Barış süreci diye bir şey yok
02.09.2010 Perşembe 08:55
Süreç: Aralarında birlik olan veya belli bir düzen veya zaman içinde tekrarlanan, ilerleyen, gelişen olay ve hareketler dizisi, vetire, proses: Bu tanıma uyan bir İsrail-Filistin barış süreci yok. İsrail-Ürdün anlaşması yapıldığından beri yani son 16 yıldır da olmadı zaten.
Sürekli birtakım buluşmalar, ikili toplantılar, yakınlaşma görüşmeleri, protokoller, yol haritaları, öneriler, zirveler, yeni başlangıç ve girişimler olsa da, barışa giden yolda bir adım mesafe bile kat edilemiyor. Ortada somut bir şey yok ama oyuncuların şanslarını denemeye ve bunu yaparken de olayı “barış süreci” diye adlandırmaya devam etmeleri gerekiyor.
Bu hafta Amerikalıların arabuluculuğu ile Washington DC’de yapılacak olan görüşmelerin arka planı bu şekilde. Kudüs, mülteciler, su, sınırlar vs gibi kritik konularda herhangi bir ilerleme kaydedileceğine dair tek bir işaret bile yok.
Başkan Obama arabulucu olarak görünmek istiyor. Böyle yapınca kendisini destekleyen tabanı ve Müslüman dünyasından puan toplayacağını biliyor. Çok düşük bir olasılık olsa bile önümüzdeki bir yıl içersinde bir anlaşma sağlanması halinde bu tam da ikinci seçim kampanyasına hazırlanıyor olacak olan Obama için zamanlaması müthiş bir zafer olacak. Ama başarısız olursa sadece bölgede şiddet eylemleri yeniden tırmanmakla kalmayacak, Obama’nın özellikle de Ortadoğu’daki prestiji de zarar görecek.
İsrailliler Washington’a gittiler çünkü gitmeselerdi kabalık etmiş olurlardı ve bu daha sonra kendilerine pahalıya patlardı. Kolay seçenek Obama’nın kendilerini görüşmeye zorlamasına izin vermek. Böylece görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından herkes birbirini suçlamaya başladığında, zararı en aza indirmeye çalışacaklar. Başbakan Benyamin Netanyahu Obama’ya bir blöf yaptı ve bunda da başarılı oldu. Batı Şeria’da yerleşimcilere getirilen yasak süresinin uzatılmasını redetti. Bu Filistinlierin görüşmelere gelmek için öne sürdüğü ön şarttı, ama Amerikalıların baskısı nedeniyle Filistnliler de bu ön şarttan vazgeçmek zorunda kaldılar. Netanyahu ödün vermedi çünkü başında olduğu hükümette Filistin devletini kabul etmeyen güçlü unsurlar bulunuyor. Eğer fazla ödün verirse, koalisyon hükümeti çökecek. Bu da İsrail’de siyasetin büyük bir zaaf içinde olduğunu, bazı zor kararların bu yüzden asla alınamadığına güzel bir örnek oluşturuyor.
Filistin tarafında ise Mahmut Abbas zaten hiç de popüler olmadığını biliyor ve görüşmelerde fazla ödün vermesi halinde devrileceğinin farkında. Ayrıca yeni ödünler Hamas’ı Batı Şeria’da daha da güçlü hale getirecek. Abbas da bu buluşma öncesinde buluşmaya pek de istekli olmadığını ima eden bazı açıklamalar yaptı.
Arap liderlerine gelince, Filistinliler onların hiç umurunda değil. Sadece aldırış edermiş gibi görünüyorlar. Orada onlarca yıldır açlık noktasında, haksızlık ve insafsızlıkla yaşamaya mahkum edilmiş bir halk var ama bu durum Arapların pek de umurunda değil. Araplar için önce kendi menfaatleri geliyor. Arap devletlerinde de bu soruna bir yıl içinde çözüm bulunmasıne yönelik ne bir istek, ne de bir girişim var.
Umarım yanılırım. Umarım bir yıl içinde Filistin devleti konusunda bir anlaşmaya varılır. Tarih genelde tekerrür eder, ama aynı zamanda bazen de muazzam sürprizler çıkarır. Belki de zaman bu defa doğru zamandır. Ama ne yazık ki ben buna inanmıyorum.
Ve sahne hazır. Oyuncular yerlerini almaya hazırlar. Hiç kimse, hatta Amerikalılar bile bunun bir dönüm noktası olacağını düşünmüyor, ama diplomatlar şimdi medyaya cesaret verici bazı sesler çıkaracaklar. Aynı cümle içersinde “barış” ve “süreç” gibi sözcükler sık sık tekrarlanacak. Ama ortada ne bir barış, ne de bir süreç olduğunu dair tek bir kanıt bile olmayacak.