Avrupa'nın domino taşları
08.03.2010 Pazartesi 04:31
Geçtiğimiz günlerde Yunanistan ekonomisi devrilmenin eşiğine geldi. Yunanistan’ın Avrupa’nın üzerine yıkılması, zar zor ayakta duran Birlik üyesi diğer bazı ülkelerin de sonu anlamına geliyordu.
Avrupa’da Yunanistan’ı içinde bulunduğu bataktan kim kurtarmak için elini uzatsa, kendi de bu bataklığın içine düşecek durumda. Yunanistan’ın bütçe açığı yüzde 12,2. Finans sektörüne yatırım yapan İrlanda’nın durumu daha vahim. İrlanda’nın bütçe açığı yüzde 14,7.
Onları kapı komşuları İspanyollar izliyor. Ülke ekonomisinin lokomotifi konumundaki inşaat sektörü krize girince, İspanya’nın bütçe açığı yüzde 10,1’e tırmandı. Portekiz’de yüzde 8.0 bütçe açığı ile can çekişiyor. Berlusconi’nin durumu da diğerlerinden farklı değil. İtalya bütçe açığını bir önceki yıla oranla düzeltse de yüzde 5,3 ile hala birliğin öngördüğü sınırın üstünde. Almanya’nın 2010 beklentisi de yüzde 5.5’lik bir bütçe açığı.
Örnek olsun diye söylüyorum, Türkiye’nin bütçe açığı tüm bu ülkelerin gerisinde.
2010 için Türkiye’de beklenen bütçe açığı yüzde 5.0’in biraz üstünde seyrediyor.
Avrupa Birliği’nde Maastricht Kriterlerine göre, bir üye ülkenin bütçe açığı yüzde 3'ü geçemez. Ama birlik içinde buna uyan ekonomi neredeyse yok denecek kadar az.
Papandreou’nun paketi
Ayağını yorganına göre uzatmayan Yunanistan’a Avrupa çok da yardım etmeye hevesli gözükmeyince, Yunanistan’da kendi başının çaresine baktı ve bir önlemler paketi açıkladı.
Paket açıkca borcu halkın sırtına yüklüyor. Buna göre, Katma değer vergisi yüzde 21’e çıkartılacak. Akaryakıta, sigaraya, içkiye zam da yolda. Emeklilerin aylıkları donduruluyor, kamu personelinin maaşları makaslanıyor.
Bu paket sonrası Yunanistan Başbakan Georgios Papandreou, Avrupa’da destek tutuna çıktı. Almanya Başbakanı Angela Merkel paketi övdü ve “önemli bir sinyal” dedi. Papandreou daha sonra geçtiği hem Paris’ten hem de Brüksel’den övgüleri cebine koydu ABD’ye uçtu.
Ancak çizilen bu başarı tablosu uzmanlara göre günlük. Zira Nisan ayında ya da en geç Mayıs’ta Yunanistan’ı kredi borcu ödemeleri bekliyor. Yunanistan’ın Nisan’da 12 milyar Euro, Mayıs’ta ise 8 milyar Euro kredi geri ödemesinde zorluk yaşayacağı tahmin ediliyor.
Her ne kadar Avrupa Yunanistan’a "başının çaresine bak" dese de diğer yandan da kapalı kapılar ardında Yunanistan’a acil yardım planı hazırlanıyor. Zira Avrupa’da herkes aynı gemide. Yunanistan’ın batması demek, Avrupa Birliği’nin ve Euro’nun batması demek.
Kapalı kapılar ardından gelen fısıltılar, acil durumda 48 saat içinde Yunaistan’a ödeme yapılabileceği yönünde.
Yalanlar üzerine kurulu Euro
11 yaşına giren Euro’nun elde patlamaması ve üye ülkelerin kendi para birimlerine geri dönmemesi için AB elinden gelen herşeyi yapmaya hazır.
Aslında euro para biriminin yalanlar üzerine kurulduğunu herkes biliyordu. Paranın değerinin stabil ve sabit kalması için tüm Euro Bölgesindeki ülkelerin gelirleri kadar harcama yapmaları gerekiyor. Buna kimse uymadı. Avrupa ortak bir ekonomi politikası izlenirken, ortak bir mali politika belirlemedi. Sonuçta Euro bölgesi son on yıl içinde „borçlular bölgesi“ oldu.
Euro’nun tarihsel gelişimi aslında herşeyi özetliyor. Fransızlar güçlenmesini istemediği Alman Markına karşı birlik içinde Euro’yu icat etti. Almanya buna baştan karşı çıksa da Berlin duvarının yıkılması sonrası iki Almanya’nın birleşmesine Fransız desteğini alabilmek için, eski Başbakan Helmuth Kohl Euro’ya "evet" dedi.
Almanların yüzde 60’ı euroya karşıydı, diğer Avrupa ülkeleri de bu yeni para birimini istemiyordu. Ama tüm karşı görüşlere rağmen Euro yürürlüğe girdi. SPD’li Eski Başbakan Gerhard Schröder, Euro için "Çocuk erken doğdu" ifadesini kullanarak Almanya’nın bu para birimine bakışını aslında ortaya koymuştu. Çocuk şimdi büyüdü, 11 yaşına geldi ve Avrupa ailesinin en büyük sorunlarından biri oldu.
Şimdi Birlik hiç ikinci bir sorunlu çocuk ister mi? Elbette istemez.
O yüzden de kapının eşiğinde yıllardır beklettiği Türkiye Avrupa için her geçen gün daha az istenen bir çocuk gibi. Zaten Türkiye’nin reformlarını tamamlayıp içeri girme olgunluğuna eriştiğinde, bakalım içine girilecek bir Avrupa ailesi kalacak mı.
Türkiye günün birinde Avrupa Birliğine girebilirse bu sadece ve sadece kurtarıcı pozisyonunda olur. Eğer üzerinde oyunlar oynanıp yoluna taş koyulmazsa, genç nüfusuyla, giderek büyüyen ekonomisiyle kısa bir gelecekte Türkiye’nin Avrupanın kapısında beklemeye hiç mi hiç ihtiyacı kalmaz.