Hatırlamayanlar için anımsatalım. Şu anda CIA'nin başında bulunan ABD'nin Irak'taki eski Komutanı Org. David Petraeus, Irak'taki direniş hareketi ile nasıl mücadele ettiklerini 2009 yılının başında Washington'da bir sunumda anlatmış ve "Anakonda Stratejisi" dediği çok başlı, çok kollu ve katmanlı bir istihbarat ağını gözler önüne sermişti.
Muhalif grupların içine adam sokma, cemaat liderleri ile işbirliği yapma, kanunsuz bazı işler yapanları muhbir olarak kullanma gibi. Ama zaten savaş halindeki Irak'ta kanun da kural da kalmamıştı. ABD'nin derdi gücünü tesis etmekti.
Şimdi görüyoruz ki gerçekten Ankara'nın PKK ile mücadele için kullandığı strateji de Anakonda'nın bir yansıması.
Bekir Bozdağ'ın MİT'e karşı yürütülen hukuki operasyon sonrası dün söyledikleri çok çarpıcı:
"MİT'in örgüt içine sızmalarına baktığınızda, sızmanın suç işlemeden yapılma imkanı yok. Oraya girdiğiniz zaman, o faaliyetlerin içinde olduğunuz zaman karşıdakilerin güvenini kazanmak için de bazı şeyler yapması gerekir"
MİT, gerçekten Bozdağ'ın söylediği kadar derine girebildiyse istihbarat çevrelerinde buna ancak şapka çıkarmak gerekir.
Öyle ki, MİT örgüt içine adam yerleştirmekle kalmamış, muhtemelen o adamı izleyen başka bir adam daha yerleştirmiştir ki, doğrusu da budur.
Ama Anakonda her zaman masum çalışan bir operasyon değildi. Nitekim Uludere olayında da işaretler bu stratejinin Askeri kanatta iyi çalışmayan yönünü göstermişti.
Görünen o ki, Türkiye terörle mücadelesinde neredeyse ABD'nin Afganistan ve Irak'ta El Kaide'ye karşı uyguladığı stratejiyi ana hatlarıyla neredeyse "copy-paste" uygulamaya başlamıştır.
Bunun iyi tarafı, bir noktada masaya oturulacağının "by-default" dediğimiz, "peşin kabuludür"
Çünkü Petraeus bize bunu böyle anlattı:
"Eninde sonunda bir muhattapla karşı karşıya oturacak şekilde oluşturduk stratejiyi" dedi.
İşte tam da bu nedenle Yeni Şafak Ankara Temsilcisi Abdulkadir Selvi'nin "Operasyoncular-Diyalogcular" kavgası diye adlandırdığı tanımlama cuk oturmakta.
Butun bu toz duman içinde geçen ay Türkiye'yi çok iyi bilen üst düzey bir İsrail'li diplomatla yaptığım kısa görüşmeden de bahsetmeliyim.
Mavi Marmara'ya adı karışan İsrail'li askerlere açılan davanın geri çekildiğini duyduğunda "Başbakan bize jest mi yapıyor?" diye sordu.
Ben de "Ben onu bilemem ama bence sizin de Hakan Fidan'a yönelik haksız eleştirilerinizden geri adım atma zamanınız geldi" dedim.
Yani MİT operasyonunun arkasında İsrail'i aramak şu noktada çok da gerçekçi olmayabilir. Çünkü Tel Aviv yönetimi bir süredir Ankara ile en düşük seviyede bile olsa normalleşme arayışındaydı.
Cemil Çiçek'e yapılan davet belki de bunun en somut adımıydı.
Anakonda'yı yazmaya devam edeceğim.
***
Kılıçdaroğlu'nun twitleri sıkıntılı
CHP Lideri "Sosyal medyayı daha çok kullanacağım" dedi de, gün içinde konuşma yaptıktan iki saat sonra danışmanlarının onun adına twitter'a yazması saçmalık. Hem liderin sesli kanlı canlı mesaji taca çıkıyor, haber olma niteliğini yitiriyor, hem de hiçbir samimiyeti yok. Kemal beyin kelimeleri ile yazılmıyor, insani hiçbir not eklenmiyor. Sırf maaş alalım diye yazacağınıza az ama öz yazsanız daha iyi edersiniz.
***
Gorbaçov diyen yandı
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ABD'de yaptığı konuşmada "Biz Esad'a Gorbaçov ol dedik, o Miloşeviç oldu" dedi. Böyle diyerek de Silivri'deki Yalçın Küçük'e şahane bir malzeme verdi. Gorbaçov, "soğuk savaşçı" literatürde özgürleştiren bir lider olarak değil, ülkesinin parçalanmasına kapı aralayan bir isim olarak anılıyor. Saygınlığı tartışmalı. Louis Vuitton reklamlarında oynuyor, parayla konferans veriyor. Londra'da jet set davetlerde geziyor. Sn. Davutoğlu galiba kaş yapayım derken göz çıkardı.