- Şaka yapıyorsun! 'Şimşek Santrfor'un şehrine yani!
- Milliyet Çocuk'taki futbolcudan bahsediyorsun! Sen de mi okurdun?
- Deli misin! Tabii ki! Rüzgar gibi top sürerdi. Muhteşemdi!
- Onun sayesinde çocukluktan Barselonalıyız değil mi?
Kızların hatta diğer erkeklerin şaşkın bakışları arasında 'Çak abi' demeler!
Milliyet Gazetesi'nin ortasında yıllarca görüşmemiş gibi kucaklaşmalar!
Neredeyse timsah yürüyüşü yapacak iki koca adam!
Bütün binayı çınlatmaya yetecek şen kahkahalar :)
Bahsi geçen adamlardan biri CNN Türk'te hergün spor haberleri yapan ve sunan,
CADDE'de her pazar 10A10 oyunu oynayan ve oynatan Barış Kuyucu.
(Ben demeye utanıyor muyum yoksa!)
Diğeriyse Milliyet yazı işleri müdürü Çınar Oskay.
30'lu yaşlarında olmalarına rağmen iki Milliyet Çocuk ruhlu çocuk :)
Biri Ankara'da diğeri Gaziantep'te büyüyen iki adamın ya da hala çocuğun ortak noktası fırtına sağ açık Eric 'Kai' Castel'di. Sadece bizim mi? Çocukluğu ve ilkgençliği 80'li yıllarda geçen, bir şekilde Milliyet Çocuk'la tanışmış şanslı kişilerin ortak noktası değil midir beyaz saçlı solak 7 numaralı süper futbolcu?
Peki tesadüf müdür THY'nın sponsorluk anlaşması için gidilen Barselona'da benim için hazırlatılan forma ve numarasının 7 olması?
Bence değil! Kesinlikle değil! Vallahi değil!
20 yılı aşkın zaman önce 'Küçük Barış'ın hayallerinin gerçeğe dönmesi değildir de nedir bu?
Milyonlarca Milliyet Çocuk adına gittim, gördüm, gezdim!
İşte başlıyoruz!
1 yılda 6 kupa kazanarak futbol tarihine geçen Barselona'nın renklerine bürünen özel Boeing 737-800 uçağına biniyorum ve kusura bakmazsanız THY'nın hazırladığı özel Barselona mönüsü ile başlıyorum. Çünkü yemekler Gaziantepli damağımı, mönü tasarımı da futbolsever gönlümü fethediyor.
Daha da hızlanalım!
Soğuk İstanbul'dan ılık Barselona'ya iniş, otele varış. 7 numaralı formayı giyiş. İspanyol mutfağından biraz tadış ve sonra 34 yıldır göremediğim 'Camp Nou', bizim deyişimizle 'Noy Kamp', benim deyişimle Hollandalı efsane 'Johan Cruyff'un görkemli sahnesi'ne gidiş! Papa'nın bile kombinesinin olduğu Katalanlar için kutsal topraklara varış.
Bir anda çocuklar gibi fotoğraf çekmeye başladık. Genç, yaşlı, her yaştan televizyoncu ve gazeteci çocuklar gibi şendik. THY'nin skorbordda sürekli resmi sponsor olarak kalması, Barselona ve Sevillalı oyuncuların THY için oluşturulan kapıdan sahaya çıkması, şenliğimizin yanına gururu da ekledi.
İşte çocukken beyaz saçlarını rüzgarlara bırakan 'Eric Kai Castel' nam-ı diğer 'Şimşek Santrfor'la birlikte, hayallerimde yaşattığım Camp Nou'da bu kez gerçekten vardım.
Yani Camp Nou'daydım öyleyse varım" derken...
Derken, 2 taraftar benimle fotoğraf çektirmek isteyince dağıldım. Çünkü belki de rüya görüyordum! Fıkra gibi! Bir Fransız ve İspanyol bir Türkle neden fotoğraf çektirsin?!
Gerçek gibi görünmüyordu. Dayanamadım sordum, "Neden ben?"
Fransız olan Pedro, "Bizim gibi siz de çok mutlu görünüyordunuz da ondan" dedi ve Türk olduğumu öğrenince "Mevlüt Erdinç benim adamım" deyip fotoğraf çekiminden sonra arkadaşlarıyla tezahüratlar yaparak gitti. Bu tanışıklık hoştu da yaşadıklarımın rüya olmadığını biran önce kanıtlamam gerekliydi.
Yardımıma soğuyan hava yetişiyor ve üşüyordum. Üşüyünce anladım! Bu rüya gibi olan ama rüya olmayan bir andı! Oradaydım!
Arkadaşımdan ödünç aldığım fotoğraf makinemle Messi, İbrahimoviç, tribünler, Guardiola kimi yakaladıysam çektim. Kendimi de bol bol çektirdim. Ben fotoğraf çekerken Barselona da rakibi Sevilla'ya çile çektiriyordu. Rakip takımı pas manyağı yapıyor ve başka bir dünyadan gelmiş gibi futbol oynuyorlardı. Tıpkı televizyondaki gibi. Tıpkı Şimşek Santrfor'un yıllar öncesindeki Barça'sı gibi. Çocukluğumdaki gibi!
'Pas-elona' pardon Barselona 2'si süper yeteneği Messi, diğerlerini Escude (kendi kalesine) ve Pedro'nun attığı gollerle Sevilla'yı 4-0 yendi. İşte o an lanetlendim! Ben artık bizim maçlara nasıl tahammül edecektim?
"Nankörlük etme. Bir tane Barselona var bunu unutma Barış" dedim!
Arjantin'de Bombonera ve Brezilya'da Maracana'dan sonra bir başka hayal stadımda başta bir futbol sanatçısı veya şaheseri Messi ve diğerlerini ayakta alkışlayanlar arasında idim.
"Teşekkürler çocuklarrrr" diyen spiker meslektaşlarım gibiydim!
Ayrıca, Messi'den önce Cruyff, Maradona, Hagi, Ronaldo, Romario, Rivaldo ve Ronaldinho gibi futbolun sanatçıları ve düşünürlerinin Barselona tercihini de anladım.
Çünkü bu şehirde Picasso ve Gaudi'nin ruhu dolaşıyor! Sanat futbola da yansıyor.
Amor yani 'AŞK' isimli futbolcu bile yıllar önce bu takımda oynamayı tercih ediyor!
Katalanlar da bunu biiiyor ve "ME'S QUE UN CLUB", "BİR KULÜPTEN FAZLASI" diyor.
Barselona'nın Grazia yani Zarafet Sokağı'ndaki otelimde yaşadıklarımın gerçek olduklarını ispatlayan fotoğraflarım, bir gecede zevkle bitirdiğim Messi kitabım ve hayran kaldığım Barça TV'yi izlerken uyuyakalmışım.
Ne olur söyleyin bana bunu ben mi yaşadım?