CNN Türk

Yazarlar

Murat Yetkinmyetkin@radikal.com.tr

CNN TÜRK Ankara Kulisi Programı Yapımcısı

MURAT YETKİN Dış siyasette Davutoğlu dönemi

Dış siyasette Davutoğlu dönemi

14.03.2010 Pazar 08:17

‘Stratejik Derinliğe Düşen Türk Dış Politikası’, Demokrat Parti’nin geçen hafta yayımladığı 76 sayfalık bir raporun başlığı. Partinin Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, raporun girişinde çalışmayı ‘yapıcı siyaset’ anlayışının bir örneği olarak takdim etmiş.

Rapor AK Parti’nin dış siyaset anlayışını kâh takdir eden, çoğunlukla da didik didik eden bir
eleştiri ve öneriler bütünü.
Raporun adı, doğrudan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun -en son kitapçı gezerken 44’üncü baskısını gördüğüm- ‘Stratejik Derinlik’ kitabını çağrıştırmak üzere tasarlanmış. Zaten temel olarak Davutoğlu’nun icraatı eleştiriliyor.
Örneğin, AK Parti’nin dış politikası ‘ideolojik’ olmakla suçlanırken gösterilen dayanaklar, Filistin meselesinde Hamas’ın yanında yer alınması, ABD ve AB tarafından desteklenmesine rağmen UNESCO Başkanlığına Zülfü Livaneli’nin aday gösterilmemesi, Afgan hükümetinin talebine rağmen Hikmet Çetin’in BM temsilciliğine aday gösterilmemesi oluyor.
Davutoğlu’nun dış politikası ‘sarhoş yürüyüşünü andıran’, ‘öncelikten yoksun’ gibi ağır ifadelerle eleştiriliyor ve ‘Uçak mili biriktirmek dış politika değildir’ gibi iğneleyici ifadelere yer veriliyor.

Davutoğlu ve koşturmak
Bu ifade özellikle de Ermenistan protokolü, ABD ve AB ile iplerin gerilmesi sürecinde AK Parti dış politikası için kullanılan ‘Daha çok koşturuyor olmak, daha başarılı dış siyaset değildir’ ifadesini andırıyor.
Davutoğlu ve koşturmak kelimeleri nerdeyse özdeş hale gelecek. Yalnız Davutoğlu değil, kendisine yeni kurduğu Dışişleri yönetimi de yakında büyükelçiliklerden merkeze gönderilen raporları, kriptolu telgrafları okuyamayacak kadar seyahat ediyorlar, bu doğru.
Kendi adıma, daha fazla koşturmanın, başarıyı garantilemeyeceğine inananlardanım; ama başarısızlığın garantisinin de koşturmayıp, yerinde durmak olduğunu biliyorum.
Koşturan, hata yapar. Hata yapmamanın garantisi, hiçbir şey yapmamaktır. Demek, ki arada bir denge bulunmalı.
Davutoğlu’na gelince, Türk dış siyaseti, kimse alınmasın İsmet İnönü’den bu yana, bir gün iş başına gelirse ne yapması gerektiğini önceden düşünüp, üstelik bunu yazan ilk dışişleri bakanını Davutoğlu’nda gördü.
Ne yapacağını bilmesidir ki, birkaç yıl içinde uluslararası siyasette iz bırakan, kimi yorumcular tarafından Henry Kissinger ile karşılaştırılan bir aktör olarak kabul edildi.
Akademik yönünün avantajlarını ve dezavantajlarını taşıyor: Güçlü tezleri ve bilgi derinliği var. Bilgi derinliği hata payını azaltırken, tezlerinin gücü -onların gerçek dünyada karşılığını bulmaması durumunda yaşanabilecek hatanın daha büyük olması riskini doğuruyor.

Bu yeni bir dönemdir
Tezlerin güçlülüğü aslında hata payını artıran bir başka dezavantaj da getirmiyor değil. Belki
kendisi için değil, ama daha çok hayranları için geçerli olan bir ‘İlk yapan biziz, ilk bizim aklımıza geldi’ ruh halidir bu.
Bu ‘İlk biziz’ haleti ruhiyesine bir örnek ‘Komşularla sıfır sorun’ siyasetidir. Tamamiyle doğru bir siyasettir. Türkiye’nin kurucu önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün daha Cumhuriyet’in ilk yıllarında önayak olduğu (Batı komşularıyla) Balkan Paktı, (Doğu komşularıyla) Sadabad Paktı gibi girişimler aslında ‘sıfır sorun’ siyasetinin Cumhuriyet’in mayasında olduğunu gösterir.
Unutmamalı ki, Türkiye, adı konulmuş bir milli hedefe sahip nadir ülkelerden biridir ve o hedef Atatürk’ün ‘yurtta sulh, cihanda sulh’ sözüdür. Türkiye’nin bugün izlediği dış siyasetin, iniş çıkışlarına rağmen o hedeften -neyse ki sapmadığı görülüyor.
Türk dış siyasetini kabaca üç döneme ayırmak mümkün: Birincisini (kurtuluş ve kuruluş dönemleri olarak, Mondros Mütarekesi’nden Hatay’ın sınırlara katılması ve Atatürk’ün vefatına dek süren) 1918-1938 dönemi olarak tanımlayabiliriz. İkinci dönem, 1939-1999 dönemidir. İkinci Dünya Savaşı’na katılınmaması, Küba Füzeler Krizi, Kıbrıs Krizleri, üç askeri darbe ve Irak krizleri ile birlikte Türkiye’nin NATO çerçevesinde Batı ile entegrasyonuna askeri temelde başlaması sancılarıyla geçmiştir.
Üçüncü dönem 1999’da Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye adayı kabul edildiği Helsinki
Zirvesi’yle başlar. Bu dönem noktasında AB üyeliği için Ulusal Program, yani Türkiye’nin ilk yazılı stratejik hedefi ortaya çıkmış ve o zamandan bu yana atılan bütün iç ve dış adımların belirleyici çerçevesi olmuştur. Türkiye de bugün yaşanan bütün sancıları da aynı çerçevede görebiliriz.
Davutoğlu, işte bu sancılı dönemin, koşturan dışişleri bakanıdır. Bu konuya devam edeceğiz.