CNN Türk

Yazarlar

Deniz Bayramoğludenizb@cnnturk.com.tr

CNN TÜRK Program Yapımcısı/Sunucu

DENİZ BAYRAMOĞLU Şirket-devlet ve müşteri-vatandaş

Şirket-devlet ve müşteri-vatandaş

22.02.2010 Pazartesi 07:26

"Türkiye'yi tüccar devlet adamı anlayışıyla yöneteceğiz..." Başbakan Recep Tayyip Erdoğan iktidara gelişinin hemen ardından sarf etmişti bu sözleri. AKP iktidarı ile geçen 7 yıllık zaman dilimi içinde de bu sözün arkasında nasıl bir kararlılıkla durulduğunun şahidi olduk. Özelleştirmeler, yabancı sermaye ile ilişkiler, bağımsız kurullar ve daha onlarca farklı uygulama ile şirket-devlet anlayışı kemiklerimize kadar işledi.

Son üç hafta içinde bu konuyu ele alan iki ayrı yazı yayımlandı. İlk yazı 7 Şubat tarihli Radikal 2'de Sungur Savran imzasıyla yayımlanan "T.C. A.Ş." yazısı. ikincisi ise 17 Şubat tarihli Express dergisinin meramını anlattığı giriş yazısı; bu yazı da "TC Holding" başlığını taşıyordu.
    Savran yazısında Başbakan Erdoğan'ın Tekel işçileri ile ilgili konuşmasında sarf ettiği "Biz bu devleti adeta bir özel sektör mantığı ile çalıştıracağız" sözlerinden hareketle Başbakan'a artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin genel müdürü ya da CEO'su gözüyle bakabileceğimizi söylüyordu. Savran yazısında bu tanımlamanın 80'lerden bu yana devam eden ekonomi politikalarının yeni ve çok isabetli bir tanımı olduğunu dile getirmiş: Devleti şirket gibi yönetmek!
     
    Teknik bir mesele
    Express dergisinde Meram köşesinde yer alan yazıda ise iktidarın özellikle ekonomi ile ilgili alanlarda egemenlik hakkını kısmen ya da tamamen özel kurullara devrettiğinden hareketle aynı sonuca varılıyor. "Yani ekonomi teknik bir meseleye indirgeniyor.
    Günümüz ekonomisinde şirketlerin varlığının tek bir itici gücü vardır: Kâr etmek, daha fazla kâr etmek. Ülkeyi şirket gibi yönetmek isteyenlerin, yönetenlerin, bu tarzı savunmak için başvurduğu argümanlar da ilk bakışta güçlü argümanlar gibi görünüyor. Eski yapının köhneliğinden tutun da karar alma süreçlerinin yavaşlığından ve hatta bürokrasinin karanlık koridorlarında kayboluşundan, devlet işletmelerinin siyasilerin arka bahçesi haline gelişine kadar verilen örneklerle sağlam bir de propaganda faaliyeti yürütüyorlar.
    Her iki yazıda ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor olsa da meselenin bazı kısımlarının eksik kaldığını düşünüyorum. Mesela şirket-devlet yeni bir olgu değil. Ya da Savran'ın ifade ettiği gibi 12 Eylül darbesinin ardından uygulanmaya başlanan bir yapı değil. Savran yazısında Marx'ın "Komünist Manifesto"da dile getirdiği, "devlet iktidarı, burjuvazinin ortak işlerini yürütmek için bir komiteden ibarettir" sözlerini alıntılamış olmasına rağmen şirket-devleti Özal ya da Erdoğan iktidarına has bir yapıymış gibi sunuyor. Oysa vurgulanması gereken nokta, yönetim biçimi, şekli, organları ne olursa olsun kapitalist devletin her halükârda bir şirket-devlet olduğu gerçeğidir.
     
    Neo-liberalizmin kalesi
    Ya da Exspress'te ağırlıklı biçimde vurgulanan üst kurullar varlığı ile iktidarın egemenliğini devretmesi ya da daha doğru bir tanımla egemenlik alanlarını flulaştırıp gri alanlara, arka odalara aktarması da yeni bir olgu değil. Fakat şu gerçeği vurgulamakta fayda var: AKP iktidarı neo-liberalleşme açısından Türkiye Cumhuriyeti'nin bugüne dek gördüğü en keskin en militan iktidar olma özelliğine sahip. AKP devletin şirketleşmesi sürecinin en başarılı uygulayıcısı.
    Devlet şirket olunca vatandaş da müşteri olur kaçınılmaz olarak. Belediye hizmetlerinden sağlık hizmetlerine kadar her alan özelleştirilir, taşeronlaştırılır ve hizmet fiyata tabi olur. Parası olanın faydalanabileceği bir ticari meta haline gelir.
    Mesela sağlık hizmetleri. TÜSİAD'ın yayın organı "Görüş" dergisi Ekim–2004 sayısında yer alan Mehmet Top/Ömer Gider imzalı "Kamu hastanelerinde özerkleştirme ve özelleştirme" başlıklı yazı bu alandaki durumu bakın ne kadar net açıklıyor:
    "Türkiye'deki sağlık sektörü reform çalışmaları incelendiğinde kamu hastane sektöründe desantralizasyon reformlarının iki aşamada ele alındığı söylenebilir. Öncelikle kamu hastanelerinin devlet bütçesi ünitesi olmaktan çıkarılarak birer sağlık işletmesine dönüştürülmesi, daha sonraki aşamada ise hastanelerin mülkiyeti ile birlikte özel sektöre aktarılması yani özelleştirilmesi amaçlanmaktadır."
     
    Sadece girişim özgürlüğü
    Neo-liberal iktisat teorisi tek başına ekonomiyi ele almaz. Bunun yanında demokrasi ve özgürlük söylemleri de atbaşı gider. Ama sadece sözde. Çünkü demokrasi de özgürlük de sermaye için geçerlidir sadece. Özgürlük girişim özgürlüğüdür, paranın serbest dolaşımıdır.
    Yeniden başa dönüp AKP'nin bu süreçteki rolünü netleştirmek için bir kere daha Marx'ı ve Manifesto'yu hatırlayalım. "İktidara geldiği her yerde burjuvazi, tüm feodal, ataerkil, asude ilişkileri darmadağın etmiştir. İnsanları doğal efendilerine düğümleyen cicili bicili feodal kordonları acımasızca koparıp atmış ve insan ile insan arasında kupkuru çıkar dışında, duygusuz ‘nakit ödeme' dışında, hiçbir bağ bırakmamıştır. Dindar esrikliğin kutsal ürpertilerini de şövalyece yüksek heyecanları da, dar kafalı burjuva duygusallığını da bencil hesapçılığın buz gibi suyunda boğmuştur.
    Kişisel saygınlığı değişim değerine indirgemiş, sayısız belgeli ve kazanılmış özgürlüklerin tümünün yerine tek bir vicdansız özgürlüğü, serbest ticaret özgürlüğünü koymuştur. Kısacası burjuvazi, dinsel ve siyasal gözbağlarıyla üstü örtülü sömürünün yerine, yalın, utanmaz, dolaysız ve gaddar bir sömürüyü geçirmiştir."