İran: Türkiye yol ayrımına geldi
25.02.2010 Perşembe 09:24
Türkiye’nin vakti geldi. Eskiden olsaydı BM’de ABD ne tarafa oy verirse Türkiye’de arkasından giderdi. Ama aynı şeyin yakında yapılması beklenen kritik bir oylama için de geçerli olduğunu söyleyemiyoruz. İşin kötüsü bu öyle bir zamana denk geldi ki, Türkiye’nin Güvenlik Konseyi geçici üyesi olması nedeniyle vereceği oy tayin edici nitelikte olacak.
ABD Savunma Bakanı Robert Gates İran’a yaptırımlar konusunun “önümüzdeki bir kaç ay değil, bir kaç hafta içersinde” Güvenlik Konseyi’ne geleceğini söyledi. Yani Türkiye çok yakında gideceği yönü ya da yolu seçecek.
Oyunu hangi taraftan yana kullanırsa kullansın, Ankara’nın vereceği karar Türkiye’nin dış politika ve dünyadaki yeri açısından tayin edici nitelikte olacak. Erdoğan hükümeti İran konusunda bir yandan önceliğin tansiyonu düşürmek olduğunu söylüyor ama diğer yandan da İran’ın barışçıl bir nükleer programa hakkı olduğunu savunuyor. Hükümet, özellikle de İsrail ile ilişkilerin kötüye gittiği bir dönemde, sık sık İranlı liderlerle biraraya geliyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu son dört ay içersinde tam beş kez gitti Tahran’a. Bu gelişmeleri dikkatle izleyen Batı, Türkiye’yi kendisine sırt çevirmekle suçlamaya başladı.
Amerikalılar, İngilizler, Almanlar, Fransızlar, İsrailliler ve birçok Arap ülkesi özellikle de İran’ın Devrim Muhafızları’nı hedef alan “felç edici” bazı yaptırımlar uygulanmasını istiyor. Devrim Muhafızları çok sayıda uluslararası banka ve ulaştırma şirketinin kontrolünü elinde bulunduruyor. Öyle ki, Muhafızların elindeki parayla Tahran Metrosu ve Muhafızlara ait Tahran Havaalanı inşa edildi. Diğer önlemler arasında siyaset ve iş dünyasının önde gelen isimlerine vize kısıtlaması bulunuyor.
Türkiye’nin İran ile mevcut ticaret hacmi 10 milyar dolar civarında ve daha birkaç gün önce bu rakamı 30 milyar dolara çıkarmak için yeni bir anlaşma imzalandı. İranlı yetkililer Türkiye ile imzalanan yeni ticaret anlaşmasının bazı bürokratik engelleri ortadan kaldırdığını ve iki ülke arasındaki ticaretin bundan sonra daha hızlı bir şekilde yürütüleceğini söylüyor. Yani, İran’ın yaptırımlar ile felç edilmesi Türkiye’nin canını yakacak. Hadi diyelim Amerikalılar sadece Türkiye’nin kaybını değil çok daha büyük oranlarda olması beklenen Çin’in kayıplarını da hesaba kattı. İran’a yapılacak bir İsrail ya da, daha az bir olasılık olsa bile, bir Amerikan saldırısı Hürmüz Boğazı’nı kapanmasına yol açacak ve bunun da petrol fiyatlarını en az üç kat arttırma olasılığı neredeyse kesin gibi.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton geçtiğimiz hafta Katar’da Başbakan Erdoğan ile yaptığı görüşme sırasında Amerikan Büyükelçisi’nin toplantının kısa kesilmesi için kapıları dövmesinin ardındaki neden de ortaya çıkmaya başladı. Çin’in Tahran ile ilişkileri kesmesi halinde enerji sıkıntısı yaşamaması ve devasa enerji ihityacını (iyi bir fiyatla) karşılaması için Körfez Ülkeleri'ni ikna edilmesi gerekiyordu. Bunun için de Clinton’ın Körfez Ülkeleri liderleri ile bu konuyu uzun uzun konuşması lazımdı. Böylece Amerikalılar Çin’e “yaptırımlar konusunda işbirliği yaparsan senin yararına olur” diyebileceklerdi. Ama Başbakan Tayyip Erdoğan görüşmeyi uzatınca, Körfez Ülkeleri’nin liderleri beklemek zorunda kaldı.
Çin açısından işin matematiği aslında çok basit. ABD ve Çin para birimlerinin değeri, otomobil lastikleri ve tavuk kanatları da dahil olmak üzere ticari konularda anlaşmazlıklar yaşıyorlar ve bu anlaşmazlıkları gidermek pek de zor değil. Ama iş Türkiye’ye gelince matematik kuralları hükümsüz oluyor.
Batılı bazı gözlemciler Türkiye’nin despot ve demokratik olmayan İran rejimine çok yakınmış gibi bir görüntü vererek kendi menafaatlerine zarar verdiğini düşünüyor. AK Parti İran’daki insan hakları ihlallerine hiç değinmiyor ve nükleer tartışmasında İran’dan tarafmış gibi görünüyor. İsrail bu duruma sinirleniyor. Obama yönetimi ise Ermeni “soykırım” yasa tasarısı konusunda bir karar vermenin eşiğine gelmiş bulunuyor.