CNN Türk

Yazarlar

Astsubaylar sosyal medyaya el koydu

Astsubaylar sosyal medyaya el koydu

02.05.2012 Çarşamba 07:17

Ordunun bu cefakâr emekçilerine kulak verin. Astsubaylar rahatsız. Hem de çok rahatsız.

Türk ordusunda yaklaşık 95.000 astsubay rütbesinde memur görev yapıyor. Gelin görün ki bu memurların diğer memurlarla kıyaslandığında pek çok hakkı subayların iki dudağı arasında. Mesela çiçeği burnunda yeni mezun bir üsteğmen orduda görev yapan 20 yıllık bir astsubaya tek bir cümle ile bir haftalık hapis cezası verebiliyor. Emir demiri keser bahanesi ile pek çok hakları yasal olarak gasp edilmiş. Maaş deseniz ordunun en alt seviyesindeler. Üstelik hiçkimse kendilerine sormadan Oyak başta olmak üzere vakıflara, derneklere kesinti yapıyor. Yetmezmiş gibi subayların maaşı artıyor, astsubaylarınki aynı oranda artmıyor. Lojmanlarında da benzer bir haksızlık söz konusu. Ordu içindeki subay ve astsubaylar arasında negatif ayrımcılık terör hattında canları pahasına çatışan bu devlet memurlarının hemen her alanda karşılarına çıkıyor. Hastanede, orduevlerinde hatta kışlada yemek yiyecekleri yerlerden, tedavi görecekleri polikliniklere kadar hemen her şeyleri subaylardan ayrılmış durumda. İşin kötüsü bu durumlarını dile getirmeleri de yasak. Devlet memuru ve asker oldukları için bugüne kadar sesleri ancak emekli olunca çıkabiliyordu. Onu da zaten kimse duymuyordu.

Oysa bakın sosyal medya devrimi onları da etkiledi. Bugün Twitter ve Facebook’ta açtıkları hesapları yüz binin üzerinde insanın takip etmesinin nedeni yıllar süren bu haksızlığa karşı birikmiş öfkelerinden kaynaklanıyor.
Aileleri ile birlikte bir milyon kişinin mutsuz olduğu, şikâyet ettiği bu durum ne yazık ki ana akım medyada kendine yer bulamıyor. Habertürk’ten Umur Talu ile bu köşeyi saymazsanız ordunun bu cefakâr emekçilerine bırakın sahip çıkmayı seslerini duyan bile yok. Dayak yiyen doktorun, atanamayan öğretmenin, huzursuz maliyecilerin sesini duyan ana akım medya nedense astsubayların bu dertlerine gönül indirmek istemiyor. Duymazdan geliyor. Yıllar önce ilk göreve geldiğinde İlker Başbuğ’un astsubayları 30 Ağustos resepsiyonuna çağırması bile olay olmuştu ama o da bir şey yapmadı. Zaten asıl bir ‘şey’ yapması gereken askerler değil siyasetçiler. Alın size partilerüstü müşterek ortaklıkta birleşmemiz gereken bir konu daha. İster iktidar isterse muhalefetteki partiler olsun ordunun bu cefakâr emekçilerine kulak verin. Astsubaylar rahatsız. Hem de çok rahatsız.

Başbakan’ın bize doğru sallanan baş parmağı

1980’de Türkiye’nin nüfusu tahmini olarak 40 milyon civarındaydı. Örgütlü işçilerin sayısı 2.600.000’i buluyordu. Belki daha fazlası vardı azı yoktu. Bugün Türkiye’nin nüfusu 80 milyona dayandı. Örgütlü işçilerin sayısı tahmini olarak 460.000 civarında. Peki ne oldu da yıllar içinde rakamlar böylesine ters orantılı gelişti? Kuşkusuz bunda en büyük pay 12 Eylül rejiminin örgütlenmeyi neredeyse baş suçlu ilan edip lanetlemesinin altında yatıyor. 12 Eylül öncesindeki bütün günahların faturası örgütlenmenin üzerine kesildi. İster illegal isterse legal olsun tüm örgütlerden birer umacı yaratıldı. Bir kültür bu yüzden tasfiye edildi. Örgütler yerlerini siyasi partilere bıraktılar. Oyu alanın dereyi geçmesinin, sandıktan çıkanın kendine bu kadar çok güvenmesinin arkasında bu örgütsüz kitlelerin karşısındaki gücün güveni yatıyordu. Siyasetçiler bürokrasiyi kullanıp 12 Eylül Anayasası’na sırtlarını dayayarak örgütlenmenin hep yolunu kesti. Bir zamanlar televizyonlarda işveren sendikaları ile işçi sendikalarının tartıştığı bir ülkede yaşıyorduk hatırlayanımız var mı? Artık TÜSİAD gibi işadamlarının en güçlü örgütünün yıllardır doğru dürüst başkan seçmeye korktuğu bir ülkede yaşıyoruz. Hiçbir işadamı politikacıların karşısında hedef olmak istemiyor. Farkındaysanız son yıllarda Öğrenci Kolektifleri altında öğrenciler bir araya gelmeye kalktılar, başlarına gelmeyen kalmadı. Ergenekoncu ilan edilmeleri bir yana yaklaşık 500 öğrenci sudan nedenlerle cezaevine tıkıldı.

Bu ülkenin en iyi örgütlenmiş kurumu aslında orduydu. Bugün o örgütlenme kendini kurtarma telaşında. Vardiya nöbeti altında kadınlar cezaevlerindeki subay eşleri için örgütlenmeye çalışıyorlar.

En son örgütlenen dizilerde oynayan oyuncular. Dün aralarından biri “3500 kişi hep beraber Taksim’e yürüyoruz” diye twit atmış. Gelin görün ki aylardır ekrana çıkartıp dertlerini anlatmaları için tek bir tanesini bulamıyoruz. Yapımcıların kendilerini aforoz etmesinden çekiniyorlar.

Basında örgütlenmek ise koskoca bir hayal. Belki de medyanın son yıllarda gördüğü en güçlü örgüt ANGA adı altında Ahmet ve Nedim’in arkadaşlarının eylemleriydi. E onlar da çıktığına göre örgüt dağıldı! 100 gazeteci cezaevinde dımdızlak kaldı.

En iyi örgütlenmiş kitle haklarını yemeyelim ataması yapılmayan öğretmenler. Devlete kapağı attıkları an örgütü mörgütü unutacaklarından emin olabilirsiniz. Neyse uzatmaya gerek yok. Devleti, işadamı, basını, bireyi örgüt mörgüt istemiyor artık. İsteyen de marş marş cezaevine.

E bulmuş böyle bir kitleyi karşısında şimdi Başbakan Erdoğan baş parmağını kaldırıp yüksek perdeden bu millete esip gürlemesin de kim gürlesin.

Ölmüşüz, arkamızdan ağlayacak örgütümüz yok!