Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Başkanlık sistemine ilişkin, "Başkanlık sistemini de konuşabilmeliyiz, Fransa örneğinde daha çok zikredilen yarı başkanlık sistemini de konuşabilmeliyiz" dedi.
Arınç, TRT Haber'de yayınlanan "Özel Gündem" programında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Başkanlık sistemine ilişkin soru üzerine Başbakan Yardımcısı Arınç, "Ben konuya çok yalın bakıyorum. Demokratik rejimlerde başkanlık sistemi de olur, yarı başkanlık sistemi de olur, bizde olduğu gibi parlamenter demokratik sistem de olur veya başka bir sistem de olabilir. Demokrasi içerisinde ülkeler daha iyi nasıl yönetilebilir diye sorulduğunda bazı anayasalar farklı sistemler önermiş olabilirler. Dolayısıyla Türkiye'de, bu sistemlerden bugüne kadar geldiğimiz şekliyle, 'aslında şöyle bir sistem daha iyi olabilir' diyenlere de imkan vermek lazım. Onları da anlayışla karşılamak lazım ve bu konuyu belki anayasal çerçevede daha iyi bir yönetim, yönetişim seviyesinde tartışmak lazım" diye konuştu.
Türkiye'de kişilere indirgenen bir tartışma yönteminin bulunduğunu ifade eden Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün Sayın
Recep Tayyip Erdoğan olmasa, onun güçlü liderliği olmasa ve olası bir seçimde o seçilecek diye bazılarında bir endişe olmasa, rahatlıkla bu sistemi kabul edebilirler. Çünkü kendi liderlerine bakıyorlar, böyle bir ihtimal görülmediği için. On yıldan beri süregelen bir iktidar dönemine bakıyorlar, en azından 9,5 yılını Başbakan olarak tamamlamış veya devam eden bir Başbakan profilinde hep başarı görüyorlar, hep karizma görüyorlar, hep hakimiyet görüyorlar. 'Eyvah bir de başımıza yarın başkan olarak çıkarsa halimiz ne olacak' diye endişe edenler var."
"Ön yargıyla yaklaşmıyorum"Başkanlık sisteminin anayasal bazda tartışılması ve bugüne kadar ki tecrübelerin değerlendirilmesi gerektiğini belirten Arınç, "
Meclis Başkanlığı yapmış ve parlamenter sistemi daha uygun gördüğünü söylemiş bir insan olarak, bu tartışmalara peşin, önyargıyla yaklaşmıyorum. Başkanlık sistemini de konuşabilmeliyiz,
Fransa örneğinde daha çok zikredilen yarı başkanlık sistemini de konuşabilmeliyiz" dedi.
Türkiye'nin yeni anayasasını yaptığını dile getiren Arınç, şunları kaydetti:
"1961 Anayasası'nı, 1982 Anayasası'nı istemediğimize göre,
12 Eylül 2010'da yeni bir anayasa yapmanın da yolu açıldığına göre, en azından 4 Nisan'dan bu yana,
12 Eylül darbesini yapanlar ağır cezada yargılandığına göre, onların yaptığı anayasa ile biz devam edemeyiz.
Yapılacak şeyi, Sayın Meclis Başkanımız gayet iyi götürüyor. Her partiden eşit sayıda temsilciyle, bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurdu. Bugüne kadar da çok olumlu çalıştılar. Artık şu andan itibaren de öneriler, düşünceler tartışılacak ve metin yazılmaya başlanacak. Olabilir ki, oradaki temsilcilerden herhangi birisi, '12 kişiyiz biz, 4 partiyi temsil ediyoruz, bir de şu başkanlık sistemini konuşalım' diyebilir.
Bu ayıp değil, günah değil, suç değil. Nitekim 4 partinin ittifak edeceği konularda madem ki yeni bir anayasada yazımı başlayacaktır, bu konuda bir ittifak olursa şu veya bu şekilde olağan karşılamak lazım. Sokakta tartışacağımıza, artık Anayasa Komisyonu'nda bunun en güzel yeri bulunmuştur kanaatindeyim."
28 Şubat soruşturması28 Şubat soruşturmasına ilişkin bir soru üzerine Arınç, dün zamanın İçişleri Bakanı Meral Akşener'in bildiklerini anlattığını ve kendisine sorulan soruları cevapladığını ifade ederek, bunun önemli bir gelişme olduğunu, çünkü o sürecin bizzat içinde bulunmuş bir bakanın bildiklerini savcılara anlatmış olmasının çok önemli olduğunu söyledi.
Arınç, o dönemde yargılanan Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanvekili Bülent Orakoğlu'nun da savcılar tarafından bilgisinin alınmasının çok olumlu bir gelişme olduğunu kaydederek, soruşturma kapsamında muvazzaf ve
emekli olmak üzere bazı askerlerin de tutuklandığını hatırlattı.
Bülent Arınç, özel yetkili
Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'nin yürüttüğü
28 Şubat Soruşturması kapsamında bugün verilen arama kararlarına ilişkin de, şunları dile getirdi:
"Demek ki soruşturma devam ediyor. Bir an evvel iddianame varsa iddianamenin ortaya çıkması veya eğer takipsizliğe bağlanacaksa bir takipsizlik kararının bir an önce sonuçlandırılmasını ben şahsen bir hukukçu olarak da bir siyasetçi olarak da arzu ederim. Önemli bir konu. Yeni gözaltılar olacaksa soruşturma bir an evvel bitmeli diye düşünürüm. Yargı sürecidir. Soruşturma biterse arkasından kovuşturma safhası başlar. Bir an evvel bu yargılamalardan sonuç alınabilir.
28 Şubat, üzerinde durulması gereken, seçilmiş bir hükümete karşı bir askeri darbenin bizzat yaşandığı bir olay, bugün bütün açıklığıyla ortaya çıkması lazım. Bu konunun bizzat mağdurlarından birisi olarak, o günkü hükümette payı olan bir siyasetçi olarak, bir milletvekili, kendisi ve ailesiyle birlikte mağdur olmuş bir insan olarak, o sürecin Türkiye'de bir ibret vesikası olarak yargı tarafından hesabının sorulması beni ancak mutlu eder."
Arınç şöyle devam etti:
"Bence soruşturma sonucunu bekleyelim. Ancak bu soruşturmanın çok fazla uzamasının kamuoyunda vicdanlara olumlu etki yapmayacağını düşünüyorum. Bir an evvel bu soruşturmayla ilgili ne varsa süratle yapılsın ve iş daha çok belirgin hale gelsin.
28 Şubat bilinmeyen,
faili meçhul değil ki,
28 Şubat'tan kast ederken bundan 15 yıl öncesinden bahsediyoruz. Her şey çok taze. Bütün
hatıralar, her gün konuşulan hatıralar.
Bunun belgeselleri de yapıldı. Olayın canlı tanıkları da halen konuşulabilecek durumdalar. Sayın Demirel konuşmuyor belki ama Demirel'in
dışında o süreci yaşayan herkes, bir tarafında bu işin neler olduğunu rahatlıkla anlatabilir"
Süt skandalıBülent Arınç, süt dağıtımı sonrası yaşananlara ilişkin de "Özellikle belli bir bölgede, belli bir örgütün propagandasına dikkat etmemiz lazım.
PKK denilen örgüt, Türkiye'de devletin, vatandaşına ve öğrencisine karşı bu türlü jestler yapmasını arzu etmiyor" dedi.
"Çünkü devletle halkın arasını açabilmek için her zaman sıkıntı doğuracak işler olmalı ki onun propagandası yapılabilsin" diyen Başbakan Yardımcısı, "Daha birkaç gün önce Silvan Barajı'nın temel atma törenine giden 4 bakanın geçeceği yola bomba döşeyen bir örgütün, 7 milyon 600 bin öğrenciye sağlıklı kalması için süt dağıtılmasından hoşnut olmasını beklemek aptallıktır" ifadelerini kullandı.
Arınç ayrıca, "Bu konuda yaptığımız bütün inceleme ve tıbbi tahliller, zehirlenme belirtisi olmadığını gösterdi" dedi.
Basın mensuplarının yıpranma payıBaşbakan Yardımcısı Arınç, basın mensuplarının yıpranma paylarına ilişkin bir soru üzerine de, "Hükümet olarak bize düşen, yıpranma hakkının yeniden konulması ise, biz bu konu üzerindeki çalışmamızı hemen hemen sonuçlandırmış durumdayız" dedi.
Arınç, "Asıl mesele, sadece yıpranma hakkı değil, basın çalışanlarının iş garantileri de yok, sendikalaşma imkanları da yok" ifadelerini kullandı.
Tiyatroların özelleştirilmesiBülent Arınç tiyatroların özelleştirilmesine ilişkin de şöyle konuştu:
(Tiyatroların özelleştirilmesi) Bence sağlıklı bir tartışma. 'Biz daha özgür olmak istiyoruz' dediler ve hükümet de anlayışla karşıladı 'Daha fazla özgürlük ancak özelleşmeyle mümkün olur' dedi.
Özlük haklarına zarar getirmemek suretiyle
özelleştirme düşünüyoruz. Bunun için çağdaş, batı ülkelerindeki örnekler de dikkate alınacak.
Mevcut sahneler, belki de
özelleştirme sonrası özel tiyatrolara devredilecek, buralarda istedikleri repertuvar ve içerikle daha özgür
alanlarda sanat yapmaları temin edilecek.
Yeni anayasaBaşbakan Yardımcısı yeni anayasayla ilgili de, "Türkiye, planlamaya göre, en geç bu yılın sonuna kadar yeni anayasasına kavuşacak. Artık Türkiye darbeler anayasasından kurtulmalı, yeni, çağdaş, özgür, daha demokratik sivil bir anayasayı yapmak ve başarmak durumunda" dedi.
Fransa'daki seçimBülent Arınç, "(Sarkozy) Benim de tavsiyem ilk tatilini uzunca bir süre olmak üzere Ermenistan'da yapması. Belki onlara karşı vefa borcunu da ödemiş olur. Sarkozy'nin karşısında kim olsaydı ve güçlü olsaydı, mutlaka bu seçimi kazanırdı. Çünkü onun yüzünde birkaç maske olduğunu Fransız halkı kabul etti" şeklinde konuştu.
Kıbrıs konusuArınç,
Kıbrıs görüşmeleriyle ilgili de, "Son görüşmelerde de biz, mesafe alınabileceğini umuyorduk, ama
Kıbrıs Rum tarafının uzlaşılmaz, konuşulmaz, paylaşılmaz, sert ve katı tutumu maalesef devam ediyor. Böyle giderlerse Ermenistan'ın bu sıkıntılarından kurtulması mümkün değil. Türkiye ile sorunlarını çözmesi lazım. Sözde soykırım iddialarından bir şekilde sarfı nazar etmesi ve gerçeklerle yüzleşmesi lazım. Sadece dışarının destekleriyle ayakta durması, uzun süre mümkün olmayacak gibi" dedi.