Üç kritik seçim ve Obama Etkisi
08.06.2009 Pazartesi 07:21
Başkan Obama'nın Kahire'deki konuşmasının üzerinden 72 saat geçmedi ki Ortadoğu'nun diyaloğa, ilerlemeye ve gerçek modern bir demokrasiye ne kadar hazır olduğu Lübnan seçimleri ile ortaya çıktı.
Haftalardır Türkiye'deki bazı muhafazakar çevrelerin bile garanti gözüyle baktığı "Hizbullah'ın kaçınılmaz zaferi" sandıkta genç ve Batı yanlısı seçmenin oyları ile darmadağın oluverdi. "ABD Hamas ve Hizbullah'la muhattap olmak zorundadır" diyen Türkiye içindeki çevrelerin de en azından hesaplarını birkez daha yapması gerekecek. Lübnan'ın Hizbullah olmadığı olmayacağı artık açıktır.
Ortadoğu'nun en acılı ama en sağlam demokrasisi olan Lübnan yine büyüklüğünü ve Batılı yüzünü gösterdi. Gençler son güne kadar çalıştı, uçaklar dolusu Lübnanlı oy vermek için memleketine geldi. Zafer Obama'nın değil onlarındır. Ama itiraf edelim ki ABD Başkanı Ortadoğu'daki taşları artık geri çevrilemez şekilde oynatmayı başardı.
Bir sonraki sınav İran seçimlerinde yaşanacak. Bütün işaretler genç ve kentli İranlıların yanısıra Ahmedinejad'ın politikalarıyla petrol fiyatları patlarken bile fakirleşen taşralı İranlıların memnuniyetsizliklerini sandığa yansıtacağı yönünde. Washington'daki çevreler ilk turda olmasa bile ikinci turda İran'daki Reformist kanadın kazanacağına inanıyor.
Bu iki kritik seçimden "Batıcı" güçlerin zaferle çıkabilmesi bile AKP hükümetinin yıllarca "Biz herkesle görüşüyoruz, herkesi etkileme gücüne sahibiz" tiradının biraz havada olduğunu gösterdi. Madem yapabiliyordunuz niye 8 yıl yapmadınız diye sorabilir pekçok kişi..
Öte yandan Obama'nın etkileyemediği ve Türkiye aleyhine sonuçlar veren bir başka seçim var. AB Parlamentosu seçimlerine katılım düşük kaldı, merkez sağ yine ağırlığını koydu. Yeşiller kısmen güçlendi ama Türkiye'deki derin muhafazakarlaşma AB'deki en fazla Türk destekçisi olan Sosyal Demokratları bile korkuttu. Artık hiçbiri tam üyelik sözü edemiyor.
"Türkiye'yi Karanlığa terkedemeyiz"
Fransa Devlet Başkanı Sarkozy saplantılı bir güvensizlikle Başkan Obama'nın yanında bu sözleri ederken Obama Türkiye'nin 60 yıllık NATO üyeliği ve Batı ve Doğu için önemiyle yanıt verdi.
Obama Türkiye'nin karanlığa düşmeyeceğini bilecek kadar Türkiye'ye güveniyor. Ama ideallerini Cibuti ve Senegal'in iç polikita sıkıntılarına endekslemiş, "Karayiplerden bile oy alıyoruz" diye övünen bir Dışişleri ile artık Türkiye Avrupalı olduğunu iddia bile etmiyor. Tam tersine.. Bakan Davutoğlu Avrupa'nın sözünü bile etmezken Türkiye'nin AB üyeliğini hatırlatmak nedense Bakan Clinton ve Başkan Obama'ya düşüyor.
ABD esas Türkiye'yi Avrupa'ya ittiriyor
Sanıldığının aksine ABD, AB'yi bize değil, bizi onlara doğru ittiriyor. Çünkü AB hedefinden uzaklaşmış, anketlere göre içki içen komşusunu sevmeyen, dul kadınlara kötü gözle bakan, AB bizi bölecek diye düşünen bir Türkiye kimliğinin kendisi için de sıkıntı olacağını, bölgesi için de sağlıksızlık yaratacağını biliyor.
Obama yönetimi Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'nın ırkçı karanlığına düşmemesi için bizi AB'de istiyor. Bu ABD yönetimi Türkiye ve AB'nin kaderlerinin kopmaz şekilde bağlı olduğunu düşünüyor. Ankara duyuyor mu? Ya da anlıyor mu?
Dipnot: Sayın Dışişleri Bakanı'ndan bir istirhamım var. Muhabirler olarak bizim saygınlığımız sizinle gelmedi, sizinle de gitmez. Türkiye'nin yabancı başkentlerinde görev yapan muhabirleri AKP'den önce de sayılır sevilirlerdi. Sizden sonra da öyle olacaklar. Umarız siz de Batılı muhabirlere verdiğiniz değeri Türk muhabirlerden esirgemezsiniz.