CNN Türk

Yazarlar

Deniz Bayramoğludenizb@cnnturk.com.tr

CNN TÜRK Program Yapımcısı/Sunucu

DENİZ BAYRAMOĞLU IMF hiç bitmeyen hikâye

IMF hiç bitmeyen hikâye

15.03.2010 Pazartesi 07:47

Sabah saat 07.30 civarıydı işyerine ulaştığımda. Haber merkezindeki nüfus henüz gün içi ortalamalara ulaşmamıştı. Gecenin geç vakitlerinden bu yana haber merkezinin başındaki editör, girişte göründüğüm an uzaktan seslendi: "Deniz, koş abi, IMF ile ilgili son dakika var!" IMF... Son dakika... Tek bir ihtimal var... İptal...

5 dakika geçmeden durum netleşti. Gece geç vakitlerde, önce Hazine sonra da IMF sözcüsü Caroline Atkinson bir açıklama yapmış ve Türkiye kamuoyunu yaklaşık 2 yıldır meşgul eden IMF anlaşmasının rafa kalktığını duyurmuşlardı. Açıklamalara göre, nisan sonundaki IMF-Dünya Bankası toplantılarının ardından bir IMF heyeti Türkiye'ye gelecek ve Madde 4 kapsamında incelemelere başlayacaktı.
    Konuyu yakından takip eden tüm isimler gibi benim de ilk tepkim, "Haydi hayırlısı, nihayet yola nasıl devam edeceğimizi anladık" demek oldu.
    Oldu ama bu, IMF ile ilgili tüm sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu elbet. Hele de gün içinde birçok gazeteci arkadaşım gelip de "Nedir şimdi bu meselenin özü. Hükümet IMF'ye nihayet rest mi çekti" diye sorduğunda daha net anladım ki IMF varlığı kadar yokluğuyla da tartışılmaya devam edecek. Hem de uzunca bir süre. Çünkü geçen hafta boyunca hemen herkes IMF anlaşmasının yapılmayacak olmasının anlam ve ehemmiyetini tartıştı ama bu tartışmalar yanıtlar yerine daha fazla sorunun ortaya çıkmasına sebep oldu.
    Mesela, stand-by anlaşması gerçekten rafa kalktı mı?
    IMF artık Türkiye'yi denetlemeyecek mi?
    Masadan kalkan ve süreci noktalayan taraf kimdi?
    Bundan sonra yola nasıl devam edeceğiz?
    Mali kural nedir ve ne işe yarar?
    IMF'den gelecek para olmazsa finansman açığı nasıl kapanır?
    Bunun büyümeye etkileri ne olur?
    IMF anlaşmasının yapılmaması erken seçim alameti mi?
    Aslında hepsinin yanıtı var ama o yanıtlar, başka bir soruya verilecek yanıta göre değişebiliyor. Son soruya verilecek yanıta göre... Ben de cuma günü bu sorunun yanıtını bulmaya çalıştım. Soruyu Parametre programına telefon bağlantısı ile katılan Radikal gazetesi köşe yazarı Tarhan Erdem'e yönelttim. Tarhan Erdem gayet kesin bir ifadeyle kararın erken seçim alameti olmadığını, aksine seçimlerin zamanında yapılacağının önemli bir işareti olduğunu söyledi. Aynı programda "mali kural nedir ve ne işe yarar" sorusunu yönelttiğimiz bir başka Radikal gazetesi köşe yazarı Uğur Gürses de aynı kesinlikle yanıtladı bu soruyu: "Erken seçim değil, zamanında seçim işareti..."
     
    Kapı hafiften aralık kaldı
    Peki ya masadan kimin kalktığı meselesi? Başbakan Erdoğan'ın IMF ile bir anlaşma yapılmasını istemediği sır değil. Zaten aklı başında bir yöneticinin IMF ile stand-by yapılmasını istemesi mümkün değil. Ülke için hayırlısı da bu zaten. Ama kulislerden sızan bilgiler masadan kalkan tarafın Türkiye değil, IMF olduğunu gösteriyor. IMF 2 yıldır herhangi bir sonuca varmadan devam eden bu süreci artık devam ettirmek istememiş. Zaten bunun işaretleri de son bir-iki haftadır IMF Başkanı Strauss-Kahn gibi en üst düzey isimler tarafından da veriliyordu.
    Fakat yola IMF olmadan devam edeceğiz diye sevinmeden evvel şu noktayı vurgulamak gerek. Hazine açıklaması ile IMF açıklamasını karşılaştırdığımızda, görülüyor ki Türkiye kapıyı tam kapatmak yerine maalesef hafif aralık tutma taraftarı... Zaten kararın açıklandığı günün ertesinde Bakan Babacan'ın ısrarla mayıs sonrasına ilişkin bağlayıcı bir şey söylemekten kaçınması da bunun önemli bir işareti.
    Sebepler muhtelif olabilir. Mesela, ekonomi yönetimi 2 yıldır oynadığı oyunu devam ettirmek istiyor olabilir. Yani anlaşma yapmadan beklentileri sıcak tutma oyunu... Ama bu beklenti oyunu piyasalar üzerinde tekrar aynı derecede etkili olur mu, pek emin değilim. Ya da hükümet küresel bazda gelebilecek yeni bir kriz dalgasına karşı her an anlaşmaya hazır olduğu mesajını verme çabası içinde de olabilir. Bu durumda da IMF'den kurtulduk diye boşu boşuna sevinmiş oluruz. Ve de maalesef, eğer mayıs sonrası bir anlaşma olursa bu kez IMF karşısında elimiz çok daha zayıf olacağı gibi, şu ana dek dünya piyasalarına vermiş olduğumuz olumlu sinyalleri de heba etmiş oluruz.
    Peki ya Madde 4 nedir? Hani IMF denetiminden kurtulmuştuk? Maalesef buna da hayır. Hatta IMF'yi çok önemseyenlere kötü bir de haberimiz var. Madde 4 kapsamındaki incelemeler sonrasında IMF, Türkiye raporunu IMF-Dünya Bankası'nın sonbahar toplantılarından sonra açıklayacak. Ve 8 yıldır Türkiye'ye toz kondurmayan IMF, bu kez çok sert eleştiriler yapabilir. Çünkü son 8 yıldır olduğu gibi artık IMF'nin tek müşterisi değiliz. Üstelik küresel kriz öncesi IMF'nin varlığı bile sorgulanırken, artık IMF'siz bir küresel ekonomiye imkânsız gözüyle bakılıyor. Yani IMF hiç olmadığı kadar güçlü artık...
     
    Büyüme en fazla yüzde 4
    Mali kural meselesi ise tam bir muamma. İşin kitabi kısmını Deniz Gökçe geçen haftaki yazısında ayrıntılı biçimde açıkladı. Fakat en basit anlatımıyla kaynağı açıklanamayan harcamanın yapılmaması şeklinde özetlenebilir. Ama Türkiye'nin nasıl bir mali kural uygulamasına gideceği, bunun sınırlarının ne olacağı bilinmiyor. Ama burada yeniden seçim meselesine dönmemiz gerekiyor. Yani ben, seçimlere giden bir hükümet nasıl olacak da harcamaları artırmayacak sorusunun yanıtını bilmiyorum. Bilen varsa da beri gelsin.
    IMF anlaşmasının yapılmaması sonucu Türkiye'nin finansman ihtiyacı da artacak kaçınılmaz olarak. Bunun Hazine borçlanmalarından kredi plasmanlarına kadar bir dizi etkisinin olacağı da aşikâr. Peki ya büyüme. Yüzde 4'ten daha büyük büyüme rakamına ulaşmamız nerdeyse imkânsız.
    Şimdilik konu kapandı gibi görünüyor. Ama bakın şuraya yazıyorum. IMF heyeti Madde 4 kapsamında Türkiye'ye geldiği andan itibaren yeniden ve bu kez geçen 2 yıldan daha yoğun biçimde tartışmaya başlayacağız IMF'yi. Çünkü, IMF hiç bitmeyen hikâye.