CNNTürk'ün ünlü ekran yüzü, başarılı gazeteci Şirin Payzın, Kamboçya'ya gidecekler için yazdı. Bu yazıyı okuduktan sonra planınızda yoksa bile alacağınıza eminiz.
Şirin Payzın
Seyahate çıkmak her zaman keyiflidir ama yalnız çıkılan seyahatlerin tadı başkadır. Yalnız çıkılan seyahatler aslında iç dünyamıza doğru yaptığımız seyahattir. Yeni yerler keşfedersin ve bir bakmışsın kendinle ilgili yeni şeyler öğenmişsin. Tayland - Kamboçya seyahati işte böyle bir seyahatti benim için.
Bangkok Havaalanı'nın çıkışında bekleyen güler yüzlü şoförlerden birini seçtim. Gülenler arasından en gülenini. Çiçekli gömleği, parmak arası tokyoları ve parlak siyah saçlarıyla tipik bir Bangkoklu şoför gibi görünse de o aslında bir Khmer yani Kamboçyalı. Çok az İngilizce biliyor, ben de onun dilini konuşmuyorum ama Bangkok'a doğru ilerlerken vücut diliyle yaptığımız konuşmadan Tayland'da yaşamaktan mutlu olmadığını anlıyorum. Bütün mülteciler gibi o da memleketini özlüyor. Kamboçya'nın nasıl da yeşil, nasıl daha güzel olduğunu anlatıyor bana azıcık İngilizcesiyle. Ben de ona 3 gün sonra çıkacağım Kamboçya seyahatini anlatmaya çalışıyorum. Seyrelmiş dişlerini ortaya koyan kocaman gülümsemesinden ne kadar mutlu olduğunu anlamak mümkün. 'Neden Bangkok'tasın?' sorusuna yanıtı net ve kısa: Pol-Pot ve iş yok. İlerleyen günlerde bunun ne kadar doğru olduğunu anlayacağım. Gerçekten iş yok, yoksulluk var, Pol Pot kırmış geçirmiş ama muhteşem bir ülke Kamboçya.
Kamboçya'ya uzanmadan önce Bangkok üzerine bir iki not düşmek isterim. Benim en sevdiğim, kendimi rahat hissettiğim, yemeklerine ve insanlarına bayıldığım şehir Bangkok. Eskiyle modernin iç içe geçtiği, kimliği ile barışık bir şehir. Bu şehir turist doludur, evet ama turistin olmadığı çok ilginç köşeler de bulursunuz kendinize. Bangkok ayrı bir yazı konusu ama Kamboçya seyahati öncesi uğradığım yerleri sizlerle de paylaşayım. Yeme-içme meraklılarına duyurulur. Burası gerçek bir cennet. Yol kenarlarında, parklarda, kanallardaki kayıkların üzerinde, her yerde yemek pişiren sokak satıcıları var. Batı'dan gelenlerin yaklaşımı 'Bu yemekler asla yenmez pistir' olsa da size tavsiyem, inanmayın.
Bangkok'ta pek çok restorana gitmiş biri olarak diyebilirim ki en lezzetli yemekleri sokak satıcılarından yedim. Hafta sonları kurulan Chatuchak pazarında bir saatiniz ayırın ve pazarın tam ortasında yemek pişirenlerin arasına dalın. Taylandlı kadınların pişirdiği acılı ördek çorbalarından muhakkak tadın, unutamayacaksınız. Ve benim gibi masaj meraklısıysanız şehrin dört bir yanında bulunan spa'ları deneyebilirsiniz ama tavsiyem muhakkak Wat Pho tapınağının içindeki sağlık merkezi... Burası aynı zamanda Tayland'daki ilk üniversite. Buradaki klinikte çok az bir ücret karşılığında hayatınızın belki de en iyi masajını olabilir, rahatsızlıklarınızı öğrenebilir ve muhteşem tapınağın atmosferine kapılıp bambaşka bir duygusal yolculuğa çıkabilirsiniz..
MECBUREN HATIRLIYORSUNUZ
Tayland ne kadar sakinse Kamboçya o kadar vahşi. Tayland bugünü ve geleceği yakalama telaşındayken Kamboçya gizemli, el değmemiş, hazmı zor bir ülke. Mecburen sizi geçmişe döndürüyor. Mecburen hatırlıyorsunuz, mecburen insan onurunu ayaklar altına almanın ne olduğunu düşünüyorsunuz. Mecburen öfkeleniyor, mecburen seviyorsunuz bu ülkeyi.
Rehberim aynı zamanda şoförüm. Adı Rhintan. Siem Reap şehrine uzak bir köyde oturuyor. Dört gün boyunca birlikteyiz. Siem Reap, dünyanın 8. harikası Angkor tapınaklarının hemen yanı başında kurulmuş. Fransız sömürgesi olduğu yıllardan kalan binalarla ve otellerle dolu. Birbirinden renkli pazarlarda her şeyi bulmak mümkün. Yılan şarabından ipek kumaşlara, baharattan gümüş takılara kadar...
Kamboçya yarı değerli taşları, ipek dokumaları ve gümüş işçiliğiyle meşhur. Gümüş atölyelerinde çalışan kadın işçiler ortalama 5-10 dolar kazanıyorlar. Kamboçya'da işlenen gümüşler Hindistan'a, Çin'e oradan da bütün dünyaya gidiyor. Ayrıca ipek dokumalar için özel mağazalar var devlete ait. Güzel ve güler yüzlü genç kızlar çalışıyor buralarda ama bu sokağı temsil eden bir görüntü değil asla. Kamboçya Asya'nın en fakir ülkelerinden biri. Rhintan, Angkor tapınaklarını gezmeden önce muhakkak Siem Reap Nehri'nde geleneksel kayıkla gezmemi tavsiye ediyor. Fazla turistik diye kabul etmek istemiyorum ama ısrar ediyor. Hadi bakalım! Herkesin gittiği yoldan değil de ara kollardan ilerliyoruz. Tropik bir bitki örtüsünün ve zaman zaman da ormanın içinden... Uzunca bir süre sonra balıkçıların su üzerine kurulmuş köyüne geliyoruz. Su evlerde yaşayanlara baktığımda 'Acaba hala bu dünyada mıyım?' diye soruyorum kendime? Doğanın hiçbir köşesine el değmemiş bu vahşi manzaranın ortasında yarı çıplak balıkçılar farklı bir dünyanın mücadelesi içindeler.
Bütün bir günü onlarla geçiriyorum. Kamboçya'ya gidenlere bunu da tavsiye ediyorum.
Ertesi gün Angkor tapınaklarına gitmek için Rhintan beni sabah 5'te uyandırıyor. Koyuluyoruz yola. Hava sıcak ve nemli. Anghor'un tarihini uzun uzun anlatmaya yerim yok, zaten kitaplardan ve google'dan bulmak mümkün ama bu muhteşem tapınaklara dair birkaç şey söylemek isterim. İtiraf etmeliyim ki, Angkor'u görünce Asya'daki diğer tüm Budist tapınakları yavan, basit ve kimliksiz geliyor. Muhakkak bir tanesinin en tepesine kadar çıkın. O tapınağın üzerinden önünüzde uzanan uçsuz bucaksız vahşi ormana, ormanın içinden gelen seslere, yeşilliğe hele hele benim gibi turist sezonu dışında gitmişseniz on dakikalığına yağan yağmurdan sonra ortaya çıkan kokulara kendinizi bırakın. Dünyanın zirvesine ulaşmak işte bu duygu. 9. yüzyıldan beri orada olan bir medeniyetin kollarında dünyaya tepeden bakıyorsunuz. Bu tapınakları gezmek günler sürebilir, irili ufaklı onlarca tapınak. Genelde bir günlük turlar var ama ben, 'bir günde bitirmeyin' derim, iki güne yaymakta yarar var. Güneşin doğuşunu ya da batışını yakalayın.
'Tapınakları bitirdim şimdi ne yapacağım' derseniz ve alışverişten sıkılanlardansanız etraftaki küçük ve turistik olmayan köylerden birine gidin ve bir Budist tapınağında yarım gün geçirin. Ben geçirdim. Tapınaklar Budist rahiplerin evi aslında. Başrahip ve onun öğrencileri turuncu kıyafetleri içinde tapınakta yaşıyorlar. Köylülerin getirdikleri sunaklarla hayatta kalıyorlar. Burası diğer dinlerin ibadethaneleri gibi sıkı kuralları olan mekanlar değil adeta sosyal bir kulüp. Rahip, içinde koca bir buda heykelinden başka hiçbir şey olmayan tapınağın içinde bir köşede oturuyor ve gün boyunca herkesin derdini dinliyor. Gelen köylülere akıl veriyor, yol gösteriyor. Evlilik tarihinin uygun olup olmadığını sormaya gelen de var, kocasıyla kavgasını anlatan da, hasta kızına şifa arayan da... Ya da yalnızca sohbete geliyorlar ve rahibin kutsal banyoda kutsamasını istiyorlar.
Hayli ilginç bir deneyim. Bir halka halinde rahibin etrafında oturanlar dertlerini anlatanları dinliyor. Herkes hiç çekinmeden en mahrem sırlarını, aile dertlerini, işyerindeki sıkıntıları bile anlatıyor. Rhintan'a usulca sordum: Bu özel bilgileri paylaşmaktan çekinmiyorlar mı? Cevap: Özel bilgi ne demek?... Bir kez daha bizim doğru bildiklerimizin buraya uymadığını fark ediyorum. Çünkü onlar bir rahibin önünde dertlerini sorunlarını hatta mutluluklarını anlatırken başka bir şey paylaşıyorlar. Orada yargılama yok, dedikodu yok, kızmak yok. Mesela bir kadın kocasından şikayet ederken diğerleri kahkaha atıyor. 'Alay mı ediyorlar?' diye soruyorum, 'Hayır!' diyor Rhintan, 'Kadına destek veriyorlar'. Burayla ilgili en ilginç not, rahibe getirilen sunaklar... Bakıyorum, tencere tencere yemekler, meyve, sigara ve kutu kutu red bull. Meğer başrahip çok seviyormuş...
Son gününüzü mayın müzesine ayırabilirsiniz. Kamboçya'da eli, kolu, bacağı, gözü olmayan çok insan var. Sokaklarda dileniyorlar. Ülke Kızıl Khmer'lerin o vahşet dolu yıllarının yarasını sarabilmiş değil. Büyükten küçüğe herkes bu travmayı yaşıyor. Siem Reap civarında pek çok yetimhane var. Tatildeyim üzülemem diyorsunuz ama görmezden gelmeyin.
Tek başına seyahat edeceklere notlar:
l Korkulacak hiçbir şey yok. Bangkok da Siem Reap de gayet güvenilir şehirler. Yalnız başınıza gece-gündüz rahat gezebilirsiniz. Siem Reap'te dilenci çocuklar var. Bir tanesine para verirseniz bir anda on tane oluveriyorlar.
l Ben hem Bangkok hem de Kamboçya'da 'tuk tuk' denilen motosiklet irisi, üstü kapalı yerel araçlarla gezdim hep. Çok keyifli, boşuna taksilerle mücadele etmeyin. Zaten günlük hayatınızda hep biniyorsunuz. 'Tuk tuk'lar ucuz, değişik ve eğlenceli... Laf olsun diye pazarlık edebilirsiniz ama zaten 50 cent, en pahalısı 1 dolar.
l Kamboç yemekleri Tai yemeklerine göre daha az lezzetli. Siem Reap'te basit küçük restoranlarda yemenizi tavsiye ederim. Siem Reap Bangkok'a göre daha kirli bir şehir. Dolayısıyla sokak satıcıları değil küçük esnaf lokantalarını seçmekte fayda var.
l İlla güneş, deniz diyenler için Kamboçya'nın sahil şeridi az keşfedilmiş ve çok güzel.
l Fillerin korunması için oluşturulan vakıflara destek olun. Fillerin soylarının tükenmemesi için çok uğraşıyorlar.
Son bir not: Gereksiz yere pazarlık etmeyin. Zaten her şey çok ucuz, unutmayın ödeyeceğiniz her kuruş kendini zar zor doğrultan bir ülkeye uzanan yardım eli oluyor.
Şirin Payzın'ın Akşam Gazetesi için yazdığı yazıdan alınmıştır.