İndex

YÖK'ten katsayıya bir itiraz daha

YÖK'ten katsayıya bir itiraz daha

Haber

Yazı boyutu Azalt Arttır
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığı, Danıştay'ın farklı katsayı uygulanmasının yürütmesini durdurma kararına itiraz etti. İtiraz dilekçesinde katsayı düzenlemesinin hukuka aykırı olmadığı belirtildi.

Böylece Danıştay'ın katsayı ile ilgili ikinci kez yürütmeyi durdurma kararına YÖK de ikinci kez itiraz etmiş oldu.

YÖK Başkanlığının Danıştay'a sunduğu itiraz dilekçesinde, dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek, "Sınava girecek herkes açısından ortaya çıkan hukuki belirsizlik sebebiyle dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasından ötürü telafisi imkansız zararların doğacağı muhakkaktır" denildi.

İtiraz gerekçesine ilişkin dilekçede, YÖK'ün, yargı kararlarına konu olmuş idari işlemi hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilmesi üzerine kararın yerine getirilmesi amacıyla toplandığı ve yeni bir işlem tesis ettiği belirtildi.

Bu yeni işlemin de iptal davası konusu olması üzerine Danıştay 8. Dairesi'nin önce ara karar ile karar gerekçelerini talep ettiği daha sonra YÖK'ün cevap dilekçesinin ardından yürütmenin durdurulması kararı verdiği anımsatıldı.

İtiraz dilekçesinde, "Dava konusu işlemimizde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ve işlemin uygulanması halinde davacı bakımından telafisi imkansız zarar ihtimali bulunmadığı gibi tam tersine sınava girecek herkes açısından ortaya çıkan hukuki belirsizlik sebebiyle dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasından ötürü telafisi imkansız zararların doğacağı muhakkaktır" denildi.

Hukuka uygunluk tartışması

YÖK Başkanlığının Danıştaya sunduğu itiraz dilekçesinde, katsayılarla ilgili belirlenen oranların gerekçeleri anlatıldı.

YÖK Genel Kurulu'nun 21 Temmuz 2009 tarihinde birbirine bağlantılı bir çok unsurdan oluşan yükseköğretime girişe ilişkin yeni bir sistem getirdiği, bu yeni sistemin tamamına yönelik bir hukuka uygunluk tartışması ortaya çıkmadığı savunuldu.

Dilekçede, bu yeni sistem içinde farklı bir anlamı ve işlevi olan katsayı oranları ile ilgili kısmın dava konusu edildiği, Danıştay 8. Dairesinin de katsayı farklılaştırmasını "yönlendirme" amacının tek aracı gibi değerlendirmek suretiyle yürütmenin durdurulması kararı verdiği anımsatıldı.

"Hukuka saygılı olan kurulumuz bu yargı kararını yerine getirmek amacıyla yeni bir katsayı oranı belirlemek üzere toplanmış ve yeni sistemin bütünlüğü içinde bilimsel ve teknik değerlendirmeler yaparak yeni bir oran belirlemiştir" denilen dilekçede, yargı kararının gereği kapsamında yeni işlem tesis edildiği belirtildi.

Dilekçede, şunlar kaydedildi: "İtiraza konu Daire kararındaki yargı kararları ile oluşmuş bir hukuki statü bulunduğu gerekçesi hukuka aykırıdır. Danıştay 8. Dairesi yürütmenin durdurulması kararında eski sistemde belirlenmiş olan katsayıya karşı açılmış davalarda iptal taleplerinin reddi ile oluşmuş bir statüye işaret etmektedir.

Oysa Danıştayın ret kararları bir kesin hüküm oluşturmadığı gibi, Danıştay'ın ret kararları ile oluşmuş bir kazanılmış hak da yoktur. Ayrıca katsayı oranları her yıl kurulumuzca yeniden belirlenmekte olup, bir önceki yıl uygulanan katsayı oranı nedeniyle kazanılmış bir haktan söz etme olanağı bulunmamaktadır. Ret kararlarının kesin hüküm oluşturmayacağını kabul eden Danıştayın bu ret kararları ile değişmesi mümkün olmayan bir hukuki statü oluştuğu iddiası kabul edilebilir olmadığı gibi, bilinen kararlarına da aykırıdır. Oysa, yeni bir sistem kurulduğu açıktır."

Farklı bir düzenleme

Yargısal denetimin, denetime tabi tutulan düzenlemenin hukuka uygunluğuyla sınırlı olduğu savunulan dilekçeye, şöyle devam edildi: "İdarenin takdir yetkisine sahip olduğu bir konuda yapmış olduğu bir düzenlemenin, yargı organlarınca iptal edilmemiş olması ve dolayısıyla hukuka uygunluk karinesinden yararlanmaya devam ediyor olması, hizmet gerekleri ve kamu yararı dikkate alınarak takdir yetkisi kapsamında farklı bir düzenleme yapılamayacağı anlamına gelmez.

Aksi düşünce takdir yetkisine sahip olan idareyi hukuka uygun birden fazla alternatif içinde bir seçeneğe mahkum etmek ve dolayısıyla takdir yetkisini bağlı yetkiye dönüştürmek anlamına gelir. 1998 yılında 0,2-0,5 olarak belirlenen katsayı oranlarının zaman içinde değiştirilmiş olması bunun somut örneğidir.

Örneğin; 2002 yılında alan içi ve alan dışı tercihlerde kullanılacak katsayı aralığı 0,3-0,8 olarak değiştirilmiş, ardından 2006 yılında alan farklılaştırılmasına gidilmiş ve alan bilgisinin daha sağlıklı ölçülebilmesi için 4 olan alan sayısının 7'ye çıkarılmış olması değişen ihtiyaçlara göre yeni düzenlemeler yapılabileceğini göstermektedir. Sekizinci Daire dava konusu katsayı oranları ile 2009 yılında uygulanan katsayı oranlarını karşılaştırmak suretiyle ciddi bir mantık hatası yapmıştır."

Eski sistemdeki katsayı oranları ve buna ilişkin başarı puanları ile yeni sistemdeki puan aralıklarının karşılaştırıldığı dilekçede, "dolayısıyla artık 0.3-0.8 katsayı oranlarından bahsetmek yersiz olduğu gibi bu oranların uygulanmasının da mümkün olmadığı" savunuldu.

"Konu sadece oran farkı olarak incelenmiş"

Dilekçede, şunlar kaydedildi: "Ayrıca Danıştay 8. Dairesi bu karşılaştırmayı yaparken önceki yıllarda uygulanan sınav sisteminin aynen devam ettiği, sadece katsayı oranlarının farklılaştığı varsayımına dayanmaktadır. Bu mantıktan yola çıkarak Kurulumuzun katsayı farklılaştırmasını önemsizleştirmeye çalıştığı sonucuna ulaşmaktadır.

Danıştay 8. Dairesi, eski sistemdeki katsayının işlevi ile yeni sistemdeki katsayının işlevini ele almadan, sadece oran farkı olarak konuyu incelemektedir. Üstelik bu noktada da yargı kararları ile istikrar kazandığı söylenen bir orana işaret etmektedir. Belirtmek gerekir ki yargı kararları daha önce tek aşamalı sınavda belirlenen katsayı oranlarının iptali taleplerinin reddine ilişkin kararlardır."

İtiraza konu daire kararında, "Uygulanmakta olan katsayının (0,8-0,3), (0,15 - 0,13) olarak değiştirilmesinin nedenleri 7 Ocak 2010 günlü ara kararımız ile sorulmasına karşın, davalı idarenin bilimsel ve hukuken kabul edilebilir bir açıklama yapmamış olduğu görülmüştür" denildiği kaydedilen dilekçeye, şöyle devam edildi:

"Öncelikle sözü edilen ara kararında tam ve açık olarak idaremizden ne istenildiği belirtilmemiştir. Belirsiz ve geniş kapsamlı bir soruyu içeren ara kararına cevap verilmediğinden yola çıkılarak hüküm kurulması ve böylesine yaygın sonuçları olan bir davanın tek gerekçesi olarak bu hususa değinilmesi, adil yargılanma ilkesine ve idare hukukunun temel ilkelerinden olan re'sen inceleme ilkesine aykırıdır.

İlgili Daire bu gerekçeyi kararına dayanak yapmakla, katsayının yeni sistem içindeki yeri konusunda eksik incelemeye dayalı karar verdiği kanısını uyandırmaktadır. Ancak itiraza konu kararın yeterli bilimsel veri sunulamadığı gerekçesine dayandırılmış olması, mükerrerlik kaygısı güdülmeksizin dava konusu işlemin bu yönüne ilişkin geniş bir açıklama yapılması gereğini ve ihtiyacını ortaya çıkarmıştır."

Yeni bir sınav modeli

Danıştay 8. Dairesinin, YÖK'ün farklı katsayı uygulanmasına ilişkin 17 Aralık 2009 tarihli kararının yürütmesinin durdurulması kararına yaptığı itiraz dilekçesinde, yeni sistemin daha iyi anlaşılabilmesi için yeni bir sınav modeli ihtiyacını ortaya çıkaran sebeplere değinilmesinin yararlı olacağı belirtildi.

Dilekçede, 1998-2010 yılları arasında uygulanan üniversiteye giriş sistemi, "tek aşamalı yapılan ve bilgi yerine ağırlıklı olarak yetenek ölçümünü esas alan, başarı sıralamasının belirlenmesinde sınavda elde edilen gerçek başarı yerine ağırlıklı orta öğretim başarı puanını belirleyici bir araç olarak kullanan, katsayı farklılaştırması yoluyla sınavda ölçülmeyen ortaöğretim performansının katsayı yoluyla sınav puanına yansıtma hedefi taşıyan, seçimin alan içinde yapılmasını önceleyen ve alan dışı tercihi imkansız kılan bir sistem" olarak özetlendi.

Dilekçede, "Ne var ki 10 yılı aşkın uygulama sonuçları, bu sistemin birçok açıdan sakıncalı ve amaçla uyumlu olmadığını ortaya çıkarmıştır" denildi.

Sınavın bilgi ölçen bir sınav olmaması nedeniyle adayların lise müfredatından koptuğu ve dershanelere odaklandığı belirtilen dilekçede, ağırlıklı orta öğretim başarı puanının belirleyici etkisi nedeniyle gerçeği yansıtmayan şişirilmiş başarı ortalamalarının adaylar arasında adaletsizliklere yol açtığı savunuldu.

Dilekçede, özellikle ortaöğretim başarısını gerçekçi olarak değerlendiren okulların öğrencilerini mağdur duruma düşürdüğü ve alan dışı tercih yapmayı imkansızlaştıran yapısı nedeniyle de ortaöğretim 8. sınıf sonrasında adayların tercihlerinde meydana gelen değişikleri revize etme şansını ortadan kaldırdığının gözlemlendiği ifade edildi.

"Adaletsizlik derinleşti"

Bu sistemde okulun yerini dershanelerin aldığı, özellikle lise son sınıftaki öğrencilerin sağlık mazereti ile okula devam etmedikleri belirtilen dilekçede, şu görüşler savunuldu: "Ancak buna rağmen okul başarısını yükseltmek adına yüksek notlar verildiği, gerçek başarı yerine katsayı farklılaştırılması yoluyla türetilmiş başarı esasına dayanan bu sistemin çalışkan ve donanımlı öğrencilerin aleyhine işlediği bir vakıadır.

Daire kararında istikrar kazandığı söylenen önceki sistemin soru sayısı, soruların konulara göre dağılımı ve sınav süreleri açısından böyle bir sınavda olması gereken ölçme ve değerlendirme yeterliliğini taşımadığı, farklı katsayı uygulamak suretiyle adaletsizlikleri derinleştirdiği artık bilinen bir gerçektir."

Uygulanan katsayının, ÖSS sınavına giren adayların ancak yüzde 40'ı için tutarlı, diğer yüzde 60'lık kesim için tutarsız olduğu ileri sürülen dilekçede, toplam 776 bin 744 kişinin katsayının bu şekilde uygulanmasından olumsuz yönde etkilendiği, bu olumsuz durumun ortadan kaldırılabilmesi için uygulanmakta olan katsayının sınav sonuçlarına etkisinin minimize edilmesinin kaçınılmaz bir durum olduğu ifade edildi.

Bütün bu nedenlerden dolayı giriş sisteminin değişmesi gerektiği konusunun sürekli gündemde olduğu, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e 2007 yılında sunulan YÖK Strateji Raporunda da bu konunun irdelendiği anımsatılan dilekçede, Yükseköğretim Kurulunca Kurulun 5 üyesi ve ÖSYM Başkanından oluşan bir çalışma grubu oluşturulduğu, Komisyonun ÖSYM'den bu konuda bir öneri oluşturmasını istediği kaydedildi.

Yapılan çalışmalar sonucunda komisyonun vardığı sonuçlar ve önerilerin yer aldığı raporun, 21 Temmuz 2009 tarihli YÖK Genel Kurulu toplantısında ele alındığı ve Kurul toplantısında puan türlerinin belirlenmesi yanı sıra, yerleştirme puanların nasıl hesaplanacağına ilişkin kararlar alındığı anımsatıldı.

Kurulun 21 Temmuz 2009 tarihinde aldığı kararla yeni bir sınav modelini öngördüğü yinelenen dilekçede, ancak yeni sınav sistemine ilişkin bu kararın sadece katsayı ile ilgili kısmı hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilmesi üzerine Kurulca dava konusu işlemin tesis edildiği belirtildi.

Kurulun yeni kararında, alan içi ve alan dışı tercihlerde kullanılacak katsayı oranlarının 0.15 ve 0.13 olmasına karar verildiği anımsatılan dilekçede, mezuniyet sonrası ortaöğretimde mezun olduğu alanın dışında bir alanda yükseköğretime devam etmek isteyenlerin karşılaşacağı zorluğun "ölçülülük" ilkesine aykırı olmamasını sağlanmaya çalışıldığı savunuldu.

Danıştay 8. Dairesi'nin, istikrar kazandığına işaret ettiği oranın, tek aşamalı ve sadece yeteneğin ölçüldüğü bir sınav sisteminde geçerli olan katsayı oranı olduğu belirtilen dilekçede, "Yeni sistemin bütünlüğü gözetilmeden eski sistemdeki katsayı oranı ile yeni sistemde yargı kararının gereğini yerine getirmek üzere belirlenen oranı karşılaştırmak doğru değildir. Artık 21 Temmuz 2009 tarihli karar ile kurulmuş olan ve hukukiliği tartışma konusu olmayan yeni bir sistem bulunmaktadır. Bu yüzden katsayının anlamı ve işlevinin, yeni sistemin diğer unsurları ile birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir" denildi.

"İşlevini yitirdi"

Katsayı farklılaştırılmasının sadece meslek lisesi öğrencilerini etkileyen bir durum olmadığı belirtilen dilekçede, öğrencilerin yüzde 30'unun meslek liselerinde yüzde 70'inin klasik liselerde okuduğu kaydedildi.

"Katsayı farklılığı sadece meslek lisesi mezunlarının alan dışı programları tercih etmeleri durumunda karşılaştıkları bir uygulama değildir. Asıl dramatik sonuçlar yüzde 70'e karşılık gelen klasik lise öğrencilerinin kendi alanları dışında (Türkçe-sosyal, matematik-fen, Türkçe-matematik) bir programı tercih ettiklerinde ortaya çıkmaktadır" bilgisi aktarılan dilekçede, sınavda tüm soruları doğru yanıtlayan ve sınava matematik-fen alanından giren bir adayın Türkçe-matematik puan türünde öğrenci alan hiçbir hukuk fakültesine gidemediği anlatıldı.

Tek aşamalı sınavda, her bir alana ilişkin soru sorulmaması nedeniyle öğrencilerin yönlendirilmesinde tek araç olarak katsayı farklılaştırılmasının kullanılmasının kabul edilebilir olduğu ifade edilen dilekçede, şu görüşlere yer verildi:

"Öğrencilerin kendi alanlarında ortaöğretimde aldıkları bilginin ölçülmesini öngören yeni modelde katsayı farklılaştırılması yönlendirme aracı olarak işlevini yitirmiştir. Buna rağmen yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi amacıyla teknik bir değerlendirme sonucunda alan içi ve alan dışı ayırımı öngören katsayı oranları belirlenmiştir. Dolayısıyla yargı kararının yerine getirilmemesi değil, tam tersine yerine getirilmesine ilişkin olan işlemimizde hiçbir hukuka aykırılık bulunmamaktadır."

Dava konusu düzenlemeyle yargı kararının gereğinin etkili şekilde yerine getirildiği savunulan dilekçede, 21 Temmuz 2009 tarihli YÖK Genel Kurulu kararıyla yeni sistem kapsamında katsayı farkı eşitlenmişken, yürütmenin durdurulması kararını uygulamak amacıyla katsayı farkı oluşturan yeni oranların getirildiği yinelendi.

Yeni oranların, yeni sınav sisteminin bütünlüğü içindeki işlevi ve rolü ile değerlendirilmesi gerektiği vurgulanan dilekçede, "Sınavda bir puanlık farkının bile binlerce öğrencinin sıralamasını değiştirdiği ve bölüm kontenjanlarının 40-100 arasında olduğu düşünüldüğünde, yerleştirme puanında 10 puanlık bir farkın sembolik olduğu söylenemez. On puanlık farkın 2009 yılı için yerleştirme sırasını 4 bin ile 42 bin kişi arasında değiştirdiği görülmektedir" ifadelerine yer verildi.

İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 10 Aralık 2009 tarihli kararında dile getirilen "ölçülülük" ilkesinin de göz önünde bulundurulduğu kaydedilen dilekçede, bir yandan yargı kararında belirtilen "yöneltme" gerekçesine uygunluk anlamında alan içi ve alan dışı farklılaştırması yapıldığı, bir yandan da "yöneltme" amacını gerçek başarıyı esas alan bir ölçme değerlendirmeyle sağlayan yeni sistemin bütünlüğünün göz önünde bulundurulduğu anlatıldı.

Dilekçede, ölçülülük ilkesinin uygulandığına ilişkin eski ve yeni sistemin karşılaştırıldığı bir örneğe de yer verilerek, şunlar kaydedildi: "Ölçülülük ilkesinin yargısal denetiminin; her an idare yerine karar verme sonucunu doğuracak bir yerindelik denetimine kayma riski bulunmaktadır. Uzmanlık gerektiren bir konuda ölçülü olanın yargı yerince belirlenmesi sonucunu doğuracak bir kararın Danıştay'ın istikrar kazanan içtihatlarıyla bağdaşmayacağı açıktır."

Başarılı öğrencilere, üniversiteye girişte daha önce belirledikleri tercihlerini düzeltme fırsatı verildiği bildirilen dilekçede, "Kurulumuzca belirlenen yeni oranlar, eski sistemde olduğu gibi farklı alana yönelmek isteyen öğrencilerin geleceğini belirleme hakkını kullanmalarını imkansızlaştıran değil, kamu yararı amacıyla ölçülü şekilde zorlaştırıcı etki yaratan bir orandır" ifadesine yer verildi.

"Karar önemli zararlara yol açıyor"

Dilekçede, 11 Nisan 2010'da sınava 1.4 milyon öğrencinin gireceği, Danıştay kararının bu sayıda öğrenci bakımından bir hukuki belirsizlik oluşturduğu ifade edilerek, şu görüşler savunuldu: "İdaremiz her ne kadar yargı kararlarını dikkate alarak yeni kararlar alacağını, bu hususta öğrencilerin endişe etmemesi gerektiğini duyurmakla birlikte, sınav psikolojisi altında bulunan öğrencilerin belirsizlikten, boyutu tahmin edilemeyecek ve telafi edilemeyecek derecede, mutlaka olumsuz etkilenmekte oldukları hiç kuşkusuzdur.

Dolayısıyla idari işlemin niteliği, yürütmenin durdurulması kararının verilmesinden ötürü ve bu kararı haklı ve gerekli kılan gerçek ve geçerli sebepler de bulunmadığından önemli zararlara yol açmaktadır. İdari yargının varlık sebebi, idari faaliyetlerin gerekleri hususunda uzmanlık ihtiyacı olduğu dikkate alınır ise teknik ve bilimsel nitelikteki bir karar hakkında, yürütmenin durdurulması kararı verilmesi, hizmeti ağır biçimde etkileyecek boyutu ile de hukuka aykırılığını gösterir niteliktedir."

2010 ÖSYS Kılavuzunun basılarak tüm okullara dağıtıldığı ve müracaatların alınmaya başlandığı anımsatılan dilekçede, tüm adayların kılavuz hükümlerine göre çalışmalarına yön verdikleri belirtildi.

Dilekçede, "Öğrencilerin psikolojisini önemli derecede etkileyecek belirsizlik ve istikrarsızlığın yol açacağı olumsuz ortam göz önüne alınarak, belirsizlik ve istikrarsızlık ortamının beraberinde getireceği telafisi güç ya da imkansız zararlar da dikkate alınarak yürütmenin durdurulması kararının kaldırılmasını talep ederiz" denildi.

YÖK'ün dilekçesinin eklerinde de ÖSS Katsayı Değerlendirme Raporuna, Komisyon Görevlendirme yazısına, 2010 ÖSYS Yerleştirme Sistemi özet raporuna ve dava konusu işlemle belirlenen katsayı farkından oluşan 10 puanlık farkın çeşitli alanlardaki sıralama üzerindeki etkisine yer verildi.

Danıştay kararı

Danıştay 8. Dairesi, İstanbul Barosunun ve bir öğrenci velisinin açtığı iki ayrı davada, YÖK'ün 17 Aralık 2009 tarihli kararının yürütmesini oy birliğiyle durdurmuştu. YÖK, 8. Daire'nin bu kararına itirazda bulundu. İtirazı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu görüşecek. Danıştay 8. Dairesi, YÖK kararının iptal istemini ise daha sonra esastan karara bağlayacak.

YÖK Başkanı: "Alternatif çok"

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, "Danıştay'ın, YÖK'ün itirazına reddetmesi halinde yeni uygulamanın ne olacağı" yönündeki soruya, "Çok alternatifimiz var. Öğrencilerimiz lütfen çalışmalarına devam etsinler. Onları şimdilik ilgilendiren bir şey yok. Bütün bu yapılan düzenlemeler, ikinci sınav sonrasına ait. Puanların nasıl hesaplanacağı ve yerleştirmenin nasıl yapılacağı ile ilgili. Onun için lütfen çalışmalarına devam etsinler" yanıtını verdi.

Yusuf Ziya Özcan, bir soru üzerine, sınav takviminde herhangi bir aksama olmayacağını vurguladı. Prof. Dr. Özcan, yeni bir formülleri olup olmadığı sorusuna, "Bir değil, bir çok formülün bulunduğunu" yanıtını verdi.

YÖK Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "17 Aralık 2009 tarihli Yükseköğretim Kurulu kararının hukukiliği ve itirazının kabul edileceği inancıyla, itiraz sonuçlanıncaya kadar konu Yükseköğretim Kurulu gündemine alınmayacaktır" denildi.


Servisler » iPhoneMobilHaber SMSGörüntülü HaberFacebookTwitterSitene Ekle

Diğer Haberler

ADnet

Diğer Haberler

Reklam

Reklam

Test

TEST

Hangi duyunuz daha keskin?
Kalıcı bir bilgi edinmenin sizin için en kolay yolu hangisi?





Devam