Türk Kışı'nda iç hesaplaşma
09.02.2012 Perşembe 07:44
Arap Baharı'na inat Türk Kışı'nda hesaplaşma duruşma salonlarında ve bürokrasi koridorlarında yaşanıyor.
Son olmasa da sonuncu perde aslında 12 Haziran 2011 seçimlerinde Başbakan Tayyip Erdoğan’ın AK Parti’yi yüzde 50 seçim galibiyetine taşımasıyla açıldı.
O zamana dek yine de belli oranda eski sistem adına direniş sergileyen, bu direnişi de özelikle Balyoz davalarında muvazzaf ve emekli subay tutuklamalarına karşı tavır alarak sergileyen Türk Silahlı Kuvvetleri yönetimi son bir hamle ile şansını denedi.
O hamle Ağustos başındaki Yüksek Askeri Şura’daki terfi sırasına hakkında soruşturma açılanların, hatta hapiste olanların alınıp alınamayacağı konusunda yapıldı. Erdoğan yüzde 50’nin gücüyle geri adım atmayınca, ordu yönetimi havlu attı.
Şura’nın hemen arifesinde 29 Temmuz’da Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ile birlikte Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu, Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit ve Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Aksay istifa etti.
Yerine 4 Ağustos’ta Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Necdet Özel, önce günübirlik Kara Kuvvetleri komutanlığına atanarak tayin edildi.
Özel, Türkiye tarihinde daha önce 1826’da İkinci Mahmud ve 1926’da Mustafa Kemal Atatürk uygulamalarında gördüğümüz, siyasi iktidarın kendisini güçlü hissettiği anda askeri siyasetten uzaklaştırma döneminin başladığının bilincinde görünüyordu.
Yeni ordu kademesinin 30 Ağustos’ta iş başına gelmesinden kısa süre önce 23 Ağustos’ta internet sitelerine bir ses kaydı düştü. Bu kayırta, Koşaner, bir grup subaya süre giden davalar ve askerin kamuoyuna açık olmayan bakışını anlatan bir konuşma yapıyordu. 30 Ağustos’ta yeni komuta kademesinin görevi almasından sonra, 13 Eylül’de internet sitelerine bir başka ses kaydı düştü. Bu kayıt, Milli İstihbarat Teşkilatı yetkililerinin bazı PKK şefleriyle yurtdışında, muhtemelen Norveç’in başkenti Oslo’da, muhtemelen 2010 baharında yaptığı görüşmelerden alınmıştı.
PKK’nın hapisteki lideri Abdullah Öcalan ile görüşmeler zaten yüzde 50’lik seçim zaferini takip eden günlerde, hatta Koşaner’in istifasından iki gün önce, 27 Temmuz’da kesilmişti. Bu bantın ortaya çıkmasıyla hükümetin tutumu katılaştı. İçişleri Bakanlığı’na diyalog sürecini yürüten Beşir Atalay’ın yerine Türk-İslam sentezi çizgisine daha yakın İdris Naim Şahin’in getirilmesiyle başlayan yeni hareket hattı, MİT’in yeni müsteşarı Hakan Fidan’ın siyasi polemik malzemesi olarak yıpratılmasına neden olan bu bantla daha da billurlaştı; diğer iki görevli, eski müsteşar Emre Taner ile yardımcısı Afet Güneş zaten emekli olmuşlardı.
MİT’in adı kamuoyunca en çok duyulan isimlerinden olup 10 Mart 2011’de tutuklanan Kaşif Kozinoğlu’nun 13 Kasım’da cezaevinde ölümü, güvenlik bürokrasisi ve yargıda bir dalgalanmaya daha neden oldu.
Ardından 5 Ocak 2012’de Koşaner’den bir önceki genelkurmay başkanı İlker Başbuğ savcılıkça ifadeye çağırılması ve tutuklanması gelişmesi yaşandı.
9 Ocak’ta Erdoğan, Başbuğ’un tutuksuz yargılanıyor olmasını tercih edeceğini söyledi. Başbuğ’un tahliye talebini 16 Ocak’ta reddeden yargıç Mehmet Karababa, 23 Ocak’ta özel yetkilerinden alınarak Meclis Adalet Komisyonu’na danışman atandı. Başbuğ hakkında hükümeti devirmeye çalışmak suçlamasıyla 2 Şubat’ta ömür boyu hapis istendi.
İstanbul Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya, süren KCK soruşturması çerçevesinde PKK ile görüşmelere katılan Fidan, Taner ve Güneş’in ifadesine başvurmak istediğini bildirdi; tesadüf eseri bu tarih Uludere’de 34 köylüden oluşan kaçakçı konvoyunun yanlışlıkla vurulmasının 40’ıncı gününe rastlamıştı.
Dün, 8 Şubat günü, bir süredir İstanbul’da yürütülen ve örgüt içine sızmış bazı MİT elemanlarının da içeri alındığı öne sürülen KCK operasyonlarını da yöneten İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün ve İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan İçişleri Bakanı tarafından görevden alındı.
Bu gelişmelerin Ankara’daki karar mekanizmalarında dün görülen, deyim yerindeyse kısa süreli kısmi felcin boyutlarından, bu gelişmelerin son on yıldır yaşanan iç hesaplaşmanın önemli kavşaklarından biri olduğunu çıkarmak mümkün.
Arap Baharı bölgesel bir değişimin adı, sokaklarda yaşanıyor, kanlı sonuçlanabiliyor.
Türkiye’deki değişim de sancılı ancak hesaplaşma duruşma salonlarında ve bürokrasi koridorlarında yaşanıyor; Türk Kışı denilmeyi hak ediyor.