CNN Türk

Yazarlar

MİT darbeleri söylememiş, bir sorun nasıl söylememiş

MİT darbeleri söylememiş, bir sorun nasıl söylememiş

12.05.2012 Cumartesi 08:45

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) 12 Eylül darbesini dönemin başbakanı Süleyman Demirel'e söylememiş. Neden acaba?

Dün televizyon haberlerinde son dakika olarak verildi. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) 12 Eylül darbesini dönemin başbakanı Süleyman Demirel’e söylememiş. 
TBMM’de kurulan darbeleri araştırma komisyonlarının ilk bulgusu bu oldu herhalde. Gerçi Demirel bunu sayısını herhalde yalnız kendisinin hatırlayacağı mülakatlarda hep söylemişti ama darbeleri araştıran vekillerimize de biraz ısınma hareketi lazım, onların bulgularını yazacak gazeteci milletine de... 
Aslında Demirel, kendisini iktidarı terke zorlayan 12 Mart 1971’deki muhtırayla gelen darbeyi de, üstelik dönemin MİT Müsteşarı Fuat Doğu’ya açıkça sorduğu halde hem Doğu hem de asker kökenli Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından karanlıkta bırakıldığını ayrıntılarıyla anlatmıştı (‘12 Eylül’ü başka türlü okumak’, Radikal, 19 Ağustos, 2007). 
Bir grup askerin Başbakanlık’tan indirmek istediği Bülent Ecevit’in de bu yöndeki girişimi kendisine bağlı istihbarat örgütü MİT’ten ya da en yakın mesai arkadaşlarından değil, ancak bunu öğrenip kendisine soru olarak soran bir gazeteciden öğrendiğinde ne kadar hayrete düştüğüne, o gazeteci bendeniz olduğum için doğrudan tanığım (‘Ecevit gitsin, Özkan gelsin’, Radikal, 31 Ekim 2001). Ama madem konu 12 Eylül, o zamanki MİT’e ve MİT’in başında kim olduğuna bakıp biraz siyasi arkeoloji yapalım. 
Genelkurmay Başkanı Kenan Evren kuvvet komutanlarıyla birlikte, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun kendilerine ‘Cumhuriyeti kollamak ve korumak’ görevini veren 35’inci maddesini gerekçe yaparak yönetime el koyduğu sırada MİT Müsteşarı Korgeneral Bülent Türker idi. 
Türker, askeri kariyerinin değişik aşamalarında istihbarat ve karşı-istihbaratta uzmanlaşmıştı. Albay ve tuğgeneral rütbelerinde eski adı Milli Amele Hizmet olan MİT’te yöneticilik yapmıştı. 26 Temmuz 1973 ila 27 Şubat 1974 ve Kıbrıs harekâtını takiben 30 Eylül 1974 ila 24 Kasım 1974 tarihlerinde iki defa da MİT müsteşarvekilliği yapmış. Türkiye’yi 12 Eylül’e doğru sürükleyen kanlı olaylar olduğu dönemde, örneğin 24 Aralık 1978 Kahramanmaraş katliamı olduğu sırada Türker (tümgeneral), Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’na bağlı İstihbarata Karşı Koyma (İKK) Daire Başkanı görevini üstlenmiş. O sırada MİT müsteşarı, daha sonra 1991’de Dev-Sol tarafından öldürülen Adnan Ersöz. Türker, Ersöz yerine MİT Müsteşarlığı’nı üstlenmiş; 19 Kasım 1979 ile 7 Eylül 1981 arasında, yani tam 12 Eylül günlerinde o işi yapmış, 1983’te korgeneral emekli olmuş, 2010’da vefat etmiş. 
Demirel’e 12 Eylül’ü söylemeyen MİT Müsteşarı Türker’in hikâyesi böyle. Tamamen askerin kontrolü altındaki MİT’in, askerin cumhuriyeti kollamak adı altında planlayıp uyguladığı bir darbeyi, darbenin hedefi olan başbakana söylememesi (doğal demiyorum) şaşırtıcı mı peki? 
Maalesef değil. Demirel 1991’de yeniden başbakan olduğunda ilk el attığı yerlerden birisi MİT oldu; 1992’de Dışişleri’nden Büyükelçi Sönmez Köksal’ın müsteşarlığa getirilmesi, istihbaratı asker kontrolünden çıkarma yönünde bir adımdı; kolay bir süreç olmadığını biliyoruz. O kadar ki (Ecevit’i görevden alma girişimi sırasında da işin başında bulunan) Şenkal Atasagun müsteşarlığı altındaki MİT’in eline ulaşan ‘Ergenekon’ adlı dosyayı aradan bir ay, bir hafta geçtikten sonra 2003 Temmuzu’nda, o da Başbakan Tayyip Erdoğan ile değil, önce Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile paylaştığı, Ergenekon iddianamesinde yazıldı(‘Ergenekon iddianamesindeki MİT yazısı’, Radikal, 14 Eylül 2008). 
Bu darbecilik işine artık bir son vermek lazım... Askeri de bu yasal yükümlülüğünden özgürleştirmek, olması gerektiği gibi siyasetin emrine, Meclis’in denetimine vermek lazım. AK Partili Burhan Kuzu’nun “Kafa değişmeden yasa değişse ne olur?” sorusuna katılmıyorum. Sigara yasağı örnek olsun: Yasa değişmeden kafa değişmez. Hazır TSK Yasası’nda değişiklik yapılıyor, şu 35’inci maddenin de elden geçirilmesinin tam sırası. 

Hilmi Özkök’e teşekkür 
Özden Örnek günlükleri olarak bilinen metinlerde adımın geçtiği iki yerden birinin doğru olmadığını iddianame yayınlandığından beri yazıyorum, ama bazı kalem sahiplerine anlatmak mümkün olmuyor. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök dün Anadolu Ajansı’na konuştu ve o dönem ‘adı geçen gazeteciyle’ (benimle) telefon yakınlığı olmadığını söyledi. “Öte yandan gazetecilerle hükümet arasındaki etkileşimlerde taraf olmak prensiplerime aykırıydı” dedi. Kendisine bu açıklamadan dolayı teşekkür ediyorum.