Bu aralar 1 Mayıs adı, 1977’deki katliamdan kimin sorumlu olduğu tartışmasıyla anılıyor daha çok. Meclis’te kurulan komisyonların gerçek sorumluyu bulup ortaya çıkarabileceği, yeni bir soruşturma açılması gereği ortaya atılıyor. Baksanıza, en büyük işveren örgütü TÜSİAD bile 1 Mayıs’ı 77’nin sorumlularının ortaya çıkarılması talebiyle anıyor.
Dolayısıyla hazır 1 Mayıs’ın geçmişine bakma bilinci uyanmış vaziyetteyken 1 Mayıs’ın geleceğine de bakmak faydalı olacaktır; bakalım o zaman.
Bugün sabah saatlerinden itibaren İstanbul’da Taksim Meydanı 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenlerce doldurulacak. Taksim kutlamalarına 1977’de konulan yasak bundan iki yıl önce fiilen, geçen yıl da resmen kalktıktan sonra meydanın heyecanını ve kalabalığını ne kadar koruyabildiğini, meydanın kompozisyonunun ne kadar değiştiğini bugünün sonunda görmüş olacağız.
Ancak geçen yıla dek yasak olan Taksim Meydanı yegâne çekim merkezi görünümündeyken bu yıl durum sanki farklı.
Taksim’de DİSK ve KESK tarafından düzenlenen ve (son hafta ortaya çıkan bir ‘İslami sosyalist’ grup –her ne demekse ben anlamıyorum- dışında) sol grupların katılma çağrısında bulunduğu bir gösteri var. Burada son haftalarda ayakta olan doktorlar ve tiyatrocuların güncel durumu öne çıkabilir.
Sağ ve solda durum
Sağda kümelenen sendikalar ise HAK-İŞ ve Memur-Sen oluyor, Ankara’da Tandoğan’dalar. Ankara’da sol gruplar ise ayrı bir gösteriyi Sıhhiye’de düzenliyor.
Türkiye’deki en büyük işçi örgütü sayılan Türk-İş ise kendisini diğer iki sendika grubundan ayırmak amacıyla olsa gerek Bursa’da 1 Mayıs çağrısı yaptı.
Bunun yanı sıra, belli bir sendika konfederasyonu çatısı olmadan İzmir’den Diyarbakır’a, Adana’ya dek Türkiye’nin çeşitli yerlerinde 1 Mayıs gösterileri düzenleniyor.
‘İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü’ olarak adlandırılan ‘İşçinin, emekçinin bayramı 1 Mayıs’ta, en azından Türkiye’de işçiler adına konuşan kesimlerde bir ‘birlik, dayanışma ve ortak mücadele’ ruhu olduğundan söz etmemiz mümkün görünmüyor; Taksim’in bu anlamda eski cazibesini yitirdiğinden söz etmemiz ise mümkün.
Meydanın geleceği açısından akla bir de İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun ‘Olay çıkarsa’ bir daha izin vermeyebileceği sözleri takılıyor; umalım çıkmasın.
Sendikalarda durum
Bir de geniş anlamıyla ‘işçinin, emekçinin’ geleceği açısından 1 Mayıslara bakmakta fayda var.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından sendikalaşma oranının giderek azaldığı zaten defalarca ifade edildi, tekrara gerek yok. Ama ortada bir de şişirilmiş rakamlar sorunu var. Örneğin, sendikaların verdiği rakamlara göre yüzde 58 olan sendikalaşma oranı ile Sosyal Güvenlik Kurumu’nun verdiği yüzde 9 arasında dağlar var. Avrupa Birliği normlarına göre kurulacak yeni sendikal düzende bir istatistiki uzlaşmaya varılacak mı? Bu da belli değil.
Üstelik bu resmi rakamla yüzde 10 civarında seyreden işsizlik koşullarında böyle.
Bir de işsizliğin yüzde 20–25 arası seyrettiği Yunanistan, İspanya gibi ülkeleriyle AB’deki duruma bakınca, sendikal hareketin merkezi Avrupa’da durumun iç açıcı olmadığı görülebilir.
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Nisan 2012 Küresel İşsizlik raporunda ‘alarm verici’ tahminlerde bulunuyor. Buna göre, ekonomilerdeki, özellikle de AB ekonomilerindeki küçülme, hem işsizliği arttırıyor hem de işi olanların ücret ve diğer haklarını kısıtlıyor. Ek olarak ILO, devlet ve şirketlerin gider kısma çaresi olarak işçi çıkarmayı görmesinin büyümeyi olumsuz etkileyerek kaos etkisine yol açacağı endişesi taşıyor.
Yani içinizi kapamak istemem, zaten tahmin ettiğiniz şeylerden söz ediyorum ama ne yazık ki tablo bu. Geçmişle hesaplaşmakla birlikte biraz geleceğe bakmak isteyenler için hesaba katılması gereken bir durum bu.
Kutlamak isteyen herkesin 1 Mayıs’ı kutlu olsun.