Bu olay bana, yakın tarihte İngiltere ve IRA tecrübesinden bir olayı ve terörün acımasız şans hesabını hatırlattı.
1980'lerin başında Başbakan Margaret Thatcher IRA'yla ilk ciddi görüşme sürecini başlatmıştı. Şimdi bizim de kendi durumumuza uyarladığımız formülle, "IRA'nın silahla zafer kazanamayacağını, İngiliz Ordusu'nun da IRA'yı askeri yöntemlerle bertaraf edemeyeceğini anladığı" dönemdi.
Derken, 1984 Ekim'inde IRA, en cüretli saldırılarından birini gercekleştirdi. Muhafazakar Parti'nin yıllık kongresini yaptığı Brighton'da, Thatcher ve üst düzey parti yöneticilerinin, bakanların kaldığı Grand Hotel'e yerleştirilen zaman ayarlı bomba sabaha karşı 2.54'te patladı. Thatcher'in kaldığı suitin yarısı yok oldu, ancak Başbakan ve eşi kılpayıyla kurtuldu. Buna karşılık aralarında yakın çalışma arkadaşları da olan beş kişi öldü, çok sayıda partili ağır yaralandı.
Peki saldırıdan sonra neler oldu?
Bombanın hedefindeki Margaret Thatcher bir kez daha "Demir Leydi" olduğunu gösterdi.
Enkaz halindeki odasında giysilerini değiştirdi, hastanedeki yaralıları ziyaret etti, sabaha karşı saat 4'te "parti konferansının planlandığı gibi süreceğini" açıkladı, geceyi bir polis karakolunda tamamladı ve sabah 9.30'da açılış konuşmasını yapmak üzere sahneye çıktı.
Sanki hiç bir şey olmamış gibiydi. Parti yöneticileri Marks&Spencer'i mağazasını erken açmaya ikna etmişler, patlamada giysilerini yitiren partililer yeni kıyafetlerle yerlerini almıştı. Thatcher uzun konuşmasında patlamaya neredeyse hiç değinmedi, sadece en sonunda şunları söyledi: "Burada, bu sabah, yaşadığımız şoku atlatmış ve kararlı bir şekilde bir araya gelmiş olmamız, sadece bu saldırının başarısız olduğunun değil, terör yoluyla demokrasiyi yok etmeyi hedefleyen bütün girişimlerin de başarısız olacağının göstergesidir."

Bu tavır ve bu sözler, o günden bu güne, terör karşısında alınacak tek doğru tavrın sertlik ve kararlılık olduğuna inananlar için bir şablon oldu.
Bugün Türkiye'de de, aynı sertlik tavrının geçer akçe gözüktüğü bir dönemden geçiyoruz.
Ancak, daha akılcı bir değerlendirme için 1984'te IRA'dan gelen açıklamaya da bir göz atmak gerekiyor.
Brighton'da patlayan bombadan beş-altı saat sonra gelen açıklamada IRA şöyle meydan okuyordu:
"Bugün şansımız yoktu. Ama unutmayın, bizim sadece bir kez şansli olmamız yeter. Oysa siz her seferinde şanslı olmak zorundasınız."
Zor ama kabul etmek zorundayız. Thatcher'in tavrı nasıl bütün siyasetçiler için bir şablon oluşturduysa, IRA'nın kurduğu bu acımasız denklem de başka terör örgütlerinin yasası oldu.
Bu matematik bundan otuz yıl önce İngiltere'de doğruydu, bugün Türkiye'de de doğru.
Cuma "şanslı gece"mizdi. Ama her seferinde şanslı olmak gibi bir matematik hesabı yok.
Bunu aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.