmının, gazetelerde veya
internet sitelerinde yer aldığından farklılaştırılmış biçimde iddianameye alındığı ya da eksik ve parçalı biçimde aktarılmış olduğu, bir kısmının vaki olmadığı ya da sübut bulmadığı, bir kısmının ise düşünce ve
ifade özgürlüğü kapsamında olduğu görülmüştür."
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu'nca, "Adalet ve Kalkınma Partisi hakkındaki kapatma davasının gerekçeli kararının Anayasa Mahkemesi tarafından Resmi Gazete'ye gönderilip yayımlanmasından sonra bazı yayın organlarında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı hakkında yer alan haberlerle ilgili olarak açıklama yapılması uygun görüldüğü" belirtildi.
Yapılan yargılamada delil serbestisi ilkesinin geçerli olduğu vurgulanan açıklamada, iddianameye konu beyan ve eylemlerin hukuka uygun olarak elde edilen her türlü delille kanıtlanmasının mümkün olduğu kaydedildi.
Açıklamada, "İddianamede, laikliğe aykırı görülen beyanların dayanaklarının gösterilmesi ve bu ifadelerin ulusal düzeyde yayın yapan basın organlarında yer alması gerçeği karsısında; beyanların tahrif edildiği yönündeki iddia kamuoyunu yanıltmaya yönelik olup gerçek dışı ve kabul edilemez niteliktedir" denildi.
"İddianamenin Anayasa Mahkemesi'ne verildiği günden itibaren bazı yayın organlarında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı hakkında yaptığı bu Anayasal görev nedeniyle "eleştiri sınırını aşan, özel hayatın gizliğini ihlal eden ve hatta suç niteliğinde bulunan haber, yorum ve köşe yazıları bulunduğu" ifade edilen açıklamada, "Görülmekte olan davanın tarafı ve dava sürecinin devam etmekte olması nedenleriyle hukuka saygı çerçevesinde hareket etmiş olmasının bazı çevreleri cesaretlendirdiği, yürürlükteki yasalar ve basın meslek ilkeleri yok sayılırcasına benzer nitelikli haber ve yorumların sürdürüldüğü görülmüştür" ifadesine yer verildi:
Açıklamada şöyle denildi:
"Toplumun çok yakından takip ettiği mahkeme kararının gerekçesinde yer alan bazı kavramlara farklı anlamlar yükleyerek bir takım yanlış ve isabetsiz sonuçlara varan bu çevrelerin kararları anlamakta zorlandıkları üzüntüyle müşahede edilmiştir. Mahkeme kararlarının karşı oyları ile birlikte bir bütün olduğu ve tümüyle değerlendirilmesi gerektiği izahtan varestedir. Söz konusu kapatma davasına ilişkin olarak, davalı parti üyelerinin hangi beyan ve eylemlerinin iddianamede yer alacağının takdirinin tamamen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın görev ve yetkisinde olduğu, bu beyan ve eylemlerin değerlendirilmesinin de iddianameyi kabul ederek yargılama yapan Anayasa Mahkemesi'ne ait olduğu kuşkusuzdur. Aksine oluşan düşünce ve açıklamaların görev ve yetkiye müdahale anlamı taşıyacağı açıktır. Yapılan yargılamada delil serbestisi ilkesi geçerlidir. İddianameye konu beyan ve eylemlerin hukuka uygun olarak elde edilen her türlü delille kanıtlanması mümkündür."
Açıklamada, "Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı bugüne kadar olduğu gibi bugünden sonrada bağımsız ve yansız bir kurum olarak Anayasa ve yasaların verdiği görev ve yetki çerçevesinde siyasi partilerin tüzük, program ve eylemlerinin takibi işlemini sürekli ve etkin bir biçimde, hiçbir etki altında kalmaksızın ve parti ayrımı gözetmeksizin, sıfatının özünü oluşturan Cumhuriyet'i ve Cumhuriyet'in temel ilkelerini, bu doğrultuda ulusun egemenliğini ve devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü ve laikliği koruma ve yasatma konusundaki yetki ve görevini her zaman olduğu gibi büyük bir özen ve özveri içerisinde yerine getirmeye devam edecektir" denildi.