RIDVAN AKAR: Siyaseti ve siyasetin dilini konuşacağız. İstanbul ve Trakya’da 30 kaybı neye bağlıyorsunuz? Kim suçlu sizce?
BÜLENT ARINÇ: İki üzücü haber var. Biri Güneydoğu’da askerlerimizin şehit olmaları, bildiğiniz gibi dün 7 askerimiz Eruh’ta ve Çukurca’da,bugün de Van Başkale’de mayın patlaması sonucu 2 askerimiz şehit oldu. Şehitlerimize Allahtan rahmet diliyorum, mutlaka yaralı askerlerimiz vardır. Onlara da sağlık ve afiyet diliyorum.Terörle mücadelede bu tür olaylar bizi fevkalade üzüyor. Ama mücadele de bir şekilde devam ediyor. Trakya Tekirdağ ve İstanbul’da çok aşırı yağışlar var, bunlar neredeyse bir tabii afet haline geldi. Haberlerde 30 deniyor ama ben Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü’nden aldığım son rakamları paylaşmak istiyorum. Burada gösterilen yerlerin çoğu eski dere yatakları. Burada evlerin yapılmış olması, işyerlerinin olması, bir tır parkı, onun da bir dere yatağında olması,..
RA: Hatta bir otoyol..
OLAY OLDUKTAN SONRA ALTYAPI EKSİKLİĞİ BELKİ ZAMANINDA MÜDAHALE ETMEMEK ANINDA KURTARMA HAREKETLERİNE GİRİŞMEMEK ONLAR DA BU FELAKETİN BOYUTUNU ARTTIRDI
BA: Şüphesiz buraları insanlar meskun mahal haline getirirken bu tür felaketleri dikkate almıyorlar, denetim bunlara göre yapılmıyor. Burada bina yapıp içine giren insanlar da böyle bir felaket kendilerine söylense de çok fazla aldırış etmiyorlar. Yani çok yönlü bir ihmalden söz ede biliriz. Bu biraz bizden kaynaklanan, insani kaynaklı zaaflarımız diyebiliriz.
Olay olduktan sonra altyapı eksikliği, belki zamanında müdahale etmemek, anında kurtarma hareketlerine girişmemek, onlar da bir bakıma bu felaketin boyutlarını artırıyor.
RA: AKOM’da 7-7.30 civarında hala kimse yoktu. Dolayısıyla bu sürece müdahale edebilecek bir koordinasyondan da ne yazık ki İstanbullular mahrumdu..
BA: AKOM’un daha önce başarılı çalışmalar yaptığı söylenmişti. Ben tabi İstanbul’da ikamet etmediğim için olaya bizzat müdahil değilim. Dolu yağarken, kar yağarken, yollar kapalıyken, kurtarma ameliyelerinde, yolların açılmasında AKOM’un bir koordinasyon merkezi olarak çok bilinçli çalıştığı söylenmişti. Bu konuda bir eksik ve ihmalleri varsa ki şimdi sizden duyuyorum, bunun sebepleri araştırılır ve hemen telafi edilmesi yoluna gidilebilir.AKOM dışında da bu işle görevli pek çok kurum olduğunu biliyorum, inşallah bir ihmalleri olmamıştır. Çok aşırı yağış var. Benim aldığım rakam, son 50 yılda İstanbul’da ortalama bir yılda ortalama 900 kilo civarında yağış olması lazım. Dün bir günde tam 205 kg. yağmur yağmış ki bu 4 ay sürekli yağmur yağsa o rakama eşit bir rakam..
ACİL OLARAK HARCANMAK ÜZERE TEKİRDAĞA 250 BİN İSTANBUL'A DA 2 MİLYON ACİL ÖDENEK GÖNDERİLDİ . İHTİYAÇ DURUMUNA GÖRE ARTACAK
BA: …yani bir afet, bu mevsimde, belki küresel ısınmanın da başka etkenlerin de tesiriyle hiç beklenmeyen, bugüne kadar hiç görülmemiş bir yağış, şimdi de Ege’ye kaydığı söyleniyor. Sayın Başbakan öncelikle Bayındırlık Bakanı’nı bölgeye gönderdi, ardından İçişleri Bakanı bölgeye olayları yerinde takip etmeye gittiler. Yine biliyorum ki Çevre ve Orman Bakanımız da bölgede. Şüphesiz acil olarak harcanmak üzere para gönderildi. Tekirdağ’a 250 bin, İstanbul’a da 2 milyon acil ödenek gönderilmiş durumda. Bunlar oradaki ihtiyaç durumuna göre artacak şüphesiz. Kızılay bazı çalışmalar yapıyor. Bana intikal eden öğleden sonra 2 itibariyle ki aradan iki saat geçti belki bu arada rakamlarda bazı değişiklikler olmuştur, Tekirdağ’da 5, İstanbul’da da 24 olmak üzere 29 vatandaşımızın hayatını kaybettiği ifade ediliyor. Silivri, Çatalca, Saray, İkitelli bölgesinde çok sayıda ev ve işyeri, bazı okullar ve devlet hastanelerinde hasar meydana gelmiş, hasar tespit çalışmaları da devam ediyor. Tekirdağ’da kaybolan 2 vatandaşımızı arama çalışmaları devam ediyor. Şu anda 6 helikopter, Büyükşehir Belediyesinin 263 personeli, 223 aracı çalışmalara devam ediyor.
IMF KONUSU... BAŞBAKAN BU KRİZ İÇİNDE TÜRKİYENİN EN AZ ZARAR GÖRMESİYLE İLGİLİ ÇOK ÖNEMLİ TEDBİRLER ALDI AMA IMF İLE ANLAŞMA BUNUN BİRİNCİ MADDESİ DEĞİL İKİNCİ MADDESİ DE DEĞİL , BİZ KENDİ İMKANLARIMIZLA BU KRİZDEN ÇOK DAHA AZ ZARAR GÖREREK ÇIKACAĞIZ.
RA: Ben şehitler ve demokratik açılım projesiyle devam etmek istiyorum. Ama önce bir son dakika haberi üzerine 6-7 Ekim’de IMF heyetinin gelmeyişiyle ilgili olarak sormak istiyorum, IMF ile anlaşmak konusunda hala istekli misiniz?
BA: Doğrusu bu görüşmeleri ben yürütmüyorum. Sayın Ali Babacan’ın ve Sayın Maliye Bakanı’nın öncelikli takip ettiği konular bunlar. Sayın Başbakanımızı ben bu kriz içerisinde Türkiye’nin en az zarar görmesi ile ilgili çok önemli tedbirler aldığını biliyorum, ama IMF ile anlaşmak o tedbirlerin birinci maddesi değildi, ikinci maddesi de değildi, biz kendi imkanlarımızla bu krizden çok daha az zarar görerek çıkacağız, sadece İMF bize bir kredibilite noktasında bir güven sağlayabilir, biz onlardan daha ucuz imkanlarla kredi sağlayabiliriz düşüncesi vardı. Yani onların katılmama kararı çok ciddi bir kararsa ben yine imzalanıp imzalanmama konusunu herhalde yarı yarıya görmek isterim.
BU OLAYLARA BAKIP DUYGUSAL HAREKET EDEREK DEMOKRATİK AÇILIM SÜRECİ BİTMELİ NOKTASINA GELMEMELİYİZ, BUNDAN SONRA OLMAMALI NOKTASINDAN HAREKETLE SÜRECİ DEVAM ETTİRMELİYİZ, YÜREĞİMİZE TAŞ BASMALIYIZ
RA: Bu şehit haberleri demokratik açılım sürecine nasıl bir zarar verir ya da verdi mi?
BA: Dün ve bugün olan olaylar, bunun öncesinde az da olsa çatışma, yakalama, ele geçirme olayları toplumda hassasiyetle takip ediliyor. Şimdi Ramazan günündeyiz, askerlerimiz görevlerini yapıyor, bir yurt savunmasıdır, güvenlik sorunudur, şehitliği ve gaziliği göze alarak bu görevleri yapıyorlar. Bu görevlerini yaparken de şehit oluyorlar, bence bu sürece en kötü etki yapacak olaylardan bir tanesi bu olaydır. Ama bu olay dün de vardı, evvelki gün de vardı. 25 yıldan beri var, bundan sonra da olacak gibi. Yani bu olaylara bakarak, duygusal davranarak bu süreç bitmeli noktasına gelmemeliyiz, asıl bundan sonra bu olaylar olmamalı noktasından hareket ederek süreci devam ettirmeliyiz. Yüzlerce, binlerce evladımızı kaybetmiştik, bugün de 7 tanesini 9 tanesini kaybediyorsak bu terörün verdiği bir zarardır, bunu bütün sebepleriyle ortadan kaldırabilirsek, terörü minimize edebilirsek, bundan sonra gencimizle, öğretmenimizle, korucumuzla, askerimizle, polisimizle ölmeyecek noktasında bir çalışma yapıyoruz. Akan kan dursun diyenler bunu söylemek istiyorlarsa buna kimsenin hayır dememesi lazım.
RA: Bunu kamuoyuna izah etmekte zorluk çekmeyecek misiniz?
BA: Çekiyoruz zaten. Ama sağduyuya güveniyoruz. Şehit cenazelerine çok gidiyoruz. Bunlar bizim evlatlarımız, yakınlarımız, kardeşlerimiz, O cenazelerdeki feryatları figanları annelerin babaların gözyaşlarını görmemek mümkün değil. Ama o şehit aileleri bana demiyorlar ki benim çocuğum öldü herkesin çocuğu ölsün, hayır. Benim çocuğum öldü, başkalarının çocuğu ölmesin. Akan kan devam etsin demiyorlar, akan kan dursun diyorlar. Bunun bir yolunu bulun, artık başka cenaze gelmesin diyorlar, bizim sorumluluğumuz burada. Evet hissiyatın alabildiğine yükseldiği bir ortamda sizin söyledikleriniz tepki çekebilir..
İNSANLAR MESELEYE ÖLÜM, KAN GÖZYAŞI AÇISINDAN BAKARLARSA, BUNDAN İKTİDAR PARTİSİNİ SORUMLU TUTARLARSA SEÇİM SONUÇLARININ BUNDAN OLUMLU VEYA OLUMSUZ ETKİLENMESİ MÜMKÜN..
RA: Seçim kaybettirebilir mi?
BA: Eğer istismar edilirse ki benim endişem budur. Şehit cenazesi gelsin biz de bağıralım, çağıralım, onlar da bundan etkilensin, biz de bundan bir propaganda malzemesi çıkaralım diyenler olabilir. Bunu bir şekilde kullanmak Türkiye’de bir siyasi manivela olarak görülebilir. Şimdi böyle bir ortamda eğer hissiyatlar daha da yükselir, ve insanlar meseleye ölüm, kan gözyaşı açısından bakarlarsa ve bunun sorumlusu olarak da mevcut iktidarı görmeye başlarlarsa seçim sonuçlarının bundan olumlu ya da olumsuz etkilenmesi elbette olabilir.
RA:Umut Özkırımlı’nın Türkiye’de milliyetçilik araştırması, keza A ve G’nin araştırmalarında da AK Parti’nin tabanında da kendisini milliyetçi olarak tanımlayanların oranı yüzde 72’lerde. Açılım sürecinin başındayız. 2011’deki seçimlerde oy kaybetme hatta seçimi kaybetme ihtimallerini kendi içinizde tartıştınız mı?
BA: Kendi içimizde tartışmadık, ben kendi içimde tartışıyorum, önce bir siyasetçi olarak önce ben kendimi buna hazırlamam lazım. Yani böylesine ciddi, böylesine cesaret isteyen bugüne kadar hiçbir hükümetin hatta hiçbir kurumun yapmaya cesaret edemediği kapsamlı bir işi yapmaya kalkışmanın faturası ne olur. İnanın bunu ben kendi nefsimde, kendi düşüncemde ortaya koyduğum zaman bir siyasetçi olarak görevimizin toplumun sorunlarını çözmek olduğuna inanıyorum. AK Parti’nin arkasında müthiş bir halk desteği var. Bu desteğin kaynağı da lider, hükümet olarak, parlamento olarak, iktidar olarak gücü var. Halk buna güveniyor, doğru yaptığımıza, popülist olmadığımıza, samimi olduğumuza inanıyor. Dolayısıyla zorluklar karşısında kalsak bile halkın bize destek olacağına ben şahsen inanıyorum. Genel Başkanım da hükümetim de inanıyor, dolayısıyla biz bunun olumlu sonuç vereceğine inanıyoruz. Bunun için neye değerse biz bu işi yapacağız. Kırmadan dökmeden, herkesin katkısını sağlayarak olumlu bir projeyle bu süreci devam ettirmemiz lazım.
OCAK AYINA KADAR YAPILAN ÇALIŞMALARIN SONUÇLANACAĞINI UMUYORUM
RA: Şu anda bir takvim verebilir misiniz? Hükümetin kafasındaki yol haritası nedir, nasıl işliyor takvim.
BA: Doğru bildiğimizi yapıyoruz. Asılacak bir vatan haini gibi bizi göstermenin ülkeye de bir faydası yok.
Biz gittiğimiz insanlara bizim böyle bir düşüncemiz var, bu madde madde haline gelmiş, bizim hükümet olarak size sunduğumuz bir proje değil, sizin de ortak aklınızdan, tecrübelerinizden yararlanarak, bu bütün kurumlar için geçerli bir şey, buna karşı sizin tavsiyeniz nedir, eleştiriniz nedir, öneriniz nedir bunu öğrenmek istiyoruz, hazırlanmış bir kağıtla gitseydik, o zaten siz hazırlamışsınız bir de bize niye geldiniz diyeceklerdi. Halbuki biz onları sadece dinlemeye gittik. Konuşanlar tavsiyelerini yaptılar, yazılı raporlar vardır, bu bitmedi daha, ilk planlanan görüşmeler tamamlandı, sayın bakan bir ara toplam yaptı, orada çok fazla somut öneri getirmedi ama aldığım izlenimler şudur dedi. İnanıyorum ki bir süre daha bu konuda birikimim var diyen herkesle görüşülecek. Daha sonra bizim muhatabımız millettir, milletin aksinin yaşandığı yer de millet meclisi, TBMM’de hükümet olarak geldiğimiz noktayı siyasi partilere açıklamak istiyoruz. Kapalı açık oturum lafları da buradan çıktı. Kapalı oturum içtüzükte her zaman yapılabilen bir şeydir.
RA: MGK’da nasıl karşılandı. Sanıyorum olumlu.
BA: MGK’da şunlar şunu söyledi diye esasen kanunen de yasak olan konuları, izlenimleri, kanaatleri söylemem doğru değil, ama MGK bildirilerine bakılırsa belki oradan ipuçları bulunabilir. Kaldı ki ikinci toplantıdaki bildirideki bazı ifadeler sayın muhalefet liderleri tarafından çok eleştirilmişti. Onlar eleştirdiğine göre bu bildiriden şu anlam çıkabilir diye siz söyleyebilirsiniz. Meclis’te inanıyorum ki bir konuşma olacak. Diğer parti grupları da buna bir katkıda bulunacak. Ondan sonra hükümet elde ettiği bilgileri, kanaatleri MGK toplantısına getirecek. Oradan alınan tavsiye kararlarıyla da hükümet bir işi uygulamaya başlayacak. Ocak ayına kadar bu konuda yapılacak çalışmaların sonuçlanacağına inanıyorum.
RA: Açılımın kendisi de kamuoyuna mal olur mu?
BA: Gayet tabi Ocak ayına kadar.
BİR İKİ AY İÇİNDE ÖZEL RADYO TV’LERE KÜRTÇE YAYIN YAPMA İMKANI GETİRİLECEK
RA: Siz RTÜK’ten sorumlusunuz. Kürtçe televizyonla ilgili yönetmelikler tamamlandı mı? Ne zaman Kürtçe özel televizyonlar için düğmeye basılabilir sizce?
BA: Kürtçe TV, 8 aydır başarıyla devam ediyor. Şimdi bir aya kadar bir Arapça kanal hazırlığımız var. Arkasından Farsça ve çok kaliteli bir İngilizce yayın kanalını da açmayı düşünüyoruz TRT olarak. RTÜK’ün 2003’te çıkarılan yönetmeliğinde 45 dakika süreyle yayın yapma hakkı zaten verilmişti. Anayasa değişikliğiyle. Şimdi onu Kürtçe yayın yapmak isteyen özel radyo ve televizyonlara süre kısıtlaması olmadan ve mümkünse altyazı gereği duyulmadan yapılması hususunda benden önce başlamış RTÜK böyle bir çalışmaya yani muhtemel bir gelişme karşısında ne yapabiliriz diye. Şimdi onu biraz daha revize ederek önümüzdeki bir iki ay içinde ortaya koymuş olacak. TRT ŞEŞ içerisinde de reklam meselesi çözülecek.
BİZ HÜKÜMET OLARAK BAKANLIK OLARAK ÖCALAN NE DEDİ NE DEMEDİ BUNUN ARKASINDA DEĞİLİZ, BUNA BAKARAK DA YOLA ÇIKMADIK YAPACAKLARIMIZI ETKİLEYECEK BİR KONU DA DEĞİL
RA: Öcalan’ın yol haritası size ulaştı mı?
BA: Hayır
RA: Hükümet tarafından inceleniyor mu?
BA: Doğrusu bilmiyorum. Ama bu soru bana geçmişte de soruldu. 15 Ağustos’ta Öcalan ne diyecek, ne demiyecek diye, ben o tartışmalara girmem dedim. Onları takip eden güvenlik birimleri vardır, MİT vardır, istihbarat vardır. Onlar bunları okurlar, bundan bir yorum çıkarırlar, gerekirse MGK’ya gelir, biz de ona göre bakarız. Ama MGK’ya gelmeden de MİT’in zaten öncelikli görevi budur, daha önceki söylediklerine bakarak şunu söylemek istemiştir derler. Ama biz hükümet olarak, bakanlık olarak doğrusu biz bunun arkasında değiliz. Buna bakarak da yola çıkmadık, buna bakarak da yapacaklarımızı etkileyecek bir konu değil.
BEN DTP'Yİ TBMM'DE BULUNAN YASAL BİR PARTI OLARAK GÖRÜYORUM ANAYASA BUNU GEREKTİRİYOR
GÖRÜŞMEM ELİNİ SIKMAM TAVRINI DA YANLIŞ BULUYORUM
RA: DTP ile ne konuşuldu?
BA: Ben yoktum, ben ona katılmadım.
RA: Kendileriyle yapılan istişarede neyin altı çizildi?
BA: Ben onlarda yoktum. Ama ben DTP ile Sayın Başbakanımızın görüşmesi gerektiğini çok önce ifade ettim. Ben başkalarının aksine DTP’yi TBMM içinde yasal bir parti olarak görüyorum. Anayasa bunu gerektiriyor. Dolayısıyla meşru, yasal bir partiye karşı görüşmem, saygı duymam, onların olduğu yere gelmem, elini sıkmam tavrını ben yanlış buluyorum. Başbakan sıfatıyla olmadığını ifade etti bizim Genel Başkan, ben iki partinin bir araya gelmesi noktasında faydalı olduğunu düşünüyorum. Onlar da böyle bir süreç başladığı takdirde olumlu katkı vereceklerini ifade etmişler aldığım bilgiye göre. Genel Başkanımız da onlara Türkiye’nin gerçekleri budur, bu gerçekler içerisinde bizim terörle mücadele etmemiz Türkiye’de bizim bir huzur ve barış projesini gerçekleştirmemiz lazım. Sizden daha çok hassasiyet dikkat bekliyoruz şeklinde bir şeyler söylediğini duydum.
DTP'Lİ BİR KISIM İSİMLERE BAKARAK BU PROJEDEN VAZGEÇMEK NASIL DOĞRU DEĞİLSE MHP'DEN OKTAY VURAL VE ARKADAŞLARINA BAKARAK BU PROJEDEN VAZGEÇMEK DOĞRU DEĞİL. UÇLARA DEĞİL HALKA BAKIN
R.A : Dikkat ediyorlar mı sizce bu uyarıya ?
B.A: Bir kısmı dikkat ediyor bir kısmı dikkat etmiyor. Mesela Ahmet Türk diyor ki yani Türkiye'ye barış ve huzur gelsin ertesi günde Allah canımı alsın diyor. Bu projeye destek vereceğini söylüyor. Ama Kürtçe bilmeyen ve Türkçe' yi de çok iyi konuşan Emine Ayna bunun tam tersi sözler söylüyor. Yani DTP' deki bir kısım isimlere bakarak bu tür projeden vazgeçmek nasıl doğru değilse MHP'den de Oktay Vural ve arkadaşlarına bakarak bu projeden vazgeçmek doğru değil. Uçlara bakarak uçlarda konuşulanları dikkate alarak iş yapamazsınız. Halka bakacaksınız. Anadolu'yu dolaşıyorum. Halkın %50'si benim gördüğüm aman Allah aşkına şu iş bir başarıya ulaşsın Türkiye bir huzura ulaşsın sizden başka bir şey istemiyoruz diyorlar.
'GERÇEKER'İN KONUŞMASI:
GENELDE BU KONUŞMALAR YARGININ SORUNLARIYLA İLGİLİ OLMASI GEREK AMA SON YILLARDA SİYASİ İÇERİKLİ KONUŞMALAR YAPILIYOR. YANDAŞ YARGI İFADESİNİN NE AMAÇLA KULLANMAK İSTEDİĞİNİ BİLMİYORUM MERAK DA ETMİYORUM BENİM BİLDİĞİM YARGININ SORUNLARI VAR BUNLAR DA ANCAK REFORMLA ÇÖZÜLEBİLİR..
R.A: Sevgili seyirciler Gündemin Renginin ikinci bölümünde yargıyı, Ergenekon davasını ve Sayın Gerçeker' in yaptığı konuşmayı konuşacağız.
R.A: sevgili seyirciler Gündemin Rengi Ankara'dan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç' la gündemdeki olayların önemli başlıklarını irdelemeye ve konuşmaya devam ediyoruz.
R.A : Sayın Bakan, Yargıtay Başkanı Sayın Gerçeker bir konuşma yaptı. O konuşmada her ne kadar sözlü olarak telafuz etmemiş olsa da basına yazılı olarak dağıtılan metinde yandaş yargıdan söz ediliyor. Siz hukukçu şapkası olan aynı zaman da bir siyasetçisiniz. Nasıl değerlendirdiniz o konuşmayı?
B.A : Adli yılın açılış töreni ben bulunamadım gerçi ama aldım konuşma metnini ve inceledim .Her 6 Eylül’ de, 5 Eylül’ de neyse pazartesi ye geliyorsa 7 eylül’de bu törenler yapılıyor. Ve bu Yargıtay başkanıyla birlikte barolar birliği başkanı da düşüncelerini ifade ediyorlar. Geçmiş yıllardaki konuşmaları da hatırlıyorum ve buna benzer olduğunu da söyleyebilirim. Genelde bu tür konuşmaların yargının sorunları ile ilgili olması gerekiyor ama daha çok son yıllarda siyasi içerikli konuşmalarda yapıldığını da biliyoruz. Yandaş medya kelimesini çok duydum da yandaş yargı kelimesini veya cümlesini ilk defa duyuyorum. Ne amaçla kullanmak istediğini ve niye vazgeçtiğini doğrusu bilmiyorum ve merak da etmiyorum . Ama benim bildiğim bir şey var.Yargının sorunları var. Bu sorunlar ancak bir yargı reformu ile çözülebilir. Bir hatıramı anlatayım size meclis başkanıydım. Sayın Mustafa Bumin anayasa mahkemesi başkanıydı. Bize elinde bir dosya ile geldi ve randevu aldı. Biz dedi Anayasa mahkemesi yapısında şu şu şu değişiklikler olursa bunu çok olumlu karşılayacağız. O zaman Sayın Adalet Bakanı Cemil Çiçek’ti. Önce onunla görüşmüşler sonra Meclis Başkanı olarak bana geldiler. Getirdikleri öneri çok olumluydu. Bende yıllardan beri hem hukukun hem siyasetin içindeyim. Hanı anayasa mahkemesinin sıkıntılarını ve zorluklarını da biliyorum .Makul belki revize edebilecek yönleri olan ama bir değişim ihtiyacına net fikirlerini ortaya koyan tekliflerdi. Vaktimiz olursa detayına gireriz. Ama garip bir şey oldu. Bir gün sonra Yargıtay Başkanı Sayın Eraslan Özkaya randevu istedi. O geldi.
O bunlara karşı çıktı. Yani yüksek yargı var. Yüksek yargı arasında 1.2.3. sıra filan yok. Yani onlarda bir anayasa içerisindeki kurumlar biz şunları şunları kabul etmeyiz bunlara karşı çıkıyoruz dedi. 3. gün Danıştay başkanı randevu istedi geldi. Oda karşı oldukları noktaları söyledi. Birbirlerinden habersiz gibi geliyorlardı ama çok şeyden haberdardılar o zaman anladım ki üçünü bir araya getirmek suretiyle bir konu da anlaşmak mümkün değil. O zaman hükümet Parlamento çoğunluğu şüphesiz. Dinler görüşür konuşur ama kararını kendisi verir ve bununla ilgili anayasa değişikliklerini gerekirse yapar diye düşünmüştüm. Söylediğim tarih 2004'ler 2005'ler. O günden sonra oldu mu olmadı. Çünkü her anayasa mahkemesi başkanı konuşmaya çıktığında farklı şeyler söylemeye başladı. Yargıtay Başkanları, Danıştay Başkanları farklı şeyler konuşmaya başladı. En son Danıştay'ın 142.Kuruluş yıldönümüydü galiba bundan birkaç yıl önce gittiğimizde yani Cumhurbaşkanı'nın tek başına tasarruflarının sınırlanması gerektiğini söyledi. Halbuki o güne kadar baktım hiçbir Danıştay başkanı böyle bir konuşma yapmamıştı. Özellikle Sayın Sezer'in Cumhurbaşkanı olduğu dönemlerde kimse böyle bir ihtiyaç görmemişti. Dolayısı ile biz yapacaksak parlamento olarak söylüyorum hükümetin de ötesinde çünkü nitelikli çoğunlu isteyen bir iş yapılması gerekli. Neden lüzumlu ne yapılması gerekli bunları tüm siyasi partilerle de bir mutabakat arama noktasında da yargının ihtiyacı olduğunu yapmak gerekiyor diye düşünüyorum. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bunlardan sadece bir tanesi
R.A : Yargı ve hükümetin siyasi bir baskısı veya bir müdahalesi olarak nitelendiriliyor. Özellikle yapılmak istenen düzenleme.
B.A : Yani o nitelendirmeyi yapanlar bence çok objektif olarak bakmıyorlar. Kendileriyle tek tek konuştuğunuz zaman ama buna çok ihtiyaç var diyenler de var. Herhalde isimlerini söylersek ayıp olacak. Ama bir kurum olarak çıktıklarında bir meslek dayanışması içinde bunu başka kanallara çekmeye çalışıyorlar. Bugün itibariyle 7 kişi bunlar. Bakan ve müsteşarın dışında 5 tanesi, 3'ü Yargıtay’dan 2'si Danıştay’dan geliyorlar ve karar onların elinde. Bakan ne kadar katılmıyorum dese, müsteşar ne kadar katılmıyorum dese, hatta müsteşarın katılmaması halinde ceza verilmesi mümkün, böyle bir kurulun bağımsız olmadığını söylemek akıl kararı değil bence. Şimdi yapılmak istenenle hem Avrupa Birliği müktesebatı kendi içerisinde hem de Avrupa insan hakları mahkemesi kararları içerisinde daha geniş tabana dayalı şeffaf sürdürülebilir ve hesap verebilir bir kurul oluşturulsun deniyor. Ne yapmak istiyor Adalet bakanının tartışmaya açtığı konu çerçevesinde Cumhurbaşkanı da birkaç tane üye seçebilsin diyor. Aynı zamanda Yargıtay ve Danıştay’ın kendi üyelerini doğrudan seçme imkanı getiriyor. Şimdi doğrudan seçme imkanı yok. Şu kadar seçiyorlar Cumhurbaşkanına gönderiyorlar, cumhurbaşkanı onların içerisinden şu kadarını söylüyor. Halbuki getirilen taslağın içerisinde Yargıtay ve Danıştay kendi üyelerini Anayasa Mahkemesinde doğrudan seçebilecek.
B.A: Ayrıca bugün sayıları 12.000 olan hakimler ve savcılar içerisinde de bu kurula doğrudan üye seçme imkanı olacak. Meclise üye seçme imkanı veriliyor cumhurbaşkanına ayrıca üye seçme imkanı veriliyor. Geniş tabanlı. Sonra bunlar yargıya gidemediği için biliyorsunuz yargıya gidemiyorlar hakimler ve savcılar yüksek kurulu kararları.Ama bütün dünyada evrensel bir hukuk prensibi vardır. Bir kurulun almış olduğu karara karşı bir itiraz ve temmuz yolu olmalıdır. Dolayısıyla yeni getirilen form diyebileceğimiz çalışmanın içerisinde 2 veya 3 daireli hakimler savcılar yüksek kurulu. bunlara yapılan itirazları da kurullar bir araya gelmek suretiyle değerlendirilecek. Bence çok makul konuşulabilir tartışabilir bir yanı var bunun. anayasa mahkemesinde asıl üye bir de yedek üye var
R.A: üyelerin bir bölümünün siyaset tarafından belirlenebiliyor olması hakimler savcılar bağımsız yüksek kuruluna bir gölge düşürmez mi?
B.A. : Hiç düşürmez. Bugün bütün mahkeme kararlarında Türk milleti adına karar veren hüküm veren bilmem ne mahkemesi diye yazar. Türk milleti dediğiniz şeyde temsilcilerini meclise gönderiyor zaten. Hiç bir gariplik yok. Danıştay Türk milleti adına karar veriyor, Yargıtay Türk milleti adına karar veriyor yani o millet benim. Ben oraya nasıl yansıyacağım .O milleti temsil eden biri olarak o alınan kararlarda benim nasıl katkım olacak.Bu başlığı yazmak çok kolay ama o kararlara Türk milletinin idaresinin kimliğinin düşüncesinin inancının yansıması nerede görülecek. yani bu çok sembolik ve ritüel olmasından başka bir şey ifade etmiyor. Sistem olarak söylüyorum. Sayıştay da bir yüksek yargı gibidir. TBMM adına inceleme yapar. Hesaplarını gelirlerini giderlerini inceler. Sayıştay’ın bütün üyelerini biz seçiyoruz meclis de başkanı da biz seçiyoruz. Bugüne kadar Sayıştay’dan görevini suistimal etti. siyasallaştı iddiasını duydunuz mu ben duymadım. Hatta milyarlık trilyonluk katrilyonluk hesaplara bakıyorlar. onların aldığı kararlara bir siyasetçiyi yok etmek de mümkün bir iktidar ve muhalefete karşı gelmek de mümkün.
R.A : RTÜK size bağlı. Biz CNN TÜRK RTÜK’ te. RTÜK eski başkanı Zahid Akman’la bazı genel bilgiler verdik, belgeler yayınladık. Sayın Akman’ın bazı belgeler üzerinde tahrif yaptığıyla ilgili Alman makamları kendisiyle ilgili bir dava da açtılar. Siz de bir zamanlar bütün bunları öngörerek bir istifa tavsiyesinde bulunmuştunuz. Bu gelişmeler ışığında o tavsiyenizde hala ısrarlı mısınız efendim.
B.A: Ben Sayın Zahid Akman’la ilgili söyledim. Söylediklerimi de açıkça ifade ettim. O mesele orada kaldı. Şu anda RTÜK yeni başkanıyla ve 9 üyesiyle çalışmalarına devam ediyor. Ben şu veya bu kimsenin yargıda muhakeme edilecek olmasından aklanıp ya da mahkum olacağı noktasından olaya bakmıyorum. Çünkü ben bir soru önergesine bir cevap verdim. Ancak dokunulmazlık ya da başbakanın iznine bağlı olan konular görevleriyle ilgili konulardır. Görevlerinin dışındaki konularda bir insan yargılanabilir. Eğer iddialar gerçekse yargılanır. Ben artık Z.A.’la ilgili bir konuyu konuşmuyorum.