Merkez Bankası'nın bugün açıklanan 2010 yılına ilişkin ilk 'Enflasyon Raporu'nda, işlenmiş gıda fiyatlarında öngörülmeyen artışlar nedeniyle, Ekim 2009 Enflasyon Raporu'nda yüzde 5,8 olarak varsayılan yıl sonu gıda enflasyonunun yüzde 9,3 düzeyinde, yüzde 5,5 olarak tahmin edilen 2009 yıl sonu enflasyonunun da yüzde 6,5 düzeyinde gerçekleşmesini etkilediği kaydedildi.
Bankanın, "2009'un ilk yarısında enflasyonda hızlı bir düşüş olacağını ve yıl sonunda enflasyonun hedefin altında kalacağını" öngördüğü ve bu çerçevede politika faiz oranlarında hızlı bir indirim sürecine gittiği hatırlatılan değerlendirmede, yıl boyunca "küresel krizin toplam talep üzerindeki etkilerine dair belirsizlikler" ile "petrol ve gıda fiyatlarındaki öngörülemeyen hareketlerin" 2009 yıl sonuna dair enflasyon tahminlerinin çeyrekler boyunca dalgalı bir seyir izlemesine neden olduğuna ve bankanın bu doğrultuda tahminlerini güncellediği kaydedildi.
Meyve, sebze, et, balık gibi belirgin bir işleme sürecine tabi tutulmadan tüketime sunulan eşlenmemiş gıda ürünlerinin fiyatlarının işlenmiş olanlara kıyasla daha yüksek oynaklık sergilediğine işaret edilen değerlendirmede, şu tespitler yapıldı:
"Gıda fiyatları, gerek enflasyon görünümü gerekse enflasyon öngörüleri üzerinde önemli bir belirsizlik kaynağı oluşturmaktadır. İşlenmemiş gıda fiyatlarının gelişiminde daha çok meyve-sebze üretimi ve dış talep gibi unsurlar, işlenmiş gıda fiyatlarının seyrinde ise sektörel talep gelişmeleri ile ithalat fiyatları, döviz kuru gelişmeleri, hava koşulları ve motorin, buğday gibi girdi fiyatlarının belirleyici olduğuna işaret etmektedir.
Bu bağlamda, işlenmemiş gıda fiyatları üzerinde özellikle arz yönlü unsurların etkisinin güçlü olduğu, işlenmiş gıda fiyatlarında ise göreli olarak konjonktürel gelişmelerin daha etkili olduğu dikkat çekmektedir. Nitekim geçen yıl nisanda işlenmemiş gıda fiyatları arz yönlü şoklar nedeniyle yüzde 19,35 oranında artış kaydederken, işlenmiş gıda fiyatlarındaki artış, girdi ve ithalat fiyatlarındaki gerilemeyle talep koşullarındaki zayıf görünüm sonucunda, yüzde 1,04 ile sınırlı kalmıştır.
Son yıllarda işlenmemiş gıda fiyatlarının yıllık enflasyonundaki dalgalanmaların boyutunun yüksek olduğu, işlenmiş gıda fiyatlarının yıllık artış oranındaki oynaklığın ise daha sınırlı olduğu gözlenmektedir. Nitekim, işlenmemiş gıda grubunda, 2009 yılında son beş yılın en düşük üçüncü çeyrek değişim oranının ardından, 4. çeyrekte meyve-sebze ve et fiyatlarındaki yükselişler sonucunda son 6 yılın en yüksek fiyat artışı yaşanmıştır.
Bu doğrultuda, yıl sonu tüketici enflasyonu tahminin 1 puan yukarısında gerçekleşirken, sapmanın tamamı işlenmemiş gıda fiyatlarından kaynaklanmıştır. Dolayısıyla, söz konusu fiyatların seyri, tüketim sepeti içindeki payı da göz önüne alındığında, önemli bir tahmin belirsizliği oluşturmaktadır."
İşlenmemiş gıda ürünlerinin fiyatlarının oynaklığında hava koşullarının da etkili olmasının normal olmasına karşın, Türkiye'deki fiyat oynaklığının boyutunun diğer ülkelere kıyasla belirgin ölçüde yüksek olduğuna dikkat çekilen değerlendirmede, 2006-2009 döneminde aylık enflasyon oranları üzerinden AB-27 ülkeleriyle yapılan karşılaştırmalara göre, Türkiye'de aylık gıda fiyat değişimlerinin bu ülkelere göre yaklaşık 4 kat daha fazla oynak olduğu belirtildi.
İşlenmemiş gıda fiyatları için bu fark 6 kata kadar çıkıyor. Türkiye'nin AB-27 ülkelerinin tümünden daha yüksek bir aylık işlenmemiş gıda fiyat değişkenliğine sahip olduğu belirtilirken, "İşlenmemiş gıda fiyatlarının tüketim sepeti içindeki payının da AB ülkelerine kıyasla yüksek olması nedeniyle, söz konusu fiyatların tüketici enflasyonuna yaptığı katkı, Türkiye'de belirgin bir oynaklık sergilemektedir" denildi.
Rapora göre, 2006-2009 döneminde, Türkiye'de işlenmemiş gıda fiyatlarının aylık oynaklığı, Macaristan, Bulgaristan, GKRY, Malta, Letonya, Finlandiya, Polonya,Yunanistan, Slovenya ve AB-27 ülkelerine göre 4 kat daha fazla oldu.
Türkiye'yi Macaristan, Bulgaristan, GKRY, Malta ve Letonya izliyor. Ancak Akdeniz ülkeleri arasında, fiyat oynaklığının yüksekliği açısından Türkiye'den sonra GKRY, Malta, Yunanistan ve Slovenya geliyor.
AB'ye göre fiyat oynaklığı çok yüksek
İşlenmemiş gıda ürünlerinin fiyatlarının oynaklığında hava koşullarının da etkili olmasının normal olmasına karşın, Türkiye'deki fiyat oynaklığının boyutunun diğer ülkelere kıyasla belirgin ölçüde yüksek olduğuna dikkat çekilen değerlendirmede, 2006-2009 döneminde aylık enflasyon oranları üzerinden AB-27 ülkeleriyle yapılan karşılaştırmalara göre, Türkiye'de aylık gıda fiyat değişimlerinin bu ülkelere göre yaklaşık 4 kat daha fazla oynak olduğu belirtildi.
İşlenmemiş gıda fiyatları için bu fark 6 kata kadar çıkıyor. Türkiye'nin AB-27 ülkelerinin tümünden daha yüksek bir aylık işlenmemiş gıda fiyat değişkenliğine sahip olduğu belirtilirken, "İşlenmemiş gıda fiyatlarının tüketim sepeti içindeki payının da AB ülkelerine kıyasla yüksek olması nedeniyle, söz konusu fiyatların tüketici enflasyonuna yaptığı katkı, Türkiye'de belirgin bir oynaklık sergilemektedir" denildi.
Rapora göre, 2006-2009 döneminde, Türkiye'de işlenmemiş gıda fiyatlarının aylık oynaklığı, Macaristan, Bulgaristan, GKRY, Malta, Letonya, Finlandiya, Polonya,Yunanistan, Slovenya ve AB-27 ülkelerine göre 4 kat daha fazla oldu.
Türkiye'yi Macaristan, Bulgaristan, GKRY, Malta ve Letonya izliyor. Ancak Akdeniz ülkeleri arasında, fiyat oynaklığının yüksekliği açısından Türkiye'den sonra GKRY, Malta, Yunanistan ve Slovenya geliyor.
Enflasyonda yukarı yönlü bir hareket gözlenecek
Merkez Bankası, enflasyonun ana eğiliminde bir bozulma beklenmemekle birlikte, 2010 yılının ilk yarısında gerek ortalama TÜFE enflasyonu gerekse temel enflasyon göstergelerinde, baz etkisi nedeniyle yukarı yönlü bir hareket gözleneceğini açıkladı.
Raporda, "Bu etki, 2010 Ocak döneminde bütçe dengesini düzeltmeye yönelik vergi artışlarıyla birleşince, özellikle yılın ilk iki ayında enflasyonda belirgin bir artış yaşanacaktır" denildi.
"Vergi ayarlamaları enflasyon tahminlerini 1 puan yükseltti"
Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, son dönemde açıklanan verilerin, ekonominin ılımlı bir toparlanma sürecine girdiğini gösterdiğini belirterek, önümüzdeki dönemde iktisadi faaliyetteki kademeli canlanma eğiliminin süreceğini tahmin etmekle beraber, ekonomideki kaynak kullanımının, bir müddet daha uzun dönem ortalamalarının altında seyredeceğini düşündüklerini söyledi.
Bu çerçevede, orta vadeli tahminlerini güncellerken toplam arz ve talep dengesinin enflasyona düşüş yönünde yaptığı katkının, bir önceki döneme kıyasla azalmakla birlikte, 2012 yılı başına kadar devam ettiği bir görünümü esas aldıklarını belirten Yılmaz, kısa vadeli enflasyon tahminlerinin belirgin olarak yukarı yönlü güncellenmesine neden olan gelişmelerin ortaya çıktığını ifade etti.
Söz konusu gelişmeler hakkında bilgi veren Yılmaz, ocak ayı içinde bütçe gelirlerini artırmak amacıyla akaryakıt ürünleri, alkollü içecekler ve tütün ürünlerine getirilen vergi düzenlemelerinin 2010 yılı tüketici enflasyonuna yaklaşık 1,5 puanlık katkı yapacağını tahmin ettiklerini bildirdi.
Dolayısıyla, ocak ayında yapılan vergi ayarlamalarının 2010 yılı boyunca enflasyon tahminlerini yaklaşık 1 puan yükselttiğini belirten Yılmaz, bu etkinin Ocak 2010'dan itibaren görülmeye başlayacağını ve Ocak 2011 sonrasında ortadan kalkacağını kaydetti.
Petrol fiyatları
Kısa vadeli enflasyon tahminlerini yukarı yönlü güncellenmesine neden olan bir diğer gelişmenin de petrol fiyatlarındaki artışlar olduğunu söyleyen Yılmaz, küresel ekonomiye ilişkin olumlu algılamaların güçlenmesiyle emtia fiyatlarında başlayan yukarı yönlü hareketlenmenin 2009 yılının son çeyreğinde de sürdüğünü hatırlattı.
Yılmaz, "Bu çerçevede, petrol fiyatları varsayımı 2010 yılı için 75 dolardan 80 dolara, 2011 yılı ve sonrası için ise 80 dolardan 85 dolara güncellenmiştir. Bu güncellemenin 2010 yılı enflasyon tahminleri üzerindeki etkisi yaklaşık 0,2 puan olmuştur. Ayrıca, orta vadeli tahminler üretilirken, dünya ekonomisindeki ılımlı toparlanma sürecine paralel olarak ithal girdi maliyetlerinin de petrol fiyatlarında olduğu gibi kademeli artışlar göstereceği varsayılmıştır" dedi.
2012 sonunda enflasyon tahmini yüzde 4.9
Durmuş Yılmaz, politika faizlerinin uzun bir süre sabit tutulduğu, sonrasında ise sınırlı artışlar göstererek üç yıllık tahmin boyunca tek haneli düzeylerde kaldığı varsayımı altında enflasyonun, yüzde 70 olasılıkla, 2010 yılı sonunda orta noktası yüzde 6,9 olmak üzere yüzde 5,5 ile 8,3 aralığında, 2011 yılı sonunda ise orta noktası yüzde 5,2 olmak üzere yüzde 3,4 ile 7,0 aralığında gerçekleşeceğini tahmin ettiklerini bildirdi.
Yılmaz, enflasyonun 2012 yılı sonunda da yüzde 4,9 düzeyine düşeceğini öngördüklerini söyledi.
Ekonomik faaliyetlerin büyük ölçüde daha önceki raporda ifade edilen görünüm doğrultusunda gelişmesi nedeniyle bankanın orta vadeli tahminlerinde ve para politikası duruşunda belirgin bir değişiklik yapılmadığını ifade eden Başkan Yılmaz, bununla birlikte, kısa vadeli tahminler açısından belirleyici olan değişkenlerin tamamının yukarı yönlü güncellendiğini bildirdi.
Bu çerçevede 2010 yılı enflasyon tahmini belirgin olarak yukarı çekilirken, 2011 ve sonrası için tahminlerinde önemli bir değişiklik yapılmadığını kaydeden Yılmaz, şöyle devam etti:
"Güncellenen tahminlerimiz, politika faizinin uzun bir süre düşük düzeylerde tutulması durumunda dahi enflasyonun ana eğilimi üzerinde yukarı yönlü bir baskı hissedilmeyeceğine işaret etmektedir. Bununla birlikte, vergi ayarlamaları ve baz etkileri nedeniyle enflasyon önümüzdeki iki ay boyunca belirgin bir artış sergileyecektir.
Bunun yanı sıra, küresel krizin fiyatlar üzerindeki aşağı yönlü etkilerinin belirginleştiği 2009 yılının ilk yarısındaki TÜFE değerlerinin oldukça düşük bir baz oluşturması nedeniyle, ikinci çeyrekte de yıllık enflasyon sınırlı bir miktar artış gösterebilecektir.
Bu doğrultuda enflasyon bir müddet hedefin üzerinde kalsa da bütçe dengesi gözetilerek yapılan vergi ve fiyat ayarlamalarının yıllık enflasyon üzerindeki etkilerinin ortadan kalkmasıyla birlikte enflasyonun tekrar kademeli bir düşüş eğilimine girerek orta vadede yüzde 5 düzeylerinde istikrar kazanacağını öngörmekteyiz."
IMF belirsizliği...
Yılmaz, enflasyon raporunu açıkladığı basın toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Yılmaz, IMF ile olası anlaşmaya ilişkin siyasilerin "gün, hafta sonu, ay başı" şeklindeki açıklamalarına dikkat çekilerek, "Durum kesinleşmeden siyasilerin kullandıkları bu ifadeler bazılarını canını yakmaya başladı. Bu durumda SPK mevzuatının işletilmesi gerekmiyor mu?" şeklindeki soruya karşılık olarak bunların spekülasyon olduğunu düşünmediklerini söyledi.
"Ben bir suç işlendiğini düşünmüyorum" diyen Yılmaz, ortada bir proses olduğunu ve görüşmelerin devam ettiğini dile getirdi.
Yılmaz, "Ancak şunu söyleyebilirim belirsizlik her zaman kötüdür. Belirsizlik ne kadar çabuk ortadan kaldırılırsa herkes için iyi olacaktır" dedi.
IMF ile bir anlaşmanın imzalanıp imzalanmayacağını bilmediğini de belirten Yılmaz, bunun sonuçta bir siyasi karar olduğunu, ama anlaşmaya imza koyan taraf olarak kendilerinin de olayın tamamen içinde bulunduklarını bildirdi.
Durmuş Yılmaz, IMF ile olası anlaşmanın tarihi ve formatına ilişkin olarak görüşmelerin devam ettiğine dikkat çekti ve olası anlaşmanın formatının ne olacağı konusunda bilgi veremeyeceğini söyledi.
Yılmaz, anlaşmanın zamanına ilişkin olarak da "Ekonomi açısından belirsizlikler ne kadar çabuk ortadan kaldırılırsa herkes için daha iyi olacaktır" dedi.
Bankalara getirilen harçlar...
Banka şubelerinden harç alınması kararına ilişkin soruyu yanıtlarken de Yılmaz, "Bu, bankalarla yönetim arasında. Herhalde görüşüldü tartışıldı. Bunu kendi aralarında halledeceklerdir. Ekonomi yönetimi sürpriz yapmalı mı? Biz de dahil olmak üzere sürpriz yapmamalıyız. Öngörülebilir olmalıyız ki insanlar uzun vadeli kararlarını alsınlar daha fazla iş ve üretim yapsınlar. Özet olarak söyleyeceğim ekonomi yönetimi sadece bu konuyla ilgili değil mümkünse hiçbir konuda sürpriz yapmamalı" dedi.
Enflasyon riski...
Başkan Yılmaz, kendilerinin enflasyonda yukarı yönlü risk algılamalarının yükselip yükselmediği yönündeki soruya karşılık olarak, "Temel enflasyon göstergeleriyle ilgili olarak şu anda para politikasında değişiklik yapılmasını gerektiren bir durum söz konusu değil. Temel duruş devam ediyor ama (Neler olabilir) sorusunu da kendimize sormak durumundayız. Yukarı yönlü ve aşağı yönlü riskler var. Bir önceki enflasyon raporu ile bu rapor arasında fark olarak şunu söyleyebiliriz; yukarı yönlü riskler biraz daha belirgin hale gelmeye başladı. Önceki raporlarımızda söylediğimiz çerçeveyi büyük ölçüde muhafaza ediyoruz ama ihtiyaç doğarsa fiyat istikrarını sağlama çerçevesinde yapılması gerekeni yapmaktan da geri kalmayız" dedi.
Türkiye'nin kredi notu...
Türkiye'nin kredi notu ile ilgili soruya karşılık da Yılmaz, "Reyting konusunda hala alacaklıyız" dedi.
Davos'a gidip gitmeme kararı...
Merkez Bankası Başkanı ekonomi yönetiminin Davos'a gitmeyişini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de "bu onların tercihi" dedi.
Davos'ta Türkiye'den sadece kendisinin olacağı hatırlatılarak, "oradaki işadamları bizim gazetelerin manşetlerine bakarak (Türkiye nereye gidiyor) diye sorabilirler" şeklindeki yoruma karşılık da Yılmaz, "Türkiye'de siyasi istikrar olduğu sürece ve işadamına, sanayiciye uzun vadeli perspektifler verildiği sürece Türkiye'nin geleceği bugünkünden daha iyi olacaktır, iş yapma imkanları daha iyi olacaktır" dedi.