Meclis neyi biliyor ki?
11.03.2010 Perşembe 07:35
Genelkurmay ve Milli Savunma Bakanlığı’nın AK Parti tarafından Meclis’e sunulan Sayıştay Yasa Teklifi’ne itirazını Radikal’de Yurdagül Şimşek’in haberinden okuyabilirsiniz.
Bu itirazın bütünüyle haksız olduğunu söylemek mümkün değil. Ayrıntıda askerin haklı olduğu noktalar var. Örneğin silahların, birliklerin konuşlanma yeri ve durumu, komuta kontrol sistemlerinin işleyişi gibi bilgiler askeri istihbaratın konusu sayılabilir. Malzemenin en ucuz teklifi verenden alınması gerektiğini söyleyen ihale sisteminin, işlevi öne çıkarması beklenen silah sistemlerine bire bir uygulanamayacağı doğrudur. Ya da bir tatbikatın verimliliği konusunun yalnızca mali denetimde uzmanlaşmış Sayıştay denetçileri tarafından yapılamayacağını söylemenin bir mantığı var.
Tabii bunlar, itirazın ayrıntıda kalan haklı noktaları ve bu noktaların dikkate alınıp düzeltilmesi mümkün.
Ayrıntıdaki haklılıklar, kavrama karşı çıkışı haklı kılmıyor.
Soğuk Savaş’ın son bulmasına dek belki bazı gelişmiş demokrasilerde, NATO sisteminde de benzeri uygulamalar vardı. Geldiğimiz noktada ise, devletin işleyişindeki önemli bazı noktaların parlamento denetimi dışında kalmasını savunmak gerçekten güç.
Üstelik bu karşı çıkışın, “TSK’nın elindeki Devlet mallarının (..) Sayıştay tarafından denetlenmesi esnasında bu konuda bilgilerin herkes tarafından öğrenilmesi sakıncalar doğuracaktır” denmesine gülmek mi, ağlamak mı lazım?
Genelkurmay’ın istihbarat belgelerinin ortalarda dolaşıp iddianamelere konu olduğu, şifre ve parola defterlerinin gazetelerde yayımlandığı, -iki yıldır yazıyoruz ki- Genelkurmay’ın bilgi güvenliği açısından kevgire döndüğü bir dönemde ‘Sayıştay denetlerse bilgi sızması olur’ itirazı ne kadar ikna edici olabilir?
Bir de denizaltı, gemi, füze, uçak, silah sistemlerinin sayı ve özelliklerinin yabancı ülkeler tarafından öğrenilmesi ihtimalinin öne çıkarılması var. Sanki Türkiye gemi, uçak, füze, tank, radar vesaire teknoloji gerektiren silah sistemlerini tamamen milli imkânlarla yurtiçinde üretiyor, başka yerlerden satın almıyor da, bunların sayı ve niteliklerini onlardan gizlemek istiyor gibi bir yanılsamaya yol açıyor bu cümle.
Türk Silahlı Kuvvetleri, çağa ayak uydurma iddiasını sürdüren bir kurum olarak demokratik denetimde NATO standartlarına ayak uydurma yolunda gerekli adımı atmalıdır.
Madalyonun diğer yüzü
Meclis, askeri harcamalar üzerinde daha şeffaf denetim istemekte haklı. Bu haklılıkta Ergenekon davasıyla ortaya çıkan siyasi ruh halinin, örneğin ‘Silahlar nereye gömülmüş bilelim’ türünden naif yaklaşımların rolü var mıdır? Bilemeyiz.
Ancak Meclis’in bu milletin vergilerinden tahsis edilecek bütçe ile TSK’nın neden 1000 değil de
1500 tanka ihtiyacı olduğunu, neden şu değil de bu modelin tercih edildiğini önceden bilme ve ardından denetleme hakkı olmalıdır.
Şu anda Meclis, Milli Savunma Bakanlığı’na tahsis ettiği bütçe ile hangi özellikte kaç tank alınacağını bilemiyor, ancak örneğin, Başbakan başkanlığındaki Savunma Sanayi İcra Kurulu toplantısı ardından öğreniyor.
Peki yüce Meclis acaba Milli Eğitim Bakanlığı’nın, milletin vergilerinden tahsis edilen bütçeyle nereye, hangi özellikte kaç okul inşa ettireceğini, ya da Karayolları’nın yine milletin bütçesinden nereye, hangi özellikte kaç kilometre yol döşeyeceğini biliyor mu?
Hayır, onu da bilmiyor. Çünkü mevzuatımız, yasalarımız bu tür bir yerindelik denetimini öngörmüyor.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu, zaten bunaltıcı baskı altında geçen uzun toplantılarda, tıpkı silah alımı için istenen bütçeyi topluca onaylaması gibi, okul, yol, havaalanı bütçelerini de topluca onaylıyor. Örneğin, o ile havaalanı yapılmasının gerekip gerekmediği tartışılamıyor bile.
Bu işi bilenler, 1961 Anayasası’yla getirilen ve daha sonra sessizce ortada kaldırılan ‘Ödenek Vizesi’ sisteminin Sayıştay üzerinden de olsa Meclis denetimini sağladığını hatırlatıyorlar.
Bu yalnızca Plan Bütçe Komisyonu için değil, örneğin Dışişleri Komisyonu için de geçerli. Dışişleri Komisyonu’nun dış politika üzerinde hiçbir payının olmaması, Komisyonun söylediklerinin işte o kadar ciddiye alınması sonucunu doğuruyor.
Asker kadar, siyasetin de kendisini çağa uydurması gerekiyor. Çözüm, demokratik sistemin, başta da Meclis’in etkinliğini artırmaktır. Meclis’i, yasamayı, yürütmenin onay kurumu olarak gören bir anlayışla daha biz bu konuları çok tartışırız.