Yine böyle gündem sıkıntısı çektiğimiz bir günde, editörlerin spor bültenlerini ve sayfalarını doldurmak için kıvrandığı bir günde, Milliyet gazetesi yetişti imdadımıza ve habercilerin deyimi ile bombayı patlattı. Çiğdem Hızkan önderliğindeki Milliyet Almanya şubesi Bochum Savcılığı tarafından yürütülen Uluslararası Şike Skandalı Soruşturması'nın çok gizli tutulan raporlarını ele geçirmiş. Büyük haber! Önemli bir gazetecilik başarısı. Bir gazeteci ya da televizyon çalışanı olarak değil bir okur olarak Milliyet Gazetesi'ni tebrik ediyorum.
ÇAMUR AT İZİ KALSIN!
Ama ülkemizde nedense çok heyecanla karşılanmadı bu gelişme! Önce medyadan başlayalım. Herkes olaya temkinli yaklaştı. Başta Milliyet gazetesindeki tanıdıkları, güvenilen isimler olmak üzere Futbol Federasyonu yetkililerine kadar herkes arandı, tarandı. Şüphelerin giderilmesi için gereken sorular soruldu ve emin olunduktan sonra düğmeye basıldı. Sonra ülke medyası istese de istemese de, haberi yapan grubu sevse de sevmese de bu konuya eğilmek zorunda kaldı. Ama haberi değil, haberciliği ve bu haberi yapanları eleştirenler de oldu ülkemizde! Milliyet'i çamur atmakla suçlayacak kadar ileri gidenler de oldu.
HANGİ TARAFTASIN?
Sermayenin el değiştirmesinin ardından yeniden yapılanan ve özellikle de Ergenekon ve Deniz Feneri soruşturmaları ile kutuplaşmanın zirvesine çıkan medya grupları ve gazeteciler arasındaki çatışmalar artık spor medyası da dahil her yere yapıştı mı? Haberin içeriği ile değil de haberi yapanlarla uğraşmak bir tür alışkanlık haline mi geldi? Her geçen gün daha da kaotik hale gelen gündelik yaşantımızda bizim hayata bakış açımızı belirlemeye mi çalışıyorlar? Artık her konuya ve daha da vahimi hayata dost-düşman penceresinden mi bakmak zorundayız? Bizden olanlar ve bizden olmayanlar dışında bir perspektifimiz olamaz mı? Misal: Galatasaray-Fenerbahçe derbisini bir Beşiktaşlı ya da bir Gençlerbirliği taraftarı olarak izleme ve keyif alma şansımız yok mu? Tarafımızı seçmeden hayata devam etme şansımız yok mu? Taraf değilsem yok muyum?
TAZMİNAT DAVASI!
Gelelim iddialarda adı geçen kulüplere ve isimlere. Haber yayıldıktan sonra doğal olarak panik havası yaşandı ülkede. İddialarda adı geçenler kadar geçmeyen ama potansiyeli olan her kulüp ve kişi de huzursuz oldu. Ama ortak düşman olarak haberi yapanlar belirlendi. Ortak açıklamalar "tazminat davası" açılacağı yönünde. Benim anlamadığım kime açacaksınız bu davayı? Böyle bir araştırma yaparak keyfimizi bozan Bochum savcılığına mı? Yoksa Bochum savcılığının iddialarını ele geçirerek yayımlama cesareti gösteren Milliyet Gazetesi'ne mi? Diyelim ki bu süreç sonunda iddialarda adı geçenler suçsuz bulundu ve tamamen aklandı. O zaman Milliyet Gazetesi suçlu mu olacak bu iddiaları yayınlayarak? Tazminatları ödemek zorunda mı kalacak? Milliyet Gazetesi'nin herhangi bir iddiası bile yok. Milliyet savcılığın iddialarını haber yaptı sadece.
Aslında TFF'den umutlu olsak da, Spor Bakanı'nın açıklamalarına inanmak istesek de bu ülkenin geleneklerine baktığımızda daha işin başında verilen bu tepkilere şaşırmamamız gerekiyor. Tıpkı bundan belli bir süre sonra bu soruşturmanın da diğerleri gibi hiçbir sonuca ulaşmayışına şaşırmayacağımız gibi.
HASIR ALTI MI? TÜRKİYE'DE ASLA!
Medya, futbolcu, kulüp ve TFF eksenindeki gelişmeleri düşünüp dururken, esas soruyu kaçırıyoruz belki de. Alman Futbol Federasyonu'na belgeleri ve kanıtları açan Bochum Savcılığı belgeleri neden bize vermekten kaçınıyor? TFF Hukuk Kurulu Üyesi Yunus Egemenoğlu ve arkadaşlarının tüm çabalarına ve ısrarlarına karşın neden bu süreçte Türkiye dışarıda tutuluyor?
Acaba organize şiddet uygulayarak tüm Dünya'nın tepkisini çektiğimiz meşhur Türkiye-İsviçre maçının ve bu maçın ardından yaşanan sürecin bir etkisi olabilir mi?
Hatırlarsanız o dönemde bazı Türk büyükleri medyayı maçın şiddet görüntülerini saklamadıkları ve yayınladıkları için vatan hainliğiyle suçlamışlardı. Yani bu ülke yine şiddeti uygulayanı değil, şiddeti haber yapanı suçladı.
Ne de olsa bu olay İsviçre'de yaşansaydı İsviçre basını olayları hasır altı eder; başta FIFA ve UEFA olmak üzere tüm Dünya'yı kandırmayı başarırdı.
TFF'nin işi gerçekten zor. Şikenin bir suç teşkil etmediği bir ülkenin federasyonu olarak Bochum Savcılığı'na ne diyecekler? " Belgeleri bizimle paylaşın, suçların ve suçluların üstüne beraber gidelim." mi?
Tabii canım ne de olsa bizim tarihimizde hasır altı edilen tek bir vaka bile bulamazsınız. Edildiyse bile dış mihrakların işidir zaten!