Her seferinde de o yıl İran ile savaş olasılık dahilinde görünmüştür, ama beni asla ikna edememiştir. Bu yıl da ikna olmuş değilim. Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki bu kez durum ciddi. Bu yılın İran yılı olması için gerekli nedenler doruk noktasına ulaşmış bulunuyor.
Bu sadece İran'ın artık nükleer silah yapma yeteneğinin çok daha ilerlemiş olmasından kaynaklanmıyor. Başka bir dizi neden var.
Diplomasi başarısız oldu. Kırmızı hatlar geçildi. İran en hassas araç gereç ve donanımını sağlamlaştırılmış sığınaklara taşıyor. Diğer taraftan sığınak patlatan füze siparişleri veriliyor. Savaş oyunları oynanıyor. ABD askerlerinin büyük bir bölümü bölgeden ayrıldı. ABD yaptırımları daha da sıkı hale getirdi, AB de bu ayın sonunda aynı şeyi yapacak. Yani savaş tamtamları çalıyor.
İran'a saldırmayı savunanlar da var, karşı olanlar da; ama her iki seçeneğin de sonuçları olacak.
İran'a saldırılırsa şayet, hava savunma sistemlerini, deniz kuvvetlerini tarumar edebilir, nükleer silah kabiliyetini imha edebilir, Tahran'ın Ortadoğu'daki etkisini azaltabilirler. Hava saldırıları sayesinde İran'dan korkan ülkeler, kendi nükleer silahlarına sahip olmalarına gerek kalmadığına ikna edebilir. Askeri saldırı Molla teokrasisinin sonunu hızlandırabilir.
İran'a saldırmazlarsa şayet, teoriye göre Tahran bombayı yapar, Ortadoğu'da hakimiyetini kurar, bölgesel bir nükleer silah yarış başlatır ve muhtemelen İsrail'e saldırır.
Askeri harekata karşı olanlar böyle bir harekatın başarılı olamayacağını ve en iyi çözümün nükleer projeyi geciktirmek olduğunu söylüyorlar. İran'ın misillemesi muazzam olacaktır. Hamas ve Hizbullah gibi askeri oluşumları kullanacaktır. Konvansiyonel silahları İsrail'e kadar uzanabiliyor. Savaş sırasında Körfez'in kapanma olasılığı yüksek ve bu durumda petrol fiyatları iki katına çıkacak ve küresel resesyon kaçınılmaz olacaktır. Saldırıya karşı olanlar, hava saldırılarının aslında İranlıların liderleriyle birlik olmalarına ve rejimin daha da güçlü hale gelmesine neden olacağını savunuyorlar.
İranlılar daha yeni Körfez'de on gün süren bir askeri tatbikat yaptılar. Körfez sularında seyreden her İran gemisi, döşenen her mayın, fırlatılan her füzenin amacı aynı mesajı vermekti. Bu mesaj, İran dış politikasının batıya vermek istediği mesajdır. Tahran'ın mesajı ve benimsediği ilke çok açık; "Körfez İran için güvenli değilse, başka hiç kimse için de güvenli olmayacaktır."
İran savaş oyunlarını isterse Hürmüz Boğazı'nı kapatabileceğini dünyaya göstermek amacıyla yaptı. Dünya petrol ihtiyacının yüzde 20'si bu boğazdan geçiyor.
İranlılar, Amerikan gemilerini ve petrol tankerlerini batırma pratiği yaparken, ABD de uçak gemisi USS John C. Stennis'i Hürmüz Boğazı'na göndermeye karar verdi.
İran ordusunun başındaki isim olan Tuğgeneral Ataollah Salihi, "Biz bu savaş gemisinin Basra Körfezi'nde daha önceki yerine dönmesini tavsiye etmiyor ve bu konuda ısrar ediyoruz. Uyarımızı tekrarlamak gibi bir niyetmiz de yok ve sadece bir kez uyarıyoruz" dedi.
Şimdi, eğer Stennis ABD'nin Bahreyn'deki 5. filo üssüne dönmeye karar verirse, ne yapması gerekecek? Hürmüz Boğazı'ndan geçmesi gerekecek. Ya vaz geçerse? O zaman da Başkan Obama seçim yılında Amerika'nın zayıf görünmesine neden olacak. Eğer Stennis dönerse, bu durumda İranlılarn seçeneği var; ya "harekete" geçecekler ya da geri adım atacaklar. "Hareket" çeşitli biçimlerde olabilir. Uçak gemisine saldırı düzenlenmesi şart değil. Provokatif bir girişim de olabilir.
Her iki taraf da tehlikeli bir yerde, tehlikeli bir zamanda ateşle oynuyor.
İran ile başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler arasında patlak verecek ve sonuçları tüm bölge için tam bir yıkım olabilecek bu savaşı önleyebilecek tek bir ülke var; Türkiye.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bu gerginliğin tam ortasında Tahran'a gitti. Şimdi başta Washington, Tel Aviv, Londra ve Riyad olmak üzere dünya Davutoğlu'nun bu ziyarette nasıl bir pozisyon alacağını dikkatle izliyor ve Türkiye'nin arabuluculuk rolü oynamasını istiyor. Çünkü Batılı ülkeler gerginliği azaltmaktan yana ve umutlarını da Türkiye'ye bağlamış bulunuyorlar.
Mutlu yıllar...