Üç konu
05.02.2010 Cuma 07:23
ALFABE, nüfusta din hanesi ve Bülent Arınç... AİHM’ye göre Q, X, W harfleri elbette yayınlarda kullanılabilir ama nüfus kayıtlarında, resmi belgelerde devlet buna izin vermeyebilir.
Türban kararına benziyor, devletin takdirine bırakıyor.
Benzer sorunların göç yoluyla diğer Avrupa ülkelerinde de ortaya çıktığını vurgulayan AİHM’nin, bu kararıyla, özgürlüklerle birlikte “entegrasyon”un da gerekli olduğu mesajını verdiği görüşündeyim.
“Üniter devlet”e ve “resmi dil Türkçe”ye evet diyorsak, bu karar isabetlidir.
AİHM’ye göre laiklik
AİHM’nin nüfus cüzdanlarındaki din hanesinin kaldırılması kararı Türkiye’de laikliğin liberalleşmesi süreci bakımından son derece önemlidir. Çünkü AİHM’ye göre:
- Kişinin din ve inancıyla ilgili değerlendirme devletin görevi olamaz.
- Devlet, kişiyi dini inancını açıklamaya, nüfus memuruna beyanda bulunmaya zorlayamaz.
- Batı Trakya Türklerinin şikâyeti üzerine AİHM’nin verdiği kararlara göre, kişiler dini topluluklar, cemaatler oluşturabilir, topluluğa dini lider seçebilir.
- Kişiler, başkalarının özgürlüğüne zarar vermeden, dinini yaşama ve yayma özgürlüğüne sahiptir.
Yani, cemaatler de misyonerler serbesttir! Devlet ‘ibadethane’nin dinsel tanımını yapamaz, yani “Cemevleri ibadethane değildir” diyemez...
Böyle bir laiklik anlayışının cumhuriyet laikliğinin keskin sınırlarını hayli aştığı besbelli...
Cumhuriyet laikliğine göre inançlar sadece “vicdanda ve mabette” kalmalıydı. AİHM ise inançlara çok geniş bir özgürlük tanıyor, her bir inancın özgürlüğünün, öbür inançların özgürlükleriyle sınırlandığı liberal bir düzeni öngörüyor.
Hukukta değişim
Türkiye hukukun her alanda bu liberalleşmeye uyum sağlama yolundadır.
Anayasa Mahkemesi’nin, Yargıtay’ın, Danıştay’ın hak ve özgürlükleri genişleten her kararında AİHM içtihatlarına atıf vardır; aksi yöndeki kararlarında ise AİHM’nin ‘adı yok’tur.
Yargıtay’ın Hrant Dink hakkındaki mahkûmiyet kararında AİHM’den bir iz bulamazsınız. Ama “Ailenin Korunması Kanunu”nun sağladığı haklardan, resmi nikâhsız yaşayan eşin de yararlanabilmesini sağlayan Yargıtay kararı tamamen AİHM içtihatlarına dayalıdır! (7. Ceza Dairesi, K. 2009/4849)
Hukukumuzdaki bu gelişmede AİHM’nin rolü önemlidir. 1926’da İsviçre Medeni Kanunu’nu almak, hukukumuzdaki yüz yıllık Avrupa yönelimini nasıl hızlandırmışsa, şimdi de AİHM içtihatları benzer bir işlev görüyor.
AB sürecinin “takiye” değil, bir yapısal modernleşme olduğu apaçık ortada. Çağımızda hak ve özgürlük kavramlarının fevkalade genişlediğini görelim, eski irtica paranoyasını tarihteki yerinde bırakalım artık.
Bülent Arınç’a yakışan
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç NTV’deki konuşmasında, Güldal Mumcu’ya saygısızlık etmek istemediğini belirtti, “Ancak, gururunu incitebileceğimi düşünmeliydim. Bu yüzden üzgün olduğumu ifade etmeliyim” dedi.
Arınç’a yakışan işte bu nezakettir.
Siyasi hattımızda sinirler çok gergin. DP, AP ve ANAP gibi bugün de “iktidarın ikinci dönemi” gerilimlerini Ak Parti yaşıyor. Böyle dönemlerde hem etkili hem ‘bilge’ ve ‘güvercin’ nitelikli politikacılara çok ihtiyaç olur.
Böyle bir işlev Arınç’a da ülkeye de huzur verir.