İndex

"Küçük'le ilişkim gazeteci-asker ilişkisi"

"Küçük'le ilişkim gazeteci-asker ilişkisi"

Haber

Yazı boyutu Azalt Arttır
"Ergenekon" davasının tutuklu sanıklarından gazeteci Vedat Yenerer, emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün talimatlarına göre haber yaptığı iddialarının doğru olmadığını belirterek, "Benim Veli Küçük ile olan ilişkim tamamen gazeteci-emekli asker ilişkisidir" dedi.

Vedat Yenerer, "Savcılar hiçbir somut delile dayandırmadan, ahlaksız ve gerçek dışı bir iddia ile haberciliğime kara çalmaya cüret edebilmekte ve yazacağım haberleri yazmadan önce sözde örgütün üst düzey yöneticisi konumunda olan emekli general Veli Küçük'ü arayarak, onun talimatlarına göre haber yaptığımı söyleyebilmektedir. Yalan. Bir tek delil göstersinler. Şiddetle reddediyorum" dedi.

"Genelde siyasetçi ve askerlerle sık görüşmeme neden olan sıcak bölge gazetecisiyim" diyen Yenerer, "Çevrem de bu şekilde oluşmuştur. Her partiden milletvekilini tanırım. Benim Veli Küçük ile olan ilişkim tamamen gazeteci-emekli asker ilişkisidir. Savcılar 3 adet tapeyi iddianameye koymuşlar. Oysa dinlendiğim 3 ay boyunca çok sayıda general ve subay dostumla görüşmeler yaptım. İddianamede Veli Küçük'e 'kendimin de gözaltına alınabileceğimi' söylediğim öne sürülmektedir. Bu doğru değil. Savcılar olmayan bir diyalog yaratıp suç işlemekteler" diye konuştu.

Yenerer, "Savcılar haber almamın ve vermemin anayasal hakkım olduğunu görmezden geliyor. Ne kitaplarımda, ne programlarımda, ne de köşe yazılarımda Veli Küçük adını andım. Ama propaganda yaptığım iddia edilip, bir tek belge ortaya koyamadan tutuklattırıldım" ifadesini kullandı.

10 aydan beri evinden, eşinden ve 4 yaşındaki kızından kopartıldığını anlatan Yenerer, derin elem ve keder içinde olduğunu, cezaevindeyken yatağına yattığında ağladığını söyledi.

Veli Küçük'ü, "sabıkasız, sicili temiz" emekli bir general olarak tanıdığını ifade eden Yenerer, Küçük'ün Ergenekon örgütünün yöneticisi olduğu  iddiasını gazetelerden ve emniyetten öğrendiğini ifade etti.

Yenerer, Küçük ile son 5 yılda birkaç kez yüz yüze geldiklerini, başka hiçbir ortamda bulunmadıklarını dile getirerek, Küçük ile bir kez yaptığı siyasi dedikodunun suç delili olarak iddianamede yer aldığını savundu.

Veli Küçük'ün düşünceleri merak edilen bir isim olduğunu, televizyonlara çıkmayıp demeç vermediğini ve çok az sayıda gazeteciyle görüştüğünü kaydeden Yenerer, bugüne kadar Küçük'ü ikna edip televizyon programına çıkartamadığını, röportaj da yapamadığını belirtti.

"Nasıl bir propaganda birimiyim ki propaganda yapamıyorum" diyen Yenerer, MHP üyesi bile olmayan Küçük'ün kendisine bir telefon görüşmesinde serzenişte bulunduğunu ifade ederek, "Küçük'ün bir gazeteciye serzenişte bulunması, partinin yöneticilerini beğenmemesi ve kızması suç olabilir mi? Bunu (telefonda) dinlediğim için 10 aydır buradayım" görüşünü ileri sürdü.

"Hiçbir oluşum içinde değilim"


Yenerer, "Türkiye Gazeteciler Cemiyeti dışında hiçbir dernek, hareket ya da oluşuma üye olmadığını, 18 yıldır sarı basın kartı taşıdığını, meslek hayatında yalan, iftira ya da yüz kızartıcı hiçbir suç işlemediğini ve ceza almadığını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında yazdığı eleştiri yazısı nedeniyle hakkında 2 dava açıldığını, bunlardan birinin reddedildiğini, diğerinin de Yargıtay aşamasında bulunduğunu" anlattı.

Yenerer, "başına ne geldiyse, bu süreçten sonra geldiğini" ifade ederek, "Başbakan ile davalı birçok insanın, terör örgütü yöneticisi ve üyesi olmak suçundan bu davada yargılandığını, bunun bir terör değil intikam operasyonu olduğunu" savundu.

Arabası aranırken polislerin abartılı güvenlik önlemi aldığını, "Çakal Carlos'un bile böyle yakalanmadığını" iddia eden Yenerer, bu görüntü karşısında, "utancından yerin dibine girdiğini" kaydetti.

Vedat Yenerer, 1989'dan beri gazeteci olarak görev yaptığı değişik savaş bölgelerinden getirdiği ve içine çiçek koyduğu, dekor amaçlı bulundurduğu boş top, havan ve bomba kovanlarını iş yerinde gören polislerin "altın bulmuş gibi sevindiklerini" öne sürdü.

"Emniyetin savcılığa gönderdiği ve 'terör örgütü üyesi olduğunu gösterir yeterli veri olmadığını' belirten yazının 7 ay hapis yattıktan sonra eklerden çıktığını" savunan Yenerer, örgüt üyesi olarak tutuklandığını da iddianame hazırlandıktan sonra öğrendiğini ileri sürdü.

Evinde bulunan 135 yıllık Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde yapılan tüfeği 2000 yılında Erbil'de antika dükkanından 75 dolara satın aldığını, bunu daha önceki televizyon programlarında ve açtığı bir sergiye de koyduğunu anlatan Yenerer, Habur'daki güvenlikçilerin eski ve paslı olması nedeniyle dikkate almadıkları tüfeği yasa dışı yollardan Türkiye'ye sokmadığını vurguladı.

Yenerer, bu tüfeği denemek için fişek bulunamadığını, tek fişek hazneli, üstten doldurmalı tüfeğin "vahim silah" olarak kayda geçildiğini belirterek, 135 yıllık hurda tüfeğin Ergenekon'un cephaneliğine yazıldığını söyledi.

Wendl markalı tüfeğin, Alman tüfeği olan mavzer yazılarak vahim nitelikli silah sınıfına sokulduğunu ifade eden Yenerer, mahkemenin kelime oyunuyla yanıltıldığını savundu.

Yenerer, yine 7.65 milimetre çapında bir tabanca, dolu şarjör ile 43 fişeğin de evinde bulunmadığını iddia ederek, "Bu şekilde, vahim tüfek ve ruhsatsız tabanca bulunduran terör örgütü üyesi imajı verilmiş. Aile şerefim, mesleki onurum ve itibarıma kara çalınmıştır. Tek silahım kalemimdir. Otomatik silahım da Nikon fotoğraf makinemdir" dedi.

Vedat Yenerer, 1990 yılından beri Irak'a en az 100 kez gittiğini belirterek, iddianamede silah denilen malzemelerle Bolu'daki bir köyün bile ele geçirilemeyeceğini savundu.

PKK ilişkisi


"Terör örgütü PKK'nın kamplarında haber amaçlı Murat Karayılan gibi kişilerle çektiği 11 fotoğrafın da dosyaya konularak bunlarla PKK terör örgütü ile irtibatının ortaya konulduğu iddiasında bulunulduğunu" ifade eden Yenerer, Abdullah Öcalan ile çekilmiş fotoğrafının olmadığını söyledi.

"Kanlı kukla PKK" adlı kitabında yer verdiği söz konusu belgesel fotoğrafların 1991-1994 arasında çekildiğini ve gazetelerde de yayımlandığını anlatan Yenerer, polislerin Şamil Basayev, Hamas'ın lideri Şeyh Ahmet Yasin, Gulbeddin Hikmetyar gibi Afgan-Taliban liderleri ve Hasan El Beşir ile çekilen fotoğraflarını almadıklarını savundu ve bu fotoğrafları mahkemeye sundu.

Yenerer, "Sayın savcılar, 135 yıllık antika tüfek, PKK kamplarında çekilmiş haber amaçlı fotoğraf ve Veli Küçük'ü tanıyor olmamı gerekçe gösterip terörist yaftasını kolayca vurdular" diye konuştu.

Çapraz sorgusu yapıldı

Vedat Yenerer'in savunmasının ardından çapraz sorgusu tamamlandı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, sanık Vedat Yenerer, Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel'in sorusu üzerine, Kemal Alemdaroğlu, Turhan Çömez, Sinan Aygün ve arkadaşı olan Tuncay Özkan'ı tanıdığını, ancak bu kişilerle bir irtibatının olmadığını söyledi.

Savcı Pekgüzel'in "Drej Ali" ile ilgili notları olduğunu hatırlatması üzerine Yenerer, Ali Yasak ile Cumhuriyet gazetesinde çalışırken röportaj yaptığını belirtti. Yenerer, savcının başka bir sorusu üzerine 1987 yılında girdiği Cumhuriyet gazetesinden 1992'de istifa ederek ayrıldığını anlattı.

Savcı Pekgüzel'in "Veli Küçük'ün Kuvayi Milliye adlı bir dergisi mi var?" sorusuna Yenerer, Küçük'ün kendisine bir dergi verdiğini ifade ederek, "Verirken de 'Çıkartıyorum mu, destek mi veriyorum' tam olarak ne dediğini hatırlamıyorum. Küçük, Batı Trakya dergisinde danışman da olabilir. Kuvayi Milliye sakıncalı insanların çıkardığı bir dergi değil. Bu yasa dışı olarak çıkartılmıyor" dedi.

Savcı Pekgüzel'in "Yılın Kuvvacısı" ödülü fikrinin nasıl doğduğunu sorduğu Yenerer, 2004 yılında bir sohbet sırasında bu fikrin ortaya çıktığını, "internetajans.com" sitesi olarak ulusal bütünlüğe, Atatürkçü bütünlüğe sahip insanlara bu ödülü verdiklerini, 2006'dan sonra da ödülü vermeyi bıraktıklarını söyledi.

Savcı Pekgüzel'in "PKK'nın kamplarına ne zaman gittiği ve devlete bilgi verip vermediği" sorusuna da Yenerer, 1990-1997 yılları arasında bu kamplara gittiğini, bu kampların Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında olduğu için de hiçbir devlet kuruluşuna bilgi vermediğini kaydetti.

Yenener, 1992 yılında PKK tarafından rehin alınan 5 askeri, 1997 yılında da 7 askeri almak için buraya gittiğini, bu heyette milletvekillerinin de olduğunu anlattı.

Yenerer, gittiği bu kamplarla ilgili haberler de yaptığını söyledi. Savcı Pekgüzel'in, bir yazısından "Aydınların önderliğinde halk
ayaklanmasından söz ettiğini" hatırlatması üzerine Yenerer, burada silahla halk ayaklanmasından söz etmediğini aktardı.

Savcı Pekgüzel'in Veli Küçük ile yaptığı bir görüşmede, MHP'nin başına Ümit Özdağ'ın getirilmesinden söz ettiğini hatırlatması üzerine Yenerer, bu konuşmada MHP yönetimini eleştirdiklerini, MHP'nin üyesi olmadıklarını kaydetti.

Yenerer, Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın'ın "Yılın Kuvvacısı ne demektir?" sorusuna cevaben de bir espri mahiyetinde plaket, 20-25 YTL'ye ödül yaptırdıklarını söyledi.

Bir soru üzerine Yenerer, Sevgi Erenerol'un bulunduğu kiliseye gitmediğini, Erenerol'u ne zaman tanıdığını hatırlamadığını kaydetti.

Yenener, savcının başka bir sorusu üzerine Fadime Şahin olayını çalıştığı kanalın ortaya çıkardığını, bu kanaldaki bir toplantıya gelen Ümit Oğuztan ile de bu konuyu konuştuklarını dile getirdi.

Savcı Taşkın'ın, bir yazısında, emniyetin ele geçirdiği bombaları depoladığı ve bunları Ergenekon soruşturmasında kullanacağını yazdığını belirtmesi üzerine, Yenerer, bunun polise ihbar niteliğinde yazıldığını ifade etti.

Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın, Vedat Yenerer'e, Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Hasan Atilla Uğur ve Levent Ersöz'ü tanıyıp tanımadığını sordu. Yenerer de bu kişilerin hiçbirini şahsen tanımadığını belirterek, 17 Ağustos depreminde Yalova'dayken iaşe ve lojistikten sorumlu bir kişi olduğu için Hurşit Tolon'u, çalıştığı televizyonda programına çıkarttığını söyledi.

Şener Eruygur'un da Jandarma Genel Komutanı iken makamında görüştüğünü, Doğu ve Güneydoğu ile ilgili 4 bölümlük terörle mücadele belgeseli için konuştuklarını anlatan Yenerer, bu belgesel için TSK'nın kendisine destek verdiğini kaydetti.

Yenener, Veli Küçük'ün Bilecik'teki ikametgahında bulunan "Sayın Komutanım" başlıklı yazının da kendisine ait olmadığını anlattı.

Kasetteki görüntüler

Yenerer, iddianamede, "ikametinde yapılan aramada bir erkek ile bir kadının müstehcen görüntülerinin ele geçirildiği, bu konuda 'Acınası Türk Medyası" başlıklı bir yazı yazdığı, yazının üstü kapalı bir tehdit niteliğinde olduğu" bilgilerine yer verildiğini anlattı.

İddianamede, "köşe yazısından ve iletişim tespit tutanağından, bahse konu kasetin örgütün amaçları doğrultusunda şantaj için kullanılmasının planlandığının öne sürüldüğünü" belirten Yenerer, "Medyaya bir bakın. Spiker, sunucu, yazar pek çok ünlünün video görüntüleri ortaya çıkıyor. Kimisi gizli kamerayla çekilmiş, kimisi de bizzat kendileri tarafından fantezi amaçlı çekilmiş. Bu, videoları ortaya çıkan televizyoncular, gelişmiş toplumların aksine daha da ün kazanır ve büyük paralarla başka kanallara transfer olurlar. Bu kasetler elden ele dolaşır. Kimisi medyaya yansır, kimisi de yansımaz" dedi.

Yenerer, "Benim elime de tesadüfen bir kaset geçti. İzlediğimde midem bulandı. Gözaltına alınmadan yaklaşık 1 ay önce gazetedeki köşemde 'Acınası Türk Medyası' başlıklı bir yazı yazdım. Amacım, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Basın Konseyi'nin dikkatini çekmek ve gelişmiş toplumlarda olduğu gibi etik prensipler geliştirilmesi yönünde uyarmaktı" diye konuştu.

Söz konusu kaseti, avukatının tavsiyesi üzerine, ileride yazısına ilişkin bir dava açılması ihtimalini göz önünde bulundurarak iş yerindeki çekmecesinde sakladığını anlatan Yenerer, görüntülerde yer alan kişilerin de şantaj söz konusu olmadığını söylediğini kaydetti.

"Kaseti, örgütün amacı doğrultusunda, şantaj amaçlı kullanmayı planladığım öne sürülüyor. Savcılar, bu hususu nasıl anlamışlar?" diyen Yenerer, bu konuya ilişkin emekli Tuğgeneral Nejat Eslen ile yaptığı konuşmayı da klasik bir erkek muhabbeti olarak nitelendirdi.

Yenerer, "Savcılar, vuku muhtemel bir senaryoyu kafalarında kurgulayıp onun üzerinden hayali suç yaratıyorlar. Bu, mesnetsiz ve hukuk dışı, çirkin bir iddiadır. Hiçbir kanıt, belge ya da şahide dayandırılmamıştır" diye konuştu.

"Örgütün iletişim ve propaganda biriminde görevli olduğunun, şüphelilerden Veli Küçük, Sevgi Erenerol ve Emin Gürses'e bir internet sitesi adına (yılın kuvvacısı) ödülü verdiğinin" iddialar arasında bulunduğunu anlatan Yenerer, anti emperyalist, Atatürkçü, laik ve ulusal bütünlükten yana olan çok sayıda kişiye plaket verildiğini söyledi.

Plaket verilen 75 kişiden çok azının sanıklar arasında yer aldığını, üstelik haklarında kesinleşmiş herhangi bir mahkeme kararı bulunmadığını belirten Yenerer, bunun, suçu ve suçluyu övme fiiline ilişkin bir durum da yaratmayacağını ifade etti.

Yenerer, "Benim suçsuz olduğumu, sayısını bilmediğim kadar çok yazar yazdı. Onları neden suçu ve suçluyu övmekten gözaltına almıyorlar? Örneğin Emin Çölaşan 3-4 kez yazdı, televizyonda da söyledi. Deniz Baykal 2 kez suçsuz olduğumu söyledi. Onları neden sorgulamıyorlar?" diye konuştu.

Kendisini "savaş esiri" gibi hissettiğini anlatan Yenerer, savaş muhabiri olarak dünyada pek çok savaş alanında görev yaptığını, Bosna'da gözaltına alındığını, ama bu soruşturma kapsamında yaşadığı muameleyi hiç bir yerde görmediğini söyledi.

Yenerer, "PKK'lılar tarafından kaçırılan Türk askerlerini 2 defa gidip alan kişiyim. Bu askerlere bile böyle davranılmamıştı" dedi.

Vedat Yenerer'in avukatı savunma yaptı

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada Vedat Yenerer'in çapraz sorgusunu tamamlanmasının ardından avukatı Vural Ergül savunma yaptı. İddianameye ilişkin eleştirilerde bulunan Ergül, "Irak'ta Bush'un kafasına atılan iki ayakkabının imhası istendi.

Buna ayakkabıların suç delili olduğu gerekçesiyle itiraz edildi. İşgal altındaki Irak'ta bile delil imhası tartışılırken, burada savcı ve hakimler el ele verdi, davanın delilleri olan el bombaları imha edildi" dedi.

Mahkeme heyeti başkanı Köksal Şengün, bugün bitirilemeyeceğini göz önüne alarak Ergül'ün savunmasını yarın devam etmek üzere kesti.

Sanık ve sanık avukatlarının taleplerinin alınmasına geçilmesi üzerine söz alan tutuklu sanık Muzaffer Tekin, "Duruşmaların başladığı ilk günden itibaren savunmanın kutsallığı ilkesinden hareketle sanıklara göstermiş olduğunuz adil, dikkatli ve sözlerini bölmeden büyük bir özveri ile kendilerini ifadesi konusundaki hassasiyetinize müteşekkirim. Bu tutumunuz, şahsım adına heyetinize duyduğum saygıyı her geçen gün hayranlığa dönüştürmüş iken ifadelerimde kastı aşan kelimeler olursa kesinlikle ön yargılı ve bilinçli değildir. Bu konuda hoşgörünüze sığınmak istiyorum" dedi.

Yaklaşık 1,5 yıla varan tutukluluk sürecinde, sanıkların kendilerini ifade edebilecekleri bir ortam hayal ettiklerini belirten Tekin, mahkeme heyeti konusunda öğrendiklerinin yüreklerine su serptiğini kaydetti.

Tutuklu sanıklardan Muhammet Yüce, yazar Orhan Pamuk'a suikast planladığı iddiasıyla yargılandığını hatırlatarak, Coşkun Çalık ile bu konuda yaptığı telefon görüşmesinin şaka yollu bir konuşma olduğunu söyledi.

Konuşmasında geçen tarihte Orhan Pamuk'un yurt dışında olduğunu belirten Yüce, ortada işlenemez bir suç olduğunu savundu.

Yüce, konuşmasında geçen tarihte Orhan Pamuk'un yurt dışında olup olmadığının ve korumasının bulunup bulunmadığının sorulmasını istedi. Mehmet Adnan Akfırat, 7 yıldır aranan Tuncay Güney'in Ocak ve Şubat aylarında İstanbul'da olduğunu öne sürerek, bu durumun davanın 236. klasöründe ortaya konduğunu kaydetti.

Tuncay Güney'in annesinin yaşadığı evde yapılan aramada ele geçirilen bilgisayarda, Ocak ve Şubat aylarında "Ergenekon" soruşturmasına ilişkin bazı bilgilere rastlandığını kaydeden Akfırat, Güney'in annesinin bilgisayar kullanamayacak kadar yaşlı olduğunu söyledi.

Ayrıca, Nevzat Yılmaz'ın da Aralık ayı sonlarında Tuncay Güney'i İstanbul'da gördüğünü ve bunun basında da yer aldığını kaydeden Akfırat, "Bu alçakça bir iştir" dedi.

Sanıklardan Hayrettin Ertekin, "Guantanamo'da bile tutuklulara bir çay, bir kahve veriyorlar. Bize de arada bir çay, sabahları 1 poğaça verilsin. Bizi öğlenleri bir tabak yemeğe mahkum etmeyin" dedi.

Kemal Kerinçsiz'in avukatı Tolga Akalın, Tuncay Güney'in "mülakat" diye adlandırılan ifadesinin 2008 yılında değiştirildiğini öne sürdü.

Müdahil Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı'nın avukatı Özkan Yücel, yargılama başladığından beri duruşma salonunda çeşitli sıkıntılar yaşadıklarını kaydederek, "Sınırsız hoşgörünüze teşekkür eden sanıklar oldu. Biz bunu söyleyemiyoruz. Bugüne kadar birçok talebimiz hukuki olmayan nedenlerle reddedildi" dedi.

Mahkeme heyeti başkanı Köksal Şengün ve heyetin kendilerine karşı tutumunu eleştiren Yücel, CMK'ya göre duruşma disiplinini bozmadığı sürece her türlü soruyu sorabileceğini söyledi.

Müdahillerin soru sorma haklarının kısıtlanması yönündeki karara değinen Yücel, "Bu kararı verirken eliniz titremedi mi" deyince Başkan Şengün, "Hakim karar verirken eli titremez. Niçin titresin ki? İnanmadığı kararı vermez" dedi.

Talepler konusundaki görüşü sorulan Cumhuriyet Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, Vedat Yenerer ve avukatı Vural Ergül'ün savunmalarındaki savcılara ilişkin beyanların, Mehmet Adnan Akfırat'ın dilekçesindeki sözleri nedeniyle gereğinin yapılması için duruşma tutanağının Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesini istedi.

Savcı Pekgüzel, tutuklu sanıklarının bu hallerinin devamını talep etti.

Ara kararlar

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Köksal Şengün, verilen aranın ardından ara kararlarını açıkladı.

Mahkeme, sanık Muammer Karabulut'un avukatı Süleyman Çetin'in iddianameyi hazırlayan Cumhuriyet savcılarına, "İran ülkesi Cumhuriyet Savcıları" yakıştırması yaparak duruşma sırasında suç işlediği yönündeki duruşma savcısının talebi ile ilgili gereğinin yapılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasını kararlaştırdı.

Sanık Vedat Yenerer'in Cumhuriyet savcılarına "Talabani ile akrabalıkları mı var?", "Cumhuriyet Savcılarının 1 yıl içerisinde kaçacakları" gibi sözlerle tehditte bulunduğunu belirten mahkeme heyeti, bu sanığın avukatı Vural Ergül'ün de savunması sırasında, "Cumhuriyet savcılarının zekasından, cübbelerini atıp gitmelerinden, Tuncay Güney isimli aranan bir kişi ile düzenli olarak görüşüp soruşturmayı ondan aldıkları bilgilerle şekillendirdiklerinden, Cumhuriyet savcısı hakkında tahkikat açıldığından bahsederek" iftira ve hakarette bulunduğunu kaydetti.

Mahkeme heyeti, sanıklardan Mehmet Adnan Akfırat'ın da yazılı olarak okuyup verdiği dilekçede Cumhuriyet savcıları hakkındaki sözlerinin atfı cürüm niteliğinde olup görevli memura hakaret ve iftira suçlarını teşkil edebileceğinin iddia makamınca iddia edildiğinden bunlar hakkında gereğinin yapılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasını hükme bağladı.

Heyet, Vedat Yenerer'den elde edilen tüfeğin atışa uygun olup olmadığı, vahim nitelikte olup olmadığı ve 6136 sayılı yasa kapsamına girip girmediği konularında Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını kararlaştırdı.

Mahkeme heyeti, müdahil Şebnem Korur Fincancı'nın avukatının vekillerin soru sormalarına mahkemece getirilen sınırlamanın kaldırılması yönündeki talebini reddetti.

Heyet, Tuncay Güney'in bu yılın Ocak-Şubat aylarında Türkiye'ye giriş yapıp yapmadığının, bu şahıs hakkında İstanbul'da herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının İstanbul Emniyet Müdürlüğünden sorulmasını kararlaştırdı.

Mahkeme heyeti, sanık Kemal Kerinçsiz'in talepleri ile ilgili olarak da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) ile İçişleri Bakanlığı'na ayrı ayrı yazı yazılarak, son 15 yıl içerisinde yurt dışında Büyük Hukukçular Birliği, Ayasofya Derneği ve Büyük Güç Birliği Dernekleri tüzel kişiliklerine veya bu derneklerin yöneticileri ile üyelerine herhangi bir ödeme, yardım yapılıp
yapılmadığı, banka havalesi çıkarılıp çıkarılmadığının sorulmasını hükme bağladı.

Sanıkların tutukluluk halinin devamına karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı yarın saat 09.30'a erteledi.

Duruşma çıkışında Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi önünde basın açıklaması yapan, müdahil Şebnem Korur Fincancı'nın avukatı Özkan Yücel, mahkemenin soru yöneltmelerine ilişkin getirdiği kısıtlama kararını eleştirdi.

Bundan sonra yasal haklarını kullanacaklarını belirten avukat Yücel, gerekirse hakimin reddinden çekinmeyeceklerini, ya da şikayet gibi yollara başvurabileceklerini kaydetti.

Bu engellemeler nedeniyle tarafsızlık konusunda endişelendiklerini dile getiren avukat Yücel, "Türkiye karanlık tarihi ile yüzleşin istiyoruz. Bu yargılama ciddiyetine uygun yürüyor mu? Bilemiyorum" dedi.



İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'ndeki salonda görülen davanın bugünkü duruşmasına, Erkut Ersoy, Hüseyin Görüm, Oğuz Alpaslan Abdülkadir ve Sevgi Erenerol dışındaki 40 tutuklu sanık katıldı.

Başka suçtan tutuklu Semih Tufan Gülaltay'ın gelmediği duruşmada, tutuksuz sanıklardan İsmail Eksik ile Güler Kömürcü Öztürk de hazır bulundu.

Duruşma, tutuklu sanıklardan gazeteci Vedat Yenerer'in savunmasının alınması ile sürüyor. Yorum Yaz | Yorumları Oku
Servisler » iPhoneMobilHaber SMSGörüntülü HaberFacebookTwitterSitene Ekle
İlgili Konular » Ergenekondiğer konular »
Okuyucu Yorumları Yorum Yaz

Diğer Haberler

ADnet

Diğer Haberler

Reklam

En Popüler

En Popüler

Reklam