x
Bir Araba Bir Ev Bir de Sibel Vay be!
Bir Araba Bir Ev Bir de Sibel Vay be!

Bir Araba Bir Ev Bir de Sibel Vay be!

Şu günlerde Taksim'de son derece ilginç ve bir o kadar da eğlenceli bir sergi var; Ardan Özmenoğlu'nun "Taksi Şoförü" sergisi. Taksi Şoförü filmi 70'lerin sonunda çekilmiş, başrollerinde Banu Alkan, Kadir İnanır ve tabii ki bir de kötü adamı Bora Ayanoğlu'nun oynadığı bir film. Belki çoğunuz izlemişsinizdir ama filme Ardan'ın ki kadar ilginç bu bakışı geliştirmemişsinizdir...

17.03.2010 Çarşamba 14:43
: Demet Güven

2 Nisan tarihine kadar "Alan İstanbul"da meraklılarını bekleyen sergiyi, değişik materyaller kullandığı için özellikle gün ışığında değil de akşam karanlığında görmenizi tavsiye ediyorum. Zira hepimiz Avatar'ın estirdiği 3D fırtınasının rüzgarındayken sergide de 3 boyutlu gibi hissettiren eserleri görme şansını yakalıyorsunuz. Serginin fikrini, filmden yakaladığı ilginç kareleri Ardan Özmenoğlu ile konuştum.

Bu sefer ki serginizin konusu olarak eski bir Türk filmini seçtiniz.  Neden “Taksi Şöforü”?
A.Ö: 1976 yapımı Şerif Gören’in 1976 yapımı “Taksi Şoforü” filmini ilk izlediğim zaman inanılmaz bir şekilde etkilendim. Renklerden, müziklerden, imajlardan büyülendim. Gerçekten çok güzel bir film. Kadir İnanır ve Banu Alkan başrolde. Banu Alkan bu filmde gerçekten bir taş bebek. Kötü adamımız ise “İbrahim” yani Bora Ayanoğlu. 

Filmin sinema öğeleri çok etkileyici, izler izlemez dedim ki bunun işlenmesi lazım. Türk sanatına başka bir yorumla bu filmin sokulması lazım. Yeşilçam’a bir ara merak sarmıştım zaten. Çok içtenlikle çekilmiş müthiş filmler var. Az bir bütçeyle çok iyi şeyler anlatılmış çok iyi filmler var.

Aslında” Taksi Şoförü” deyince herkes Robert de Niro’nun oynadığı “Taxi Driver” filmi zannetti. Halbuki bizim filmimiz, diğer filmden daha önce çekilmiş. O döneme vurgu yapan bir film, şu anda yine vizyona girse yine aynı mesajı verebilir.


Kısaca filmin konusu nedir?

A.Ö: Film mavi bir arabayla başlıyor ve sıra sıra geçen reklamlarla.  Kadir İnanır taksi şoförü ve mavi bir taksisi var. Banu Alkan ise ünlü bir mağazada tezgahtar ve çok pahalı kıyafetler satıyor. Kötü adamımız Bora Ayanoğlu ise Kadir İnanır’ın en yakın arkadaşı, onu çok seviyor.  Lakin Kadir İnanır bilmiyor ki, gözü var Banu Alkan’da. Filmin çekimleri müthiş, açık alanda İstanbul’da çekilen bir film.

Film başladığından beri şu sözler beyninize işliyor “Bir araba, bir ev, birde Sibel vay be!” filmi bitirdiğiniz zaman sizde “Bir araba, bir ev birde Sibel vay be!” diyorsunuz. 

Kötü adamımız Banu Alkan’ın kolasına ilaç katıyor ve ona sahip oluyor. Hiç bir filmde böyle bir sevişme sahnesi görmedim, 2 saniye sevişme gözüküyor, 2 saniye bir araba spin atıyor, bu sürekli tekrarlıyor. En son kırmızı ışıkta bitiyor sahne.

Film çöplükte son buluyor. Bu üç ana karakter baş başa. Aslında sonu yok filmin, sürreal. Kadir İnanır gurur meselesi yapıyor bu durumu, Banu Alkan peşinden gidiyor Kadir İnanır’ın.

Filmde inanılmaz çok reklam kullanmışlar. Daha ilk dakikada 10’dan fazla reklam karesi görüyorsunuz. 34 yıl olmuş film çekileli ama yine de İstanbul’un o karışıklığını aynı görüyoruz. Başlangıcında yine bir fakirlik fakirin zengin olma çabası. Aslında bir hayat felsefesi de var. Bir adamın hayatı çok basit bir şekilde özetlemesi “Bir araba, bir ev birde Sibel vay be. Ohh daha ne olsun…

Sergilerinizde post-it leri kullanmayı çok seviyorsunuz. Bu sergide de post-itleri kullandınız mı?
A.Ö: Normalde direk post-itleri duvara koyardım fakat bu sefer burada 3 boyutlu bir enstelasyon yaptım. Malzemesi plastik olan özel bir materyal kullandım. Boyutları 7x7, 10x10, 15x15 olarak değişiyor.  Adeta işin içine girebiliyorsunuz, iş hakikaten havada gibi, yani ne duvarın üzerinde, ne geride, ne arkada, direk havada gibi.

Işıkla çalışan baskılar yaptım, ultraviolet ışık da kendini gösteren özel boyalar ve kağıtlar kullandım.

Sergide nasıl işler, filmin hangi imajları yer alıyor?

A.Ö: Serginin girişinde neon ışıkla yazılmış “senin annen bir melekti yavrum” yazısı sizi karşılıyor. Bu sözü şuna benzetiyorum  2008 yılında yaptığım 3 edisyondan oluşan “cumaya gittim geleceğim” diye bir işim vardı.  Bu sözü Türk toplumunda küçüğünden büyüğüne herkes bilir. Bende bu kült cümleyi aldım ve bununla çok uğraştım. 2 metre 90 cm’lik bir yazı oldu, karakterlerde bir adamın el yazısı gibi olması gerekiyordu. “Senin annen bir melekti yavrum”  çok değişik bir cümle 2 tarafa da çekebilirsiniz.

Filmin etkilendiğim sahnelerini aldım, en dikkat çekici sahnelerini. İmajları ona göre seçtim. Sergide bu seçtiğim imajların tekrarları da var. Filmi izlerken, zihninizde benim yaptığım tekrarlar yerini buluyor, film kareleri kafanıza yerleşiyor.

Sergideki imajlardan biri filmin en başında ki Kadir İnanır ve mavi arabası, bir diğeri filmin en sonunda Kadir İnanır önde, Bora Ayanoğlu arkada kalmış çökmüş, Banu Alkan ortada, çöplükteler, dumanlar çıkıyor çöplerin arasından. Sonra Kadir İnanır’ın delirdiği tokat sahnesi ve kral sahnesi çok önemli, inanılmaz bir yatak odası Bora Ayanoğlu sevişmeden sonra kral koltuğuna oturuyor ve Banu Alkan’da yatağın içinde, çarşafa sarılmış bir kadın figürü. Bu inanılmaz bir sahne, bu sahneleri çok kullandım.

“Bir araba, bir ev birde Sibel, vay be!” nin çok tekrarı var ve izleyici mekanı gezerken izlediğiyle duyduğunu bir anda yakalıyorsa ondan çok büyük zevk aldığını fark ettim.

Sergiyi gezenlerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
A.Ö: Mesela filmi bilmeyenler, bu sergiyi gezdikten sonra filmi izliyor ve benim ne demek istediğimi anlıyorlar, filmi izlemiş olanlarsa çok keyif alıyor ve filme farklı gözle bakıyorlar.

Bunu yerini bulduğunu düşünüyorum, içime çok sindi, çok mutlu oldum ve keşke sergiyi yurtdışında da gösterebilsek diyorum. Çünkü insanlar Türk sanatı dendiği zaman hakikaten her yönüyle bakmak istiyorlar. Eminim ki çok dikkat çekecektir. Mesela ben bu imajları New York’da bastırdım, stüdyoda ki sanatçılar çok ilgilendi, bende dedim madem ilgilendiniz filmi göstereyim. Filmi izlediler, bayıldılar ve gerçekten Amerikanvari de bir şey var o imajlar, reklamlar…

Bu fikirler nasıl ortaya çıkıyor, nasıl hayata geçiriliyor?

A.Ö: Fikir geldiği zaman içimde tutamıyorum, onun bir şekilde obje olarak, bir sanat eseri olarak ortaya çıkması lazım. Bunun mücadelesi, fikrin çıkmasından çoğu zaman daha zor oluyor ve beni yıpratıyor. Çünkü Türkiye’de sanatçıların üretimine fazla destek olunmuyor.  Önemli olan fikir, ama maalesef bu fikrin ortaya çıkmasında verdiğim mücadele bazen umutsuzluğa kapılmama neden oluyor.  Keşke burada da yurtdışında olunduğu kadar sanatçıya destek olunabilinse.

Burada ben sanatçıyım dediğimde bana “şarkıcı mısın?” diyorlar. Dünyanın neresine gidersen git “sanatçıyım” dediğinde “resim mi, heykeli mi yapıyorsun?” diye soruyorlar. Biz ise şarkıcılığa kitlenmişiz. Ama insanlara bıkmadan anlatmaya çalışıyorum.
 
Sergiyi yapma amacım bir başka gözden özgün bir yorumla senden olan bir şeyi yorumlamak. Yani çağdaş sanat dediğimiz de bu değil mi zaten? Hani çok senden olan kültürel bir öğeyi veya sanatsal bir değeri tekrar günümüze sunmak ve ilgi çekmesini sağlamak, yorum vermek. İnsanların hoşuna giden şey sanatçının yorumu. Bence şu anda Türk çağdaş sanatçısının elinde işleyebileceği çok öğe var.

“Taksi Şoförü” filminin başrol oyuncuları sergiyi gördüler mi?

A.Ö: Maalesef görmediler. Ulaşmaya çalıştık ama ulaşamadık. Görmelerini gerçekten çok isterdim.

Bu sergi için ne kadar süredir hazırlanıyordunuz?
A.Ö: Filmi izler izlemez kafamda oluştu. Bunu hazırlamak ekimden beri aklımdaydı, zaten aklınıza girdikten sonra bu filmle yaşamaya başlıyorsunuz, hep bunu düşünüyorsunuz. Fikrin oturması, imajların seçimi 5 ayı aldı. Sonra 1 ay stüdyoya kapanıp üretim yaptım.

Burada “Taksi Şoförü” filminin  gösterimi oluyor mu?
A.Ö: Cumartesi günü teras da film gösterisi yapılacak. Bir tarafta haliç bir tarafta boğaz manzarası eşliğinde“Taksi Şoförü” filmi gösterilecek. Sanat etkinliği aslında bir bütün, onu sergi diye, müzik diye ayıramayız. 

Benim şu hoşuma gitti sergi açıldıktan sonra bu filmin bir gösterimi olması, insanların gelip terasta o filmi izlemesi, günümüzde özlediğimiz bir şey, böyle şeylerle insanlar sanata daha çok ilgi duymaya başlayacak.

Çok aktif olarak çalışan bir sanatçısınız, İstanbul ve yurt dışında sürekli yeni sergilere imza atıyorsunuz.  Gelecek sergileriniz nerelerde olacak?
A.Ö: Nisanda New York’da 2 sergim olacak ondan dolayı çok heycanlıyım, biri müzede olacak, ilk defa işlerim müzeye girecek ve sergilenecek.  Bunun yanında Viyana’da bir programa kayıt oldum onlar için iş üretmemi istiyorlar. Bir proje daha var eylül ekim gibi İstanbul’ da ama sürpriz olmasını istiyorum.

Alan İstanbul
GALİP DEDE CADDESİ NO:24/11 TÜNEL BEYOĞLU – İSTANBUL
Tel: 0 212 292 04 14
 www.alanistanbul.com

Dakika dakika neler oluyor? Öğrenmek için hemen tıklayın.