Suriye'nin Saraybosnası mı?
10.02.2012 Cuma 10:25
Suriye konusunda yapılan analizlerin birçoğunda Humus kenti ile Libya'daki Bingazi kenti karşılaştırılıyor.
"Suriye'de Bingazi aşamasına gelindi mi?" sorusu soruluyor. Burada atıfta bulunulan şey, Bingazi'de katliamdan sadece birkaç saat önce NATO'nun devreye girerek kuşatma altındaki kenti kurtarması ve böylece Libya'daki olayların akışını isyancıların lehine çevirmesi.
Bu sorunun yanıtı belki de "Hayır. Humus Suriye'nin Bingazisi değil, daha çok Suriye'nin Saraybosnası" şeklinde olabilir.
Gerçi benzerlikler tamı tamına uyuşmuyor; 1992 yılında Saraybosna'da üç taraflı bir iç savaş vardı ve taraflardan biri olan Bosnalı Sırplar, komşu devlet olan Sırbistan tarafından silahlandırılıp destekleniyordu. En büyük benzerlik herkesin açık açık, "birşeyler yapılması gerekiyor" şeklindeki çağrıları. Bu çağrılar Saraybosna için de yapılmış, ama kimse yıllarca parmağını oynatmamıştı.
Saraybosna üç yıl boyunca bombardımana tutulmuş, uluslararası toplum müdahele konusunda görüş birliğine varana dek binlerce sivil öldürülmüştü. Yabancı ülkelerin çoğu Balkan bataklığına saplanmaktan korktukları için doğrudan müdahele konusunda isteksiz davranmıştı.
1995 yılında NATO'nun kısa süren kararlı müdahelesi savaşı sone erdirdi. On yıl kadar sonra bile on binlerce yabancı asker hala hassas olan barışı korumak amacıyla burada görev yaptı. Hatta bugün bile 1,600 AB askeri ülkede görev yapıyor.
Humus şu günlerde Suriye Ordusu tarafından bombardımana tutuluyor. Bu bombardıman sonrası ordu büyük bir olasılıkla kentin şu anda kontrolünde olmayan bölgelerine de girecek. Karşı konulması durumunda çatışmalar çıkacak ve siviller ölecek. Karşı konulmazsa, büyük bir olasılıkla "savaş yaşındaki" erkekler toplanacak. Bu da genelde 16-17 yaş ile 50'li yaşların ortaları arasındaki tüm erkekler demek oluyor.
Bu yöndeki korkular ve devam eden bombardıman uluslararası kınamalara neden oluyor ve bazı çevreler askeri müdahele çağrılarında bulunuyor. Ancak, bir BM kararı olmaksızın böyle bir müdahele kısa ve orta vadede mümkün görünmüyor.
Hatta BM'den askeri müdaheleye izin kararı çıkmış olsa bile, sadece birkaç ülke Suriye iç savaşına bulaşmayı göze alabilirdi. Bir Arap gücünün Suriye'ye girmesi boş laftan öte bir şey değil. Hatta Türkiye'nin kuzeyde bir güvenli bölge oluşturması gibi söylentiler de azalmış durumda.
Bosna'da, Sırbistan, Hırvatistan, Suudi Arabistan, Rusya ve ABD el altından gelişmelere müdahil olmuşlardı, ama ancak üç korkunç yıl boyunca süren sivi katliamında sonra NATO Bosnalı Sırp güçlerini bombalama kararı almıştı,
Suriye'nin kaderi de böyle olabilir. Sadece birkaç olumlu diplomatik girişim sayesinde Şam rejimine artık sözün bittiği yere gelindiği anlatılabilir. Katar, Suudi Arabistan ve belki Türkiye yanlarına bazı batılı güçleri de alarak Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) yardım edebilir.ÖSO saldırılarıyla Suriye devletinin sembolleri olan devlet memurları ve polisi hedef almaya devam eder. Tüm muhalefet yanlısı ülkeler bir yandan tüm taraflara ateşkes çağrısında bulunurken bir yandan da Suriye Ulusal Konseyi ile daha güçlü bağlar oluşturular.
Diğer taraftan Rusya Suriye ordusunu silahlandırmaya devam eder. Aynı şekilde İranlılar da lojistik, istihbarat ve planlama konusunda yardımda bulunur. Irak ise İran'ın topraklarından geçen yardımlarını görmezden gelir. Lübnan'da Hizbullah Şam'a tam destek veririken, hükümetteki Sünniler isyancıları destekler.
Savaş yapılır ve sona erene kadar her iki taraf da büyük kayıplar verir. "Birşeyler yapılmalı" sesleri daha da gür çıkmaya başlayacak, Suriye'nin acıları uzunca bir süre daha devam edecektir.
Bu işten en karlı çıkan ülke ise İsrail olacak. Başlıca düşmanları İran, Suriye ve Türkiye'nin birbirleriyle kapışması İsrail'i memnun edecek.