İlk golünü attığında yaşadığı adanın güneyindeydi.
Kuzeye geçtiğinde de ilk ganimeti bir futbol topuydu..
Evet. Savaş ganimetiydi ama sonradan hayatının sembolü oldu.
Sözünü ettiğim yer Kıbrıs..
1974’de Yeşil Hat’tın kuzeyine geçtiğinde, ailesi ile birlikte evini ve futbol topunu bırakarak geçmek zorunda kaldığında 7 yaşındaydı..
Ganimetlediği o futbol topunu hiç bırakmadı.
Okul takımlarının orta saha oyuncusuydu.
Lisede gol kralı..
Güneyde bıraktığı kasabadan gelenlerin kurduğu futbol kulübünde başladı profesyonel hayatı.
Tabii ne kadar profesyonel denirse o kadardı..
10 numaralı formanın sahibiydi.
Sonra üniversiteyi kazandı. İstatistik okuyacaktı ama 1 ay katlanabildi.
Çünkü aklında futbol topu vardı..
“Bu adada futbolda geleceğin yok, olamaz” diyenlere karşı 18 yaşında bayrak açtı.
Gazi üniversitesi İstatistik Fakültesi'nden ayrıldı..
ODTÜ Spor Bölümü için hazırlanmaya başladı ve başardı..
İyi bir derece ile hedefindeki fakülteye girdi.
Ve futbolun ilmini de yapmaya başladı.
Ama 5 yıl boyunca her haftasonu uçağa atladı adaya gitti...
Maça çıktı. Bazen sakatlandı, yine de kasığına iğne yaptırıp çim sahadaki yerini aldı.
O artık küçücük adanın en sevilen futbolcusuydu.
Bir yandan da mesleği üzerine öğrenmeye devam etti.
Ünlü teknik direktörlerin hazırladığı eğitim programlarının video kasetlerini aldı o yılarda.
İzledi, okudu, maçlara gitti..
Üniversitenin son yılında yol ayrımına geldi.
Ya Gençlerbirliği’nden gelen transfer teklifini değerlendirecekti ya da Kıbrıs’a dönüp memleketini temsil edecek bir sporcu olacaktı.
O ikinci ve en riskli seçeneği tercih etti.
Çünkü hayaliydi. Bir gün Kuzey Kıbrıs Türklerinin Milli Takım Teknik Direktörü olarak Dünya Kupası’nda temsil edecekti.
Nasıl olsa çözüm sağlanır, nasıl olsa izolasyonlar kalkar diye.
Şimdi adanın kuzeyinde, kimselerin bilmediği ilgilenmediği süper ligin en başarılı teknik direktörlerinden biri..
Mücadelesini sadece çim sahalarda değil siyasi alanda da sürdürdü.
KKTC’nin izolasyondan kurtulması, ambargoların kalkması için yapılan her eylemde en ön sırada yer aldı.
Önlerine Annan Planı geldiğinde de “çıkış yolu olabilir mi?” umudu ile sürece dört elle sarıldı.
Artık 44 yaşında. Ve birkaç gün önce KKTC mili Takımlar Teknik Direktörü oldu.
Ama takımı ambargolu..
Yasaklılar...
UEFA kararı var. FİFA’ya bağlı herhangi bir ülkenin futbol takımı ile maç yapamıyorlar.
Hazırlık ya da dostluk maçı bile.
En son 1983 yılında Fenerbahçe-Baf Ülkuyurdu karşılaşmasında yaşadılar o heyecanı..
Ama KKTC kurulduktan sonra bu da yasaklandı..
FİFA’ya bağlı hiçbir spor kulübü forması ile adada çim sahaya çıkamıyor.
Zaman zaman büyük takımlar iklim nedeni ile kamp için adayı tercih ediyor ama onlar sadece uzaktan antremanları izleyebiliyorlar. Karşılarına geçip rakip olamıyorlar.
Üstelik futbola gönül vermiş gençler bu yasaklara rağmen azimle spor kulüplerinde yer almaya devam ederken.
Şimdi bir fırsat doğdu. Viva World Cup 2012.
FIFA’ya bağlı olmayan ülkelerin futbol takımlarının turnuvası.
KKTC FIFA’ya aday ülkeler arasında 3. grupta. Siyasi belirsizliği olan ülkeler bunlar.
O turnuvada Tibet, Padanya, Wallonya, Zanzibar, Papua, Çeçenistan, Oksitanya, Romani ve KKTC gibi 12 takım yer alacak. Sizi bilmem ama ben bu ülkelerin büyük bir bölümünün adını bile ilk kez duyuyorum..
KKTC mili takımının katılıp katılmayacağı 15 Nisan’da belli olacak.
Kimsenin adını bile duymadığı ülkelerin mili takımları ile karşılaşabilmek için büyük bir heyecan içindeler. Çalışmaya başladılar bile. Engellenme riskine rağmen...
+++
KKTC’ye izolasyon ve ambargo sürüyor..
Üniversite eğitimlerini dünyanın dört bir yanında tamamlayan ve Kuzey Kıbrıs’a dönen binlerce ambargolu doktor,ambargolu akademisyen,ambargolu gazeteci,ambargolu işadamı,ambargolu İNSAN var.
Büyük büyük siyasi çatışmaların altında o küçücük adada nefes almaya çalışan..
Tıpkı şarkıda dediği gibi;
Solarsan açamazsın
Kurursan damlayamazsın
Onlar kurumamak,solmamak için direniyor..
Çözüm ihtimali her gecen gün biraz daha solarken..
NOT: Hikayesine yer verdiğim KKTC’li teknik adam Fırat Canova’dır. Benim abimdir.