Sonra 3-5 günlük tatiller dışında bir daha evime dönmedim...
Memleketimi, Kıbrıs’ı 17 yaşında bıraktım... Ankaralı oldum... Tatillerimi çoğunlukla Güney Ege’de geçirdim ve tam 23 yıl sonra 12 günlüğüne adalı oldum...
Yeniden keşfettim. Dinledim, tartıştım, onların yazdıklarını okudum, çokca gezdim.

Kuzey Kıbrıs değişti. Hem iyi oldu hem kötü... İyi oldu, çünkü en büyük sermaye, turizme yatırımın arttığını gördüm. Kötü oldu çünkü Kıbrıslı Türk’ün o sermaye içindeki payı çok azaldı... Nefis kumsallarda denize sıfır yükselen devasa oteller genelde Türkiyeli işadamlarına ait... Çalışanlar da Türkiye’den getiriliyor... Böyle tercih ediliyor çünkü Kıbrıslı Türk sigortasız, sendikasız çalışmayı reddediyor.
Kimse kızmasın, gerçek bu! Tabii bir de Kıbrıslı Türk’ün hizmet sektörüne uyum sorunu var... Bu da başka bir gerçek... Ama varlıklarını korumak, geçmişten bugüne gelen yasal haklarını savunmak adına müthiş bir tutku da var, karamsarlık da...
Ben oradayken Kıbrıs gazetesi manşetten bir araştırma yayımladı.
"Kuzey Kıbrıs’ta işsizliğin artması ve hane gelirlerinin düşmesine paralel olarak göç edenlerin sayısında da artışlar görülüyor. KADEM’in araştırması, son 10 yılda en büyük göç dalgasının 2011’de yaşandığını ortaya koyuyor.Kuzey Kıbrıs’ta yaklaşık 98 bin hane bulunduğunu bunlardan 66 bin tanesinde KKTC vatandaşlarının yaşadığını hesaplayan KADEM, son 10 yıl içinde ülkeden göç edenlerin sayısının 3 bin 762 olduğunu ortaya çıkardı.
Araştırma sonuçlarına göre; yurt dışına göç edenlerin yüzde 52’sini 23 ile 30 yaşlarındaki gençler oluştururken, ikinci sırada yüzde 20 ile 22 yaş ve altındaki gençler yer alıyor.Göç edilen ülkeler sıralamasında ise birinciliği yüzde 66,4 ile İngiltere alıyor. Bunu yüzde 20,8 ile Türkiye, yüzde 3,5 ile Avustralya, yüzde 3,2 ile Güney Kıbrıs, yüzde 2,9 ile Amerika izliyor.Araştırmaya göre, "sıklıkla’ konuşulan konular nedir?” sorusuna yüzde 57 ‘suç olayları’, yüzde 52 ‘işsizlik’,yüzde 47 ‘ekonomik durum” yüzde 32 “kıbrıs sorunu” yanıtını verdi..."Aynı gün yine Kıbrıs gazetesinde bir başka haber daha vardı...
“Güney Kıbrıs’ta işsizlik nedeniyle ciddi ruhsal rahatsızlıkların ortaya çıktığı kaydedildi” başlığı ile.. ve Rum Sağlık Bakanı Stavros Malas’ın, Rum ekonomisinde yaşanan krizle ilgili “ekonomik Atilla” (istila) yorumunu yaptığı...
Yani Ada kuzeyden güneye işsizlik sarmalında... İşi, parayı, varolan potansiyeli yerel halkın değil yabancıların ele geçirmesinden şikayetçiler..

Adalı işsiz ama turist sayısı arttı. Adanın her iki tarafında da... Ama orada bir fark var. Güney Kıbrıs’ta 1 buçuk milyona ulaşan turist sayısı kuzey’de 500 binlerde... Çoğu Türkiye’den gelenler... Malum ambargo nedeni ile uluslararası uçuşlara Kuzey kapalı ve Türkiye’den giden turist de genelde Girne bölgesindeki dev 'casino'lu otellerde her şey dahil sisteminde konaklıyor... Esnafa, sokağa, KKTC ekonomisine katkı çok cüzi miktarlarda kalıyor.
Oysa, Ada’nın Kuzeyi doğal zenginlik açısından Güney’i kıskandıracak kadar bereketli.
İlk kez Karpaz yarımadasına gittim. Magosa üzerinden İskele, Yeni Erenköy ve sonrasında Karpaz... Yol boyu önce sağda sonra sol tarafta size eşlik eden müthiş bir deniz... Gizli koylar... Adı çok da duyulmamış küçük oteller. Genelde kumsala inşaa edilmiş ahşap evlerde konaklanılıyor... Bungalow tarzı... Kocareis, Sea Bird, Livana otel bunlardan bazıları... Bir de plajı ile ünlü 40 odalı Malibu Otel var... Ayrıca doğa ile iç içe, köy yaşantısı gibi seçenekler de sunuyor ada halkı... Kumyalı köyü eko turizmin merkezi... Lefkoşa’dan 1.5 saatte, Girne’den ve Magosa’dan 45 dakikada ulaşabileceğiniz bir cennet.
Zafer Burnu’na doğru yol alırken rastladığım bu güzelliklere bir de Kıbrıs’ın ünlü eşekleri eşlik etti. Karpaz yarımadası yaban eşekleri için doğal koruma alanı...
Hıristiyanlar için bir anlamda Haç kabul edilen Apostolof Andreas Kilisesi de yine Karpaz yarımadasında, Zafer Burnu’na ulaşmadan önce bütün görkemi ile çıkıyor karşınıza... Öncesinde ise Dünyanın en güzel kumsallarından biri,altın renkli kumu ile Golden Sun..
Ve Tatlısu... Belediye’nin işlettiği küçük tatil köyü... Yine kumsalda ahşap evler, yine lezzetli bir deniz... Denizin içine uzanan restoranda yiyeceğiniz balık ve Kıbrıs mezeleri...
Gün batımı her noktadan ayrı güzel... Dönüş yolunda yine bazen solda ,bazen sağda günün son ışıkları ile yakamozlanan deniz eşlik ederken, düşünmeden, hüzünlenmeden edemedim... Böylesi bir cennette neden cehennemi yaşatır insan insana...
Ve radyoda 23 yıl önce ben giderken babamın dinleyip gözlerini buğulandırdığı şarkı... Alpay’ın sesinden “Hiç gitme terk etme beni, yorgunum çekemem hasretini... İstersen al sevinçlerimi, sakın gitme,kal” derken, kendi kendime mırıldandım “Biraz daha sabır güzel Ada”...