Beşiktaş Kulübü Aziz Yıldırım’ı kınadı ve Kulüpler Birliği’ne başkan düzeyinde katılmayacağını açıkladı. Bursaspor başkanı İbrahim Yazıcı da Aziz Yıldırım’ın “ Tek büyük Fenerbahçe” demecine tepki gösterdi: “ İnsan bir tabelaya bakar!”
Ya da:
CHP ( eski ) Genel Başkanı Deniz Baykal skandal video görüntülerinin hükümet desteği olmadan gerçekleştirilemeyeceğini savundu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan yanıt sert oldu: “ Ba işin sorumlusunu arıyorlarsa avukatlığın yaptıkları çetelere baksınlar” Baykal kaset komplosunun sorumlusunun bulunması için Başbakan’ı göreve çağırdı. Başbakan’dan cevap “ Ben senin avukatınmıyım yahu?” O şöyle dedi, bu böyle cevap verdi. Şu şuna sert çıktı. Bu daha sert cevap verdi vs....
SANAL GÜNDEMİN YAPAY KAHRAMANLARI
Farkında mısınız bilmiyorum ama siyaset olsun, spor olsun, ekonomi ya da eğitim olsun bu ülkenin gündemi hep böyle şekilleniyor ve biz bunları takip etmek zorunda kalıyoruz. Bu kadar sığ, bu kadar amaca hizmet etmeyen ( daha da önemlisi topluma ve toplumun faydasına hizmet etmeyen ) tartışmalara, polemiklere maruz kalıyoruz. Bu tip tartışmalar ne işe yarar? Halka nasıl bir çıkar sağlar? Toplumsal ve-veya bireysel yararları-zararları neler olabilir hiç sormuyoruz ve sorgulamıyoruz?
Mesela spor kamuoyunda, önceliği vatandaşa hizmet olan, vatandaştan aldığı vergilerle bütçesini oluşturan belediyelerin profesyonel futbol takımlarına yaptığı maddi katkı tartışılmıyor bir türlü. Bu katkının olumlu-olumsuz yönlerini, olup-olmaması gerekliliğini ve alternatiflerini değil de; o kulüp başkanı ne dedi, öteki ne cevap verdi, beriki ne mesajı attı, diğeri basın açıklamasında nasıl sert bir tavır takındı gibi konuları tartışıyoruz.
Siyasi gündeme bir türlü eğitim gelemiyor mesela. Dersanelerin ve özel okulların kasasını doldurmaktan başka hiçbir amaç gütmeyen, çocukları birbiriyle yarışan safkan atlardan başka bir gözle görmeyen, sporda, sanatta, bilimde ve diğer alanlardaki başarı, yeterlilik ve sürekliliğin gençlikten geçtiğini göremeyen ( daha doğrusu görmesi işine gelmeyen ) eğitim sistemimizi nasıl kökten değiştirebiliriz bunu tartışmıyoruz.
Bu ülkenin yakın tarihinde yaşananlar neden bir türlü eğitim müfredatında yer almaz? Bu ülkenin tarihi 1950’de biter mi? O tarihten bu yana geçen 60 yılda bu ülkede yaşananlar neden göz ardı edilir? Bir ülkenin geleceğini planlayabilmesi için herşeyden çok yakın tarihini bilmesi gerekmez mi? Bu soruların peşinden gidemiyoruz? Siyasetçilerin attığı “gündem” denen oltaya takılıp kalıyoruz. Ya bizi aptal yerine koyuyorlar, ya da Aziz Nesin ustanın dediği gibi gerçekten öyleyiz.
BURSASPOR İLE UMUTLANMAK
Ama ben böylesi köklü bir geçmişi, böylesi zengin bir kültürel altyapısı olan bir toplumun potansiyelinin çok daha güçlü olduğuna inanıyorum. Bu topraklardan çıkacak yeni nesil insanların pek çok şeyi değiştirebileceğine, vicdanın ve sağduyunun kazanacağına inanmak istiyorum ve inanıyorum da. Yeter ki insanlar doğru soruların peşinden gidebilsin ve gerekli bilgilere ulaşabilsin. Bunun için daha fazla araştırmamız gerekiyor, daha fazla soru sormamız ve daha fazla özveri göstermemiz gerekiyor. Bize sunulanı değil, istediğimizi elde etmemiz gerekiyor.
O yüzden Aziz Yıldırım ile Rüştü arasndaki polemiğe değil, Bursaspor’un başarIsının nedenlerine bakmamaz lazım. Bursaspor’un bu ülkedeki tüm ezberleri bozarak elde ettiği şampiyonluğu çok ama çok iyi irdelememiz lazım. Hayatta şampiyon yapmazlar denilen bir anadolu kulübünün şampiyonluğunu son haftada Fenerbahçe’nin kaçırdığı gollere bağlamamamız lazım. Milyon dolarlık transfer bütçeleri ile Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzonspor bu işi nasıl son haftaya taşıyamadı da, Bursaspor bunu nasıl başardı buna bakmak lazım. Çünkü Bursaspor’un şampiyonluğu bu ülke için başarıdan çok daha ötedir. Bursaspor’un bu tarihi başarısı, statüler çerçevesine oturtulan bu ülke gerçeklerinin değişebileceğine dair bir ışıktır. Bursaspor’un şampiyonluğu herşeyden önce devrimdir, umuttur.
Bu yüzden Deniz Baykal ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasındaki polemik yerine bu ülkenin tarihine bakmamız gerekiyor. Özellikle yakın tarihimizi çok iyi anlamamız lazım. Siyasetten spora, sanattan ekonomiye, eğitimden bilim ve sağlığa kadar hayatanı her alanında yapılanları irdelememiz lazım. Doğruları ve yanlışları tek tek çalışmamız lazım. Ama herşeyden önce eğitim müfredatına yakın tarihimizin de mutlaka girmesi gerekiyor.
İşte o zaman insanlar sığ tartışmalardan ve polemiklerden sıyrılıp kendileri.aileleri ve vatanlar adına düşünmeye, planlamaya, örgütlenmeye ve uygulamaya başlayabilir.
Öğrenebilmek için, sorgulayabilmek ve tartışabilmek için, değişebilmek ve gelişebilmek için, ama herşeyden önce umutlanabilmek için bir an önce Bursaspor’un yaptığı gibi, bizim de bir şeyler yapmamız gerekiyor. Hem de çocuklarımız ve torunlarımız için değil sadece bizzat kendimiz için. Büyük usta Nazım’ın da dediği gibi: Hemen, şimdi!
.....
“Yani, öylesine ciddiye alacaksin ki yasamayi,
yetmisinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
hem de öyle çocuklara falan kalir diye degil,
ölmekten korktugun halde ölüme inanmadigin için,
yasamak yani agir bastigindan.”
Nazım HİKMET RAN
1947