Kriz süresince büyük düşüşler yaşayan ihracat, aralık ayındaki yüzde 32'lik artışın ardından ocak ayında sadece yüzde 12.52 oranında arttı. İhracatçılar, kar nedeniyle düşen üretimin ihracatın hızını kestiğine işaret ediyor.
Yılı çok iyi bir ivmeyle bitiren ihracatın hızı ocak ayında kesildi.
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından Erzurum'da düzenlenen basın toplantısıyla açıklanan verilere göre, ocak ayında
ihracat 2009'un aynı ayına göre yüzde 12.52 artışla 7 milyar 911 milyon 661 bin dolar olarak gerçekleşti.
İhracat, 2009 Ocak ayında 7 milyar 51 milyon dolar, 2008 Ocak ayında ise 9 milyar 781 milyon dolar olmuştu.
Ocak ayı itibarıyla Türkiye'nin 12 aylık ihracatı da uzun süre sonra ilk kez 100 milyar doların altına indi. Son 12 aylık
ihracat önceki döneme göre yüzde 21.60 azalışla 97 milyar 954 milyon 744 bin dolara geriledi.
Türkiye'nin ocak ayında toplam ihracatının yüzde 82,16'sını gerçekleştiren sanayi grubunda yüzde 12,98 artışla 6 milyar 499 milyon 950 bin dolarlık, yüzde 14,43'ünü oluşturan tarım grubunda yüzde 1,68 oranındaki artışla 1 milyar 141 milyon 328 bin dolarlık, yüzde 3,42'sini oluşturan madencilikte ise yüzde 73,67'lik artışla 270 milyon 383 bin dolarlık
ihracat yapıldı.
Sanayi sektörü alt başlığı altında yüzde 63,36 payla ilk sırada yer alan sanayi mamulleri içinde en büyük payı yüzde 18,11'lik pay ile taşıt araçları ve yan sanayi alırken, bunu yüzde 14,80 pay ile hazır giyim ve konfeksiyon, yüzde 8,64 ile demir çelik ürünleri takip etti.
Aynı dönemde en yüksek
ihracat artışı yüzde 73,67 ile madencilik ürünlerinde gerçekleşti. Madencilik ürünlerini yüzde 49,23 ile kimyevi maddeler ve mamulleri izledi.
Ocak ayında ihracatında gerileme yaşanan ürünler ise yüzde 29,54 ile demir çelik ürünleri, yüzde 15,24 ile tütün, yüzde 6,41 ile yaş meyve ve sebze ürünleri olarak sıralandı.
Miktar olarak bakıldığında, 1 milyar dolar ve üzerinde aylık
ihracat gerçekleştiren alt sektörler, 1 milyar 432 milyon 668 bin dolar ile taşıt araçları ve yan sanayi, 1 milyar 170 milyon 769 bin dolar ile hazırgiyim ve konfeksiyon olarak gerçekleşti.
En fazla ihracat Almanya'ya...Geçen
ay Türkiye ihracatında ilk 10 ülke ise
Almanya,
İtalya,
Fransa,
İngiltere,
Irak,
ABD,
Rusya,
İspanya,
İran ve Romanya olarak sıralandı.
Aralık ayında gerçekleştirdikleri ihracata göre en fazla
ihracat yapan birlikler ise İstanbul
Maden ve Metal İhracatçı Birlikleri (İMMİB), Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB), İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri (İTKİB), Ege İhracatçı Birlikleri (EİB), Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri (OAİB), Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB), Güneydoğu Anadolu İhracatçı Birlikleri (GAİB), İstanbul İhracatçı Birlikleri Genel Sekreterliği (İİB), Doğu Anadolu İhracatçılar Birliği (DAİB), Doğu Karadeniz İhracatçıları Birliği (DKİB), Karadeniz İhracatçı Birlikleri (KİB), Denizli Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (DETKİB) ve Antalya İhracatçı Birlikleri (AİB) olarak sıralandı.
1 milyar doların üzerinde
ihracat yapan genel sekreterlikler, 2 milyar 257 milyon 68 bin dolarla İMMİB, 1 milyar 430 milyon 999 bin dolarla UİB ve 1 milyar 287 milyon 705 bin dolarla İTKİB oldu.
"Toparlanma devam edecek"Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi, genel olarak bakıldığında hem toplamda, hem de sektörler bazında kıpırdanma ve artışın devam ettiğinin görüldüğünü ifade etti.
Büyükekşi, "Toparlanmanın önümüzdeki aylarda da devam edeceğini ve ihracatımızın daha yüksek artış oranlarıyla eski ivmesini yakalayacağını bekliyoruz" dedi.
Türkiye'nin artık siyaset ile ekonomi eksenlerini birbiriyle son derece entegre bir biçimde yönetmeye başladığını söyleyen Büyükekşi, "Siyasetin açtığı yoldan ekonominin, ekonominin açtığı yoldan siyasetin nüfuz ettiği bir dış politika uyguluyoruz" diye konuştu.
"Hedefimiz 111 milyar dolarlık ihracat"Büyükekşi, yeni yılın ilk ayını geride bıraktıklarını ifade ederek, "Ekonomimizin genel gidişatı iyiye doğru gidiyor. Oysa 2010'a büyük bir küresel ekonomik krizin gölgesinde başladık. Buna rağmen biz Türkiye olarak krizde atalete kapılmadık, çok hareketli ve dinamik bir dönem geçirdik. Beklentimizin ötesinde bir
ihracat gerçekleştirdik. Komşu ülkelere olan ihracatımızı artırdık. Yeni pazarlar keşfettik. 100'ler (ihracatı 100 milyar doları aşan ülkeler) kulübünde kalmayı başardık" dedi.
Piyasaların toparlandığını, talebin yeniden kıpırdandığını ve 2010'dan umutlu olduklarını anlatan Büyükekşi, "2009 yılının son ayı itibarıyla ihracatta aylık bazda iki haneli artışlar yaşamaya başladık. 2010 yılının ilk ayını da çift haneli bir
ihracat artışıyla açıyoruz. Bunu görmekten mutluyuz. 2010 yılında hedefimiz 111 milyar dolarlık
ihracat. Fakat unutulmamalı ki, küresel bir krizin etkileri de hemen birden bire sıfırlanmıyor. 2010 yılı tedirgin bir yükseliş yılı olacaktır. Ve bu yeni yılda, tedirginliklerini üstlerinden en erken atanlar kazanacaktır. Türkiye de işte bu grupta yerini almalı" diye konuştu.
IMF anlaşması...Büyükekşi, Türkiye'nin
IMF ile yeni bir anlaşma imzalayıp imzalamayacağının piyasaları uzun süredir meşgul eden konulardan birisi olduğunu belirtti.
Büyükekşi, "Biz daha önce
IMF ile bir anlaşma yapılması konusundaki risk öngörülerimizi Türkiye kamuoyuna duyurmuştuk. Olası bir
IMF anlaşmasının Türkiye'ye davet edeceği sıcak para ile bu paranın döviz üzerine yapacağı baskı bizi endişelendiriyor. Zira ihracatın artışı için rekabetçi ve istikrarlı bir kur şart. Oysa istikrarsız bir kur dalgalanması altında uzun vadeli kontratlar yapmak çok büyük risklere yelken açmak anlamına geliyor. Geldiğimiz noktada biz şu tespiti yapmak istiyoruz,
IMF anlaşmasıyla ilgili tam bir karar verilememiş olması, artık bu tip bir anlaşmanın ülkeye getireceği faydanın sorgulandığı anlamına gelmektedir. Kaynak ile ilgili soru işaretlerinin bulunduğu bir ortamda bile,
IMF kredisiyle ilgili kesin bir anlaşmaya varılamamış olmasının arkasında, ihracatçıların bugüne kadar gösterdiği çabanın da etkisi bulunmaktadır" dedi.
"Bugünkü durumda
IMF reçetesinin Türk sanayi ve ihracatı için doğru bir reçete olmayacağını, ülkelerin neredeyse tamamında destek planları devam ederken,
IMF'nin bir 'sıkboğaz' reçetesi yazacağını anlattık durduk" diyen Büyükekşi, "Şimdi,
büyüme oranlarının dikkatle takip edildiği bu dönemde ve özellikle kamu-özel sektör işbirliği ile kalkınma hamleleri yapılırken, Türkiye'yi rakiplerinden geride bırakacak bir plana mecbur etmeyi mantıksız buluyoruz. Geçen hafta hem bizzat Sayın Başbakanımız hem de değerli bakanlar ve özerk kurum başkanlarının yaptığı açıklamaların özeti tek bir cümlede birleşiyordu, 'Reel Sektöre destek vermeye devam edeceğiz'. Bu söylemi pekiştiren uygulamaların sayısı arttıkça, bizim de moralimiz yükseliyor. Bir
IMF reçetesinin cenderesi içinde, reel sektöre destek vermenin imkansızlığı artık her kesim tarafından anlaşılmış durumda. Bizzat
IMF Başkanı'nın 'Türkiye'nin
IMF anlaşmasına ihtiyacı yok' demesi bile, ülkemizin nereden nereye geldiğini gösterir niteliktedir" diye konuştu.
"Gaza basma vakti gelmiştir"Büyükekşi,
Çin'in artık yavaşlamak için hamleler yapmakta ve bankacılık sisteminde daralmaya gitmekte olduğunu belirterek, "İşte tam bu anda Türkiye için gaza basma vakti gelmiştir" dedi.
Çin'in kendi sanayi elitini yaratmak için yoğun çaba harcadığını ifade eden Büyükekşi, "Üstelik bazı markalarla da
otomotiv ve beyaz eşya gibi sektörlerde marka yaratmaya çalışan
Çin'e karşı rekabette yeni bir strateji uygulamanın vakti gelmiştir. Aslında 2009 krizinden sonra tam bir ölüm kalım savaşı başlamıştır ve tarihe karışan bazı rakiplerin boşalttığı pazar payları için kıyasıya rekabet başlamıştır. Burada ulusal bir duruş sergilemek artık bir zorunluluktur. Eğer
Çin ile işbirliği yapacaksak, bunun siyaset ile birlikte pekiştirilmesi gerekmektedir. Eğer rekabet edeceksek de, mutlaka başka şeyler söylemenin vakti geldiğini belirtiyoruz. Tüm bu sebeplerden dolayı, Türkiye'ye kaynak getirmenin koşullarını artık değiştirmek gerekiyor" diye konuştu.
"Artık
faiz manevralarıyla ülkeye sıcak parayı sokarak döviz arzını artırmak modasını tarihe gömmek gerekiyor" diyen Büyükekşi, "Tasarruf açığını kapatmanın en klişe en kolay yöntemleri ile idare etmekten vazgeçmenin sırası gelmiştir. Önceliklerimizi doğru seçmeliyiz. Hem kaynak oluşturma hem de kullanma biçimimizi daha açık daha sağlam tartışmanın tam zamanıdır. Ekonominin ihtiyacı olan kaynağı, dinamik ve her koşulda küresel talebe cevap veren bir
ihracat sektörü ile sağlayabiliriz. Yoksa sonumuz
Yunanistan gibi, üretmeden tüketen, kazanmadan borçlanan ve krize giren bir ülke olacaktır" şeklinde konuştu.
"İhracat 2010'a yükselişle başladı"
Dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, ihracattaki artma eğiliminin sürdüğünü söyledi.
2010 Ocak ayında 121 ülkeye yönelik ihracatta artış yaşandığını, oransal bazda en fazla
ihracat artışı sağlanılan ülkenin
Çin olduğunu belirten Çağlayan, Ocak 2010 ihracatının, tarım ürünlerinde yüzde 1, sanayi ürünlerinde yüzde 12,7, madencilik sektöründe de yüzde 73.3 oranında artış kaydettiğini belirtti.
Sanayi ürünleri ihracatında, kimyevi maddeler ihracatının yüzde 50,6, taşıt araçları ihracatının yüzde 43,7 artış gösterdiğini belirten Çağlayan, Ocak 2010 ihracatının 2009 Ocak ayına göre yüzde 12,2 artışla 7,9 milyar dolar olduğunu belirtti.
Çağlayan, "Ekim 2009'dan beri ihracatta yaşanan olumlu gelişmeler devam ediyor. İhracat 2010'a yükselişle başladı" dedi.
"İhracatımızın artış trendi devam edecek"İhracatın artış trendinin devam edeceğini belirten Çağlayan, "2010 yılı için Orta Vadeli Program'da öngördüğümüz 107.5 milyar dolar
ihracat hedefini aşacağımıza inanıyorum" dedi.
Çağlayan, Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin bu hedefi daha yukarı çekerek, 2010 yılı için
ihracat hedeflerinin 111 milyar dolar olduğunu açıkladığını hatırlatarak, bu hedefe ulaşmak için hükümet olarak ihracatçıların her zaman yanında yer alacaklarını, pazar çeşitlendirmesini artırarak, 111 milyar dolar
ihracat hedefini de aşacaklarına inandığını söyledi.
2010 yılında dünya ekonomisinden gelen olumlu veriler dünya ticaretinin canlanmaya başlayacağını gösterdiğini belirten Çağlayan, nitekim Uluslararası Para Fonu'nun (
IMF) dünya
büyüme beklentisini yüzde 3,1'den yüzde 3,9'a yükselttiğini,
IMF tahminlerine göre 2010 yılında gelişmiş ülke pazarlarının ortalama yüzde 2,1, gelişmekte olan pazarların ise ortalama yüzde 6 düzeyinde büyüyeceğini kaydetti.