Hüsamettin Cindoruk, Mehmet Ali Bayar - 15 Mayıs 2009
YAVUZ OĞHAN: Feci görüntülerdi herhalde değil mi Hüsamettin Bey?
HÜSAMETTİN CİNDORUK: Şimdi benim gördüğüm şu: Polis gücünün sınırını tam tespit edemiyoruz. Polisin bir gücü var, gerekli bir güç devlet için ama onun sınırının şefkat, merhamet, ahlak gibi bir takım ölçüleri olmalı. Bırakın hukuku burada eğitimsiz bir polis ekolüyle karşı karşıyayız. Çünkü birkaç polis birden hadiseye karışıyor. Ben burada kusuru polisin eğitimini eksik bırakanlara yüklüyorum.
Y.O. : Polisten dayan yiyen Hüseyin Pekdemir bu mahallenin bir sakini şikayetçiyim demişti. Bugün de savcılığa suç duyurusunda bulunmuş. Aslında herhalde bunun bir de bir sunucunun olması lazım değil mi?
H.C. : Ama hukuki sonuç burada bence çok önemli değil. Alınır, kolay bir iş o. Önemli olan burada polis gücü. Jandarma da olabilir, onlar da zaman zaman aynı şeyi yapıyorlar. Devleti temsil ediyorlar. Devletin sınırsız güç kullanma hakkı var gözüküyor ama öyle değil. Sadece yasalar sınırlamıyor bunu. Bir de birey olarak o gücü kullanan insanın dediğim gibi ahlaki ve vicdani sınırları da olmalı. Polise bu eğitimi vermeyenler kusurludur.
MEHMET ALİ BAYAR: Türk demokrasisinin neden medeniyet ölçülerinin evrenselleştirilmesi gerektiğinin en açık görüntüleri bunlar. Zaten Türkiye'nin kavgasının herhalde bu olması gerekiyor. Bu kadar AB reformları yaptık, bu kadar ceza kanunları uygulamaları, reformları yaptık, polis kanunlarında bu kadar uygulamalar yaptık ama Sayın Cindoruk son derece haklılar yani bu işin bütün diğer teknik boyutları, psikolojik boyutları, eğitim boyutları... Yani bu bir anlamda başka bir şeyi de yansıtıyor. Devletin ve polisin, kim olursa olsun, devletin kurumlarının veya güvenlik kuvvetlerinin vatandaşa bakış açıcı bakımından da son derece vahim bir şey.
ERHAN KARADAĞ: Hep bu olayı yapan polisler cezalandırılıyor, hakkında soruşturma başlıyor, o soruşturma da kapanıyor. Hani amirleri asıl sorumlular yaklaşımı Türkiye hiç görmedi henüz daha, emniyet müdürünün uyarıldığını görmedi daha.
M.A.B. : Her olaydan sonra devletin mülki amirleri çıkıp bakın yine Sayın Vali polise karşı direniş...
Y.O. : Provokasyon vardı.
M.A.B. : İşte başka türlü bir yapılanma provokasyonu deniyor. Halkın provokasyon için galeyana gelmesi şu veya bu şekilde kolay. Ama devlet galeyana gelmez, provokasyona gelmez. Devlet intikam da almaz, devlet şiddeti böyle de kullanmaz. Bu devletin elindeki silahı kullanılmasını kısıtlamak için kanunlar ve demokrasi ölçüleri var. Onların uygulanması gerekiyor.
H.C. : Buradaki fotoğrafta bir şey var. Vatandaş savunma refleksini bile kullanmıyor. Gitmek istiyor. Arkasını dönmek istiyor. Bu bir kabadayıya yakışabilir ama bir polise yakışmaz.
E.K. : Siyasete dönecek olursak efendim siz birdenbire siyasete hızlı bir dönüş yaptınız. Siyasetin içindeydiniz değerlendirmelerinizle ama DP genel başkanlığına daha önceki kongrelerde aday olmadınız. Neden ihtiyaç duydunuz veya bir önceki kongrede neden çıkmadınız?
H.C. : Şu gösterdiğiniz örnekler bile bu nedenlerden birini çok açık ortaya koyuyor. İnsan faktörünün temel olduğu her olayda hukukun elbette söyleyeceği bir şey vardır. Ama belli bir noktada hukuk biter. O noktadan sonra söylenilecek sözleri bence siyaset söylemelidir. Siyaset tanzim edicidir. Sadece önleyici değildir ya da tartışıcı değildir. Benim gördüğüm Türkiye'deki bir siyasi boşluğun varlığıdır. Bu boşluğu Sayın Bayar da biraz önce başka bir televizyonda söyledi. Bu boşluk şu: İktidar partisinin temel çekirdek oylarının üstüne çok büyük bir takım oylar kaydı. Bu oylar aslında onun temel görüşlerini 73'de %12 oy alan temel milli görüşünü temsil eden oy oranlarının çok üstünde. Bu oyların bir kısmı oraya iltimasla verilmiş olabilir, emaneten verilmiş olabilir ya da ödünç verilmiş olabilir. Ama kalk bir etmek gerekir ki Türk halkını tam temsil edemediği bir büyük siyasal hareketi AKP tek başına götürüyor. Burada bir %10'luk azalma olmuştur. Bu da Türk halkının oylarını geri alma eğilimini gösteriyor. Ben onu aramıyorum. Benim aradığım örgütlü demokraside örgütlü siyasal kurum ve kuruluşların tekrar devreye girmesi. Darbelerin önlediği, engellediği, karıştırdığı ya da yapay hale getirdiği bir siyasi hayatı, bulanık bir siyasi hayatı tekrar köklerine döndürmeliyiz diyorum.
Y.O. : Ben olmadan olmaz mı dediniz onu da?
H.C. : Efendim şunu söylüyorum. Denedik, bunlar bir türlü kendi hareketleri içerisinde bekleneni sağlayamadılar. Yani bir de şu var: Siyasi parti ve siyasi lideri halk sadece adından yahut markasından ötürü değerlendirmiyor. Söylemler de var. Eleştiriler var, teklifler var, manifestolar var siyasi hayatımızda, uzlaşmalar var bir de kaliteler var. Tabi halk şuna inanacak: Kendisini temsil etme kabiliyeti olan bir siyasi hareket ortaya çıktı ve o hareket kendisine ait olan oyları geri alacak ve demokrasinin dengelerinden birini kuracak. Benim aradığım siyaset hep dengedir. Dengesizlikler Türkiye'yi sıkıntılara sokmuştur. O dengesizlikler sonucunda toplu olarak stok halinde partileri de oyları da en sonunda o partilere zarar vermiştir. Biz DP olarak eski aynı hadiseyi yaşatmak için çıkmıyoruz ortaya, güncelleşme de var burada. 1946'da, 50'de, 59'da, 58'de, 60'da söylediğimiz sözleri söylemeyeceğiz. Çünkü o sözlerin muhatabı yok bugün. Ama onun temel aldığı düşünceyi, ona kimi merkez sağ diyor, sağdaki merkez hareketi diyor, zaman zaman merkez hareketi diyoruz ama istikrarı temsil eden bir de açıkçası bir niteliği temsil eden bir siyasal davranıştır bu. Bunu koyduğumuz zaman AKP'nin sırtından yük alacağız.
Y.O. : Sayın Cindoruk DP'ye aday olurken dışarıda kaldım, baktım yapamadılar tekrar dönüyorum dedi hem AKP için...
H.C. : Yapamadılar demedim. Yapılmadı dedim.
Y.O. : Siz de yapmaya adaysınız ama niye Cindoruk'un karşısında adaysınız? Çünkü beraber de bir süre çalıştınız.
M.A.B. : Yapamadılar sözü var ya sayın Cindoruk'un beceremediler, yapamadılar, ağrıma gitti o söz. Onun için aday oldum. Çünkü Sayın Cindoruk dışarıdayken biz içerideydik.
7 senedir ben DYP'de ve DP'de siyaset yapıyorum ya da yapmaya çalışıyorum. Bizim partilerim bir özelliği vardır, özellikle bizim partinin bir ileri gelenleri vardır bir de ileri gidenleri vardır. Ben ileri gidenlerindenim. İleri gelenleri ön alınca baktık ki ayıp oluyor yani onlar bu işlere yeniden tevessül ediyorlarsa bu bizim eksikliğimizdir. Ben Türkiye'nin yeni nesillerinden gelmiş, yeni nesil bir DP'li olunca bu gördüğünüz meselelerin 21. yüzyıldaki çözümü açısından üzerimde bir sorumluluk hissettim. Ben partimde siyaset yapıyorum. Partide siyaset yapma alanı arıyorum, imkanı arıyorum. Sayın Cindoruk'un da hareketlenmesi bize bu imkanı sağladı. Onlar önden gidince biz mahcup olmayalım diye ben de kendi üzerime düşeni yapmak için aday oldum.
E.K. : 6 kere gidip 7 kere gelmek geleneği falan var şimdi bu felsefenin de biraz mağduru gibisiniz. Karşınızda güçlü bir rakip var.
M.A.B. : Ben demedim, siz dediniz.
H.C. : O da geldi gitti yalnız.
M.A.B. : Bizim gelenekte bu var. Gelme-gitme. Kaybolma yok ama. İşte örneği burada. Sayın Cindoruk çok önemli bir sivil, medeni, modern önemli bir adım attılar. Her zaman ön alırlar. Siyasette de her zaman zaten genç kalmışlardır. DYP'deki yıllarında da Türkiye'nin tarihine geçecek sözleri, girişimleri, açılımları yapmışlardır. Kendilerinin TBMM başkanlığı zamanında muazzam bir eforla hem de o günün terör şartlarında, en belalı günlerinde terörün Türkiye'nin gündemine getirdikleri anayasa paketi eğer o gün gerçekleşseydi Türkiye ne müdahalelere ne 28 Şubat'lara ne darbelere ne karanlık birtakım hadiselere mahkum kalmazdı.
Y.O. : O gün o gündü, artık ben daha iyisini yaparım mı diyorsunuz? Yani bu adaylığın herhalde bir açıklaması lazım. Yani siz daha farklı ne yapacaksınız? Ne yapmak için adaysınız?
M.A.B. : Ben 7 yıldır siyasetteyim. DYP'de benim önerdiğim...
Y.O. : Çünkü çok övgüyle bahsettiniz de o nedenle.
M.A.B. : Sayın Cindoruk'tan övgüyle bahsetmemek mümkün mü? Bu ayrı bir şey.
Zaten bu işin güzelliği burada. Bakın bu partinin şu anda içinde yaşanan hadise başka hiçbir partide yaşanamıyor. Türkiye parlamentosundaki partilerin her biri bugün birer hizip partisi. Türkiye'de milliyetçi parti, Kürt meselesinde Kürt etnik kökeninde siyaset yapan parti, solun partisi...
E.K. : Yan yana gelmeniz de bunun bir göstergesi mi yani?
M.A.B. : Bizim parti şöyle bir parti. Bizim parti kırılır, dökülür, değişik parçalara da ayrılır. Zaman zaman oluyor 12 Mart'tan evvel oldu ama netice de bu partide ben bugünden bahsediyorum geçmişi konuşmak istemiyorum. Ben yarınlara bakmak istiyorum. Zaten onun için aday oldum.
E.K. : 3.7 oy oranı var efendim. Nedir bu 3.7?
M.A.B. : Pardon Erhan Bey argümanı bitireyim. Bizim partide şu anda yaşanan üçlü süreç, bu zaman zaman haddini aşan, gereksiz sertlikler de olabiliyor, siyasetin doğasından gelen bir şey kimsenin kırılacağını zannetmiyorum ama burada yaşanan bu süreç bir şeyi gösteriyor. 3.7, 3..9 dediğiniz ve azalarak oyları gelen bu hareketin içinde sanki yarın iktidar olacakmış gibi bir hareket var, bir canlılık var. Hizip anlamında söylemiyorum. Farklı gruplar var, farklı anlayışlar var. Ama bu başka hiçbir partide yaşanmıyor. Bu güzel bir şey. Demokrasi buradan kazanacak. Ben onun için kendi payıma düşen bir iftihar vesilesini de taşıyorum üzerimde aday olarak.
E.K. : Peki 3.7, 3.9 bir oy oranı var DP'nin. Sizin aday olurken söyleminiz de merkez sağı birleştirmek. Merkez sağın tarifi değişti diye de bir Türkiye algılaması var yani sosyolojik bir algılama olarak. Merkez sağ dediğiniz nedir? ANAP'la DYP'yi birleştirmek mi DP'yi birleştirmek mi?
H.C. : Ben başka bir kelime kullandım. Merkezde birleşelim. Daha kapsamlı bir tabir. Şimdi 3.7 doğru. Bir parti için övünülecek hatta bir istikbal vaat edici bir oran gözükmüyor. Ama ben baştan beri bir şey söylüyorum. Bizim ağaçların meyveleri komşu parselde ve oraya düşüyor.
E.K. : Kökü sizde.
H.C. : Kökü bizde dalları oraya sarkıyor. Orayı silkelediğin zaman birçok meyveler komşu bahçeye düşüyor. Biz meyve veren ağacın dallarını kendimize doğru çevireceğiz. Yapacağımız iş bu. Türk siyasi hayatı daima bir Merkez partisine muhtaç olmuştur. Onun getirdiği dengelerle de siyasal iktidara yol vermiştir. Zaman zaman da ayrılmıştır. Ama ben şunu soruyorum. Yeni bir parti değil ki bu. Yeni bir hareket de değil. Bunun geçmişteki oy oranlarına bakacaksınız. Ben Adalet Partisi il başkanıyken 79'da bir seçim oldu. %50'nin üzerinde oy aldık. Arkasından da biliyorsunuz o talihsiz 12 Eylül geldi. Bunlar güzel oranlar bugünkü siyasi dağılmışlıkla. Nüfus artıyor, seçmenler değişmiş. 48 milyon seçmenden CHP'nin bu sefer aldığı oy 13 milyon. Biz hep oy oranlarını konuşuyoruz. Sayıya bakarsınız. 48'den 13'ü düşün geri kalan insanlar başka partilere oy vermişler ya da seçime katılmamışlar. Seçime katılmayan insanların çoğu da bizim gibi AKP'yi yeterince Türkiye'yi kapsayan, kavrayan, Türkiye'nin bütün varlıklarını temsil eden bir varlık gibi görmeyişi. Bazıları iktidar tavrından şikayetçi olanlar. Bekleyen bir kitle var orada, seçmen kitlesi var. Onu görmek lazım.
M.A.B. : Bu arada siz demin bize söz verirken sayın cumhurbaşkanının Suriye'ye giderkenki sorulara cevapları, orada Türkiye'nin cumhuriyet tarihinin en önemli sorunu duruyor. Yani bizim, benim en azından söyleyebileceğim bir şey siyasetteki benim varlık sebeplerimden biri ve bugün bu adaylığın belki de izah sebeplerinden biri şudur: Bizden evvelki nesillerin çözemediği 21. yüzyılda hala bizim neslimizce çözülemez bırakılması affedilir bir şey olmayacaktır. En azından bu neslin bir ferdi olarak Türkiye'nin en önemli sorunlarının üzerine bize düşen görevi yerine getirebilmek için siyasette varım ve siyasette de hareketsiz kalmayı doğru bulmuyorum. Daha iyisini yapar mısınız meselesi değil. Biz üstümüze düşeni yapmakla mükellefiz.
E.K. : Kürt sorunuyla ilgili söylüyorsunuz değil mi?
M.A.B. : Bir defa Kürt ve sorun kelimelerini yan yana kullanmayı reddediyorum. Benim ülkemin Kürt kökenli vatandaşlarını sorun diye tanımlamak bana son derece ağır gelen bir hadise. Kürt sorun değildir. Kürtlerin sorunu vardır, Kürt kökenli insanlarımızın dertleri vardır, çaresizlikleri vardır, Türkiye'nin her yerinde yaşanan sorunlar orada da vardır. Onların bir de ayrıca kimlik talepleri, daha faklı talepleri vardır. Ama bunları sorun diye görmeyi bile, bu ezberi bozmak istiyorum. Kürt ve sorun kelimelerini bir arada devam ettirdiğimiz müddetçe biz kendi insanlarımızı kamplara bölen ayrı varlıklar olarak gören bir siyaset anlayışını sürdürüyor olacağız. Onu kırmak için de ben bu siyasette varım.
Süleyman Demirel de bir anlamda siyasete dönmüş oldu sizin adaylığınızla birlikte, ama M.Ali Bayar'a da yakınlığını, size de yakınlığını biliyoruz. Demirel'in DP'nin yeni dönemindeki rolü ne olacak? Bu kongredeki tavrı nedir?
CİNDORUK: Sayın Demirel'in adına konuşamam, Sayın Demirel konuşma hakkını kendinde bulmuş ki Vatan gazetesine konuştu orada söyledikleri şey gayet açık, bizim savunduğumuz fikirleri savunuyor, böyle bir zaruret olduğunu ve bir gerçekçilik bulduğunu hadiseye ifade ediyor. Ben siyasete dönmüş diye saymıyorum, zira siyasetten hiç ayrılmadı.Aktif siyasetten ayrıldı, görevi yok ama bugün bilge bir cumhurbaşkanı olarak sanırım sizin de bütün medyanın da başvur, hedeflerinde biri. Bir başka Cumhurbaşkanımız daha Ankara'da oturuyor ancak ona kimse başvurmuyor. Çünkü o siyasetten gelmemiş bir cumhurbaşkanı idi ve siyasete dönmedi veya başlamadı da denebilir.
MEHMET ALİ BAYAR: O kim efendim!?
C: Necdet Sezer
MAB: A tabi.
C: Bir başka Cumhurbaşkanımız var o da resim yapıyor. Allah uzun ömürler versin.
(Gülüşmeler...)
C: Bir asra yakın hayatında o da sormadan konuşuyor zaman zaman ama Sayın Demirel'e soruyorsunuz, gidiyorsunuz, takip ediyorsunuz, ben onun trafiğine yetişemiyorum. Bir gün Ankara, bir gün Samsun, üniversiteleri dolaşıyor, bütün fikir klüplerini geziyor. Bulduğu her kürsüde düşüncelerini ifade ediyor.
E.Karadağ: O çıksaydı aday olarak daha belki harekete geçirir miydi? Aklından geçmiş midir?
C: Bana söylediği aklından geçmedi. Zannediyorum o beni genç buldu. Kendi yaşına göre genç buldu ve destekliyor.
Yavuz Oğhan: Sizi herhalde yaşlı buldu Mehmet Ali Bey, sizi desteklemediğini biliyoruz.
MAB: Sayın Demirel'in nasıl düşündüğünü kimse bilemez, sual de olunmaz. O kendisi kendi hattı hareketiyle ilgili en doğru kendisi karar verir. Sayın Cindoruk'u desteklemesinden daha doğal da bir şey olamaz, 50 yıl kader ortaklığı yaptılar. Bu partinin iki eski genel başkanı. Ben kişisel irademle, bakın ilk defa bugün yan yana geldik. Yani sayenizde de hasret giderdik.
Y.O.: Hiç bir araya gelip konuşmadınız mı?
MAB: Konuşmadık..
YO: Niye , ben aday olayım, sen aday ol..
MAB: Hayır hayır bu konuyu konuşmadık, öyle değil, Sayın Cindoruk'la hukukumuz..
Ama bu konuyu konuşmadık. Sayın Cindoruk siyaset adamı, devlet adamı, bir karar verdiler, o kararı niye verdiniz demek kimsenin de hakkı değildir. Siyaset böyle bir şey..
Y.O: Beraber bir şey yapalım diye.
MAB: Ben Sayın Cindoruk'un projesinden haberdar değilim. Şunun için haberdar değilim, Sayın Cindoruk Demokrat Parti'de siyaset yapma durumunda değildi, son bir dönemdir, yani bu dönemde tabi DP'nin kurucu üyesi, onun devamlı destekleyicisi ama bir dönemdir partide siyaset yapmıyor. Sayın Cindoruk'un bir merkezde bütünleştirme çabası var olduğunu anlıyorum. Benim onunla yolumun ayrıldığı demeyim de farklı düşündüğüm yerlerden bir tanesi önce Demokrat Parti'yi kendi içinden yukarıya doğru tahkim etmek yenilemek bir değişim sürecine sokmak. Yani ben bu aşamada merkez sağın bütünleşmesi, kaldı ki şunu söyleyeyim yarım kalmış ANAP bütünleşmesini Türkiye'nin yapması lazım, geçen sefer ayıplı bir süreçti ve bu yüzden bir yere varamadı. Şimdi bunun modern demokratik, açık, transparan bir şekilde şeffaf bir şekilde merkez sağın diğer bir partisi olan önemli bir siyaset geleneğini, merhum Özal'ın geleneğini getiren ANAP'la birleşmekte büyük fayda var, burada ortak.. Benim baktığım şudur, ben yedi yıldır burada bir müktesebat biriktirdim bu partide, büyük çaba sarfettim, büyük mücadelelere girdim seçimlere katıldım, çıktım, kazandık, kaybettik, ama bu partiden bir yere ayrılmadım. Bu partinin içerisinde benim oluşturduğum bir siyaset zemininde benim üzerimde de muazzam bir talep vardı, neden aday çıkmadığıma dair. Ben bunun değerlendirmesini yaptıktan sonra bir baktım gerçek bir süreç var. Sayın Soylu'nun ki ben burada olmasını çok isterdim bugün burada üçümüz olsaydık çok da isterdim. Sayın Soylu'nun neden adaylığı bıraktığını kendisi izah ediyor ben beceremedim, bu kadar oldu, buraya kadar geldi, maddi imkan bulamadım, şunu yapamadım şeklinde kendisi söyledi, kamuoyuna beyanıdır, onun için rahatça konuşabilirim kendisi beyan ettiği için ve adaylıktan ayrılacağını daha doğrusu bırakacağını kendisi söyledi, onu söyledikten sonra neden bırakmadığını anlamış değilim. Doğrusu onun kesin bırakmasıydı. Çünkü o söz ağzından çıktı. Sayın Cindoruk'un seçime girmesiyle burada gerçek bir süreç başladı. O zaman da partinin bir başka siyaset birikimiyle yani başka derken bir kulvarında, siyaset birikiminde farklı şeyler söylemeye çalışan daha yarına yönelik bir takım söylemler üretmeye çalışan bir insan olarak ki bizim siyaset geleneğimizden öğrendiğimiz bu, hep proje üretmek, geleceğe bakmak, ben de kendi müktesebatımı ortaya koyarak medeni, cesaret de isteyen bir şey yaptım, kolay değildir bakın karşınızda Hüsamettin Cindoruk gibi siyaset tarihinin devlerinden biri var, onu Sayın Demirel destekliyor, bu tarafta Sayın Soylu'yu Sayın Çiller'in desteklediğine dair bir takım emareler var.
Y.O: Kendi açıklamaları var.
MAB: Ben de çıktım, diyorum ki bu son derece medeni bir yarış, ben de bir yarışa girdim, bu çoklu yarıştan kimsenin şikayetçi olmaya hakkı yoktur, Sayın Cindoruk hiç şikayetçi değildir, kendisini televizyonlarda takip ettim, demokrasi de böyle bir şey..Buradan partinin kazanması gerekiyor ama temel bir şeyi söyleyeyim, Sayın Soylu'nun neden yeniden aday olduğunu anlamış değilim.
Y.O: Sayın Cindoruk'unkini anladınız...
MAB: Tabi anladım, zaten kongre süreci başladıktan sonra herkes aday olabilir. Bu partinin her üyesi, bu partinin bir özelliği de budur, en basit üyesinin bile aday olma hakkı vardır.
CİNDORUK:Evet.
E.K: Çekilip sonra geri gelme gerekçesi galiba değil mi Yavuz?
Y.O: (Cindoruk'a) Sizin adaylığınızı statükoyu devam ettirmek diye değerlendirenler oldu, Ergenekoncu dediler, darbeci misiniz? Nesiniz, ne için geldiniz?
H.C: (Kahkahalar) Son günlerde en çok güldüğüm budur, bana darbeci diyenlerin yarattığı mizahi hadise.. Şimdi Mehmet Ali kardeşimin bıraktığı noktadan devam edeyim Sayın Soylu tanıdığım bir genç değil, hiç yüzünü görmedim. Beni daha hiç aramadı, onun için tanımıyorum, yaptığı işi saygıyla karışılıyorum, siyasi parti genel başkanlığı yapmıştır, söz verdi, verdiği sözle de partiyi bir olağanüstü kongreye taşıdı, olağanüstü kongreler partiler için zaman zaman yenilenme fırsatıdır, zaman zaman da gereksiz yapılırlarsa bir baltalama hadisesidir. Bir partinin bin beş yüz kişiyi Ankara'ya getirip götürmesi, bir tartışma konusu çıkarması, partileri kongre partisi haline gelir hatta zaman zaman şikayet ettiğimiz kurultay partileri ortaya çıkar. Ben ama ciddiye aldım o sözü. Bizim siyasi kuşağımız, gelişmekte olan genç kardeşlerimizin de düşünceleri odur. Eleştiri yapabilirsiniz, yanlış yapabilirsiniz ama söz ağızdan çıktıktan sonra siyasetçi dönmez, ben dönmeyeceği fikrindeydim, boşluk olduğu fikrindeydim, kimse ortaya çıkmıyordu, demin söylediği gibi çeşitli oluşumlar vardı orada, etrafımızda onlara da gidip konuşuyor, fikir alıp veriyor, destek alıp veriyor, fikri hareketlerini destekliyorduk ve o zaman anlaşıldı ki, Sayın Demirel'le birlikte de konuştuk, partiyi bir sahiplenmek, biz sahiplenmek için çıktık, adaylığımızı ilan ettik, arkadan Sayın Soylu adaylığını açıkladı. Benim ondan sonra yapacağım tek şey var, demin söylediğim söz ağızdan çıktıktan sonra dönmemektir, dönmedik, götürüyoruz. Ve siyasi partilerin kongreleri siyasi partinin hücreleridir diye biliriz, canlıdır onlar, üretkendirler, birbirlerini üretirler, inanıyorum ki bu partide, Sayın Bayar'ın da katılmasıyla canlılığı artıracaktır. Bizim kongrelerimiz kavgasız, gürültüsüz olur, tartışma olur ama..
E.K: Sayın Soylu size statükocu diyor, siz gençlerin önünü açmak için mi geliyorsunuz..Nasıl açacaksınız, eski kadroları gördük biz sizin yanınızda..
H.C: Siyasi kadrolarımız, arkadaşlarımız gelip bize sahiplenmişlerdir, geçmiş dostluklar, onlar partinin zenginlikleridir. Ama yeni kadrolar içinde yer almak duyguları yok. Ben şimdi Sayın Bayar'ın söylediği bir sözü cevaplandırmak istiyorum. Gerçekten ona ulaşmadım, başkalarına da ulaşmadım. Niye ulaşmadım? Serbest bir yarış yapılmasını istiyorum.
H.C. : Eğer ben partinin büyük kongresini kazanır, partiyi idare etmeye başlarsam çok demokratik bir zemin ortaya koyacağız. Ortaya çıkarmak istediğim, ileri sürülen çok genç fikir adamları var. onlardan hiçbirini partiye çağırmadım, gelmediler. Gelmesinler istedim. Bir heyecanlı yarış, bir birikim yarışı olsun istiyorum. Ben açıkçası sahayı çimlendireceğim. Benim hedefim o. Bütün arkadaşlar gelecekler. Orada oynayacaklar, konuşacaklar. Bir fikir kulübü niteliği de kazanacağız. Onların içersinden en değerlisi, en yeteneklisi bu partinin başkanı olacak, yanına gençler alacaklar.
E.K. : Yani siz henüz belli olmayan bir gencin emanetisiniz bu sefer.
H.C. : Kafamda var. Bir sürü isim var. 5-6 tane isim var. biri de yanımda oturuyor.
M.A.B. : Bu noktada yani bu kadar açık sözlü konuşulmaz, bu noktada şunu söyleyeyim. Ben de diyorum ki ben bilmediğim gençlerle siyasette karşı karşıya kalmak durumundayım. Kim bu gençler? İşte burada bir genç var. Ben 7 senedir siyaset yapıyorum ve bu siyaset zemininde arkamda, partide sevenlerim var, tarafımda olanlar var, olmayanlar var ama tüm bir partide oluşmuş bir hukukum var. O yüzden ben de diyorum ki yarışma açılmıştır, ben buradayım. Ben burada olduğumu göstermek için de geldim adaylığımı koydum. Burada Sayın Cindoruk'la belki hani ayrılıyoruz demeyelim de belki farklı noktalarda duruyoruz. Sayın Cindoruk diyor ki ben geleceğim sonra başka bir arkadaşa devredeceğim.
H.C. : Devretmeyeceğim.
M.A.B. : Pardon, özür dilerim. Ben de diyorum ki o zaman ben kazanırsam Sayın Cindoruk'un bir itirazı olabilir mi buna seçimde? Olmaz. Kimseye benim itirazım olabilir mi? Olamaz. Burada hakikaten bayram gibi, şölen gibi bir yere gidiyoruz. Yani böyle zaman zaman kamplaşmalara gidecek gibi bunun olmasını... Bakın siyasete girdiğimden beri şunu söylüyorum: Geçmişteki bu partinin hiziplerinde, kavgalarında veya Türkiye'deki bu ayrışmalarda ben yokum. Yani ben yeni bir siyasetçiyim. Burada benim sadece söyleyebileceğim ben yeni bir kamplaşmanın veya ayrışmanın parçası olmak istemem. Ama ben siyasette bu parti içerisinde, bu partinin zeminlerinde ürettiğim bir birikimi bana gelen talebin, bana gelen baskının da bir neticesi olarak aday olarak değerlendiriyorum. Ben kendiliğimden aday olarak çıkmadım. Benim gücüm yeter kazanırım, kazanamam bunlar ayrı mesele. Şunu söyleyeyim benim de ağzımdan söz çıktı ben de sonuna kadar aday olarak büyük de bir şey olacaktır kendileriyle birlikte aynı yarışta olmak. Dediğim gibi bu partinin en büyük tarafı budur. İleri gelenleriyle ileri gidenleri aynı kürsüde olabilir.
H.C. : Bunu tamamlayıcı bir şey söyleyeyim. Tabi benim görüşüm, onun da görüşüdür. Bir kadro hareketidir siyasi parti. Düşüncede, yürüyüşte birbirine benzeyen insanların oluşturduğu bir eylemdir parti. Bir aksiyondur, hareket halindedir. Sadece M. Ali Bayar'la da olmaz, sadece benimle de olmaz. Büyük bir kadro ortaya çıkaracağız, genç bir kadro. Benim dediğim yarış veya çekişme değildir. Orada zaten nitelikleri itibariyle birileri öne geçerler. O kadro hareketlerine biz hazırızdır. Çünkü dava önemli. Üstelik Türkiye bu davanın eksikliğinden ötürü üzgün. Bakınız ben adaylığımı ilan ettiğimden bu yana hepinize teşekkür ediyorum, parti bir hareket haline geldi. Medyanın yazılı ve görsel kesimi partiye ilgi gösterdi. Olumlu ya da olumsuz, ben ona hiç bakmam. Önemli olan DP sizin sayenizde bugün Türkiye'nin gündeminde.
Y.O.: Çok teşekkür ediyoruz katıldığınız için.