Hatta annem kızdı, "İş çıkarma Özge, bir şeyi yok çocuğun." Ama bilirsiniz ki biz anneler hissederiz. Akşamına bizimkinin ateş çıktı 38.5'a. Dağhan'ın ateşinin çıktığını anlamak çok kolay. Hemen yanakları elma gibi kızarıyor. Dudaklar kirazlaşıyor. Ve bir de "Simiitççi" demeye başladıysa bilin ateş 38.

Evet evet, neden bilinmez ateşi çıktı mı simitçi oluyor Dağhan. Her çocuğun ateşe verdiği tepki farklı bazısı huysuz, bazısı bitkin, bazısı da Dağhan gibi çok enerjik. Acayip bir şey. Resmen diline vuruyor ateş. Bır bır bır konuşuyor, kendi kendine gülüyor.
Soy, duşa sok, şurupları ver; soy, duşa sok şurup ver. Bu böyle sürüp gidiyor. Hadi gündüz daha iyi idare ediliyor da, ben şu gecelere gıcığım.
Gecenin bir yarısı çıkmasa olmaz şu ateş. Eh ateşe bir de boğazına sanki fındık koymuşsun hesabı şişlikler de eklenince tadından yenmiyor. Boğazı acıdığı için bağırıyor, bağırdıkça daha çok acıyor, ağlıyor, ağladıkça ateşi daha da yükseliyor. Ben saç baş dağılmış, "İmdaaattt!!! Can kurtaran yok mu?" diye bağırma seviyesinden kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum.
"Çocuğumun hasta olduğuna yanmam, huyu değişir ona yanarım" diye bir söz duymuştum. Ne kadar da duygularıma tercüman oldu bu sefer.
Gazi Üniversitesi Hastanesi'ne kontrole gittik bugün. Çığlıkları ile inletti ortalığı. Zaten kalabalık, asansör tıklım tıklım. Ben sakinleştirmeye çalıştıkça yoldu saçımı başımı.
Bugün kaç kere "Ya Sabır" çektim bilmiyorum. Eve geldik, ama Dağhan da değişen bir şey yok. Hala avazı çıktığı kadar bağırıyor. Ne yapsam ne yapsam derken, dur dedim ben bunu ayağımda bir sallıyayım. İlk defa. Koydum yastığı ayağıma, başladım sallamaya. Afalladı resmen ve yavaş yavaş uykuya daldı. Ben de bittim.
Şimdi o dünyanın en sakin çocuğu modunda uyuyor. Ben de gidip gidip bakıyorum. Ama uyanmasın diye uçarak yürüyeceğim yakında. Korka korka ateşine bakıyorum. Gece için güç topluyorum. Bu 1 haftalık iznim de güzel, tatlı, yaramaz kuzumun bana verdiği hediyeyi yaşıyorum doya doya.