CNN Türk

Metinler

Kemal Derviş ve Esra Tümen Dinçkök - 08 Ekim 2009
* Avrupa IMF'nin yönetimindeki payından vazgeçmek istemiyor. Sonuç metninin satır aralarında bu direniş gizli; "Mevcut formül baz alınarak" diyor. Mevcut formül zaten haksız bir formüldü.

* Yeni bir IMF doğmadı, ama doğum sinyali verdi.

* Türkiye IMF programı uygulamamalı. Kendi programını yapıp, buna IMF desteği almalı.

* Sıcak parayı özendirmemeliyiz.

* Dolar tek başına rezerv para olamayacak. Ama IMF yönetimi demokratik olmadan sentetik bir rezerv para, IMF parası, doların yerini alamaz.

* Ulusal sermayeli bankaların varlığı Türkiye açısından önemli.

* Krizde hata yapan bazı hissedarların korunması krizdeki en önemli hataydı.

* Artık ABD-Avrupa'ya dayalı bir düzenin işlemeyeceğini Washington da biliyor.

* Türkiye küresel bir oyuncu haline geldi. Ama bunun devam edebilmesi için yeniden yüksek büyüme hızına dönmek lazım. Yüzde 7 büyüyen bir ülkeye herkes saygı duyar.

Esra Tümen Dinçkök: Küresel İstikrar Raporu'nu değerlendirir misiniz?

Kemal Derviş: Çok acil yangın durumu yoksa bile, esas sorunların devam ettiğinin altını çiziyor. Ciddi sermaye yetersizliği genelde devam ediyor diyor. Geri dönmeyen kredi sorunları bazı ülkelerde sürüyor. Rapor dikkatli olmaya devam etmesi lazım, karar vericilerin bütün zorluklar geride kaldığı iyimserliğine kapılmaması lazım diyor.

ETD: Şirket zararları beklentilerden az.

KD: Bunlar bilanço zararları. Reel ekonomi büyüyünce zararların azaldığını görürüz. Ama reel ekonomi toparlanmazsa zararın büyüdüğünü göreceğiz. Reel ekonominin geleceği önemli.

ETD: Sonuç bildirgesini nasıl değerlendiriyorsunuz.

KD: G-20 sonuç bildirgesine benziyor. Bu da normal. Oradaki öneriler İstanbul'daki sonuç bildirgesine dahil edildi. Yön doğru. Özellikle daha dikkatli bir çıkış stratejisi, yani maliye ve para politikakalarında aniden sanki sorun çözüldü gibi desteği çekmemek. Uluslararası uyum. Ülkelerin kendi politikalarını oluştururken, özellikle büyük ülkelerin, IMF'nin oluşturacağı bir ortam içinde değerlendirmeleri ve birbirinin politikalarını gözeterek dünya için nasıl bir ortam oluşturacağını değerlendirmeleri. Gelişmekte olan ülkelere en az yüzde 5 bir pay kaymasını öngörüyor. Ama rahatsız edici bir cümle var: Mevcut formül baz alınarak diyor. Yani şu anda bir mevcut var, ülkelerin oy hakkını belirleyen. Bunun baz alınacağını söylüyor. Gelişmekte olan ülkeler çok karşı çıktı ama Avrupa'nın maliye bakanları taviz vermedi. Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerin oy hakkının artırılması sorunu çözülmedi. Çünkü zaten mevcut formülde ciddi sorunlar var.

ETD: Yüzde 5 önemli mi?

KD: Doğru bir şekilde uygulansa yüzde 5 bile önemli. Ama yanlış bir bazdan çıkarsa o zaman sorunlu.

ETD: Yeni bir IMF doğdu diyebilir misiniz?

KD: Hayır yeni bir IMF doğmadı. Ama doğum sinyali verdi. Ama D. Strauss Kahn bunu isteyen bir başkan. Her zaman böyle başkan yoktu. Gelişmekte olan ülkelerin G-20 mekanizması sayesinde güçlenmesi, sorunlara ağırlıklarını koyabilmesi, yeni bir doğuşa elverişli bir ortam yaratıyor. ama bu oldu, İstanbul'da karar verildi diyemeyiz.

ETD: Roubini iyimserlik için erken diyor.

KD: Roubini aşırı kötümserliği geride bıraktı. Ciddi bir istihdam artışı olmadan krizin bittiğine karar vermek erken olur. Gerçek bir çöküş karşısındaydık ama çöküş olmadı. Şimdi büyümeye geçiş sağlanacak mı konusunda soru işaretleri var. Kaynak, ucuz kaynak önemli. Türkiye bu kaynağın önemli bir bölümünü sıcak paradan aldı. Türkiye bunu uzun vadeli, daha uygun maliyetle bulabilirse Türkiye, IMF, Dünya bankası veya piyasalar olabilirse bu kaynağa ihtiyacımız var. Bizim iş yaratmamız lazım, üretim yapmamız lazım, istihdam yaratmamız, gençlere iş bulmamız lazım. Ama bu kaynağın maliyeti çok önemli.

ETD: Anadolu'dan gelen sorular var. Kriz ne zaman sona erecek. Kocaeli'den gelen soru

KD: En önemlisi istihdam. İstihdam artarsa kriz aşıldı diyebiliriz. Sadece üretim ve büyüme yetmez. İşverenler yeni eleman alırlarsa o zaman tamam diyebiliriz.

ETD: IMF'siz bir istihdam artışı yaratabilir mi Türkiye?
KD: Dünyaya çok bağlı. Eğer IMF kaynağını uygun şartlarda katabilirsek bunun büyümemize etkisi olur. Ne kadar olur bunu saptamak zor ama mutlaka olumlu etkisi olur. Bir ulusal programın olması ve bunun desteklenmesi önemli. Bizim dönemimizde de 2001-2001 döneminde de Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı'nı Türkiye açıkladı ve destek buldu. bunun böyle olması çok önemli ve Babacan Da öyle koydu. Bir IMF programı olmamalı. Bunun altını çiziyorum, Bir IMF programı olmamalı. Türkiye'nin programının IMF, Dünya bankası tarafından desteklenmeli. Bu destek yararlı bir destek. Bize yararlı bir destek. bu programın ister Türkiye, ister Brezilya'da olsun ulusal bir program olmalıdır.

ETD: Türkiye kriz desteğini erken mi geri çekmeye başladı?
KD: Her ülkenin kendine özgü koşulları var. Türkiye'nin geçmişten gelen, uzun yıllar, 3040 yıllık bir enflasyon geçmişi var. Şimdi yok ama geçmişte vardı. Ciddi bir iç ve dış borç var, özellikle vade aç ısından sorun dev am ediyor. Her ülke aynı rahatlığa sahip değil. ama maliye politikası sıkı olmalı. Bence para politikasında daha rahat davranılabilir. Faizlerin yeniden yükselmemesine dikkat etmek, yatırım açısından, istihdam açısından önemli.  Sıcak parayı özendirmeme açısından önemli. Yüksek faiz sıcak parayı çekiyor, kur düşüyor, ihracatın katma değeri düşük oluyor. Benim umudum, önerim sıkı maliye politikası, ama biraz daha rahat bir para politikası.

ETD: Bir diğer soru antalya'dan piyasaya verilen paralar bir enflasyon tehlikesi yaratıyor mu?
KD: Bir enflasyon sorunu yok şu anda. Çünkü enflasyon fazla talepten doğar. Piyasaya verilen likidite şu anda bir talep yaratmıyor. Dolayısıyla kısa vadede bir enflasyon sorunu görmüyorum. Ama 1 yıl, 2 yıl iuçersinde bu likidite kalırsa, ekonomi düzelmeye geçerse o zaman enflasyon olabilir. ama zamanlama önemli. Erken yapılırsa düzelmeyi öldürürsünüz, geç yaparsanız o zaman enflasyon olur. Şu anda tehlikeler dengesi enflasyon değil, işsizlik yönünde.

ETD: İzmir'den bir diğer soru, doların rezerv para olma özelliği sürecek mi? Bunun etkisi ne olur dünya ekonomisine?
KD: Rezerv para sorunu özellikle önemli bir sorun. Cari denge ve ekonominin işleyişini etkililyor. 30-40 yıl önce ABD dünya ekonomisinin yüzde 40'ydı, önce 30'a şimdi yüzde 20 civarında. dolayısıyla dünya ekonomisinin yüzde 20'sine denk bir ülkenin parasının tek rezerv para olması doğru ve sürdürülebilir değil. Dolayısıyla mutlaka zaman iç ersinde dolar tek başına rezerv para olma durumunu yitirecek, gücünü yitirecek. Bunun yerine ne geçecek. Çeşitli paralar euro, çin parası mı olacak? Her biri tek tek? Yoksa bir sentetik para mı oluşturulacak. IMF'nin yönetiminde, nasıl bir merkez bankası yönetiyorsa, 10-15 yıl sonra ımf bir merkez bankası haline mi gelecek? Eğer ımf yönetimi değişirse, eğer ımf demokratik olarak, bütün gelişmekte olan ülkelerin ağırlığını yansıtabilirse, o zaman ımf yönetiminde bir rezerv paranın oluşması, dünya ekonomisi için iyi olur. ama bu yönetim değişimi olmadan olmaz. Hiçbir zaman Çin, dev bir ülke, sadece Avrupa ve ABD'nin yönettiği bir ımf'nin rezerv parayı yönetmesine izin vermez.
Ama bu kısa sürede olmaz. ama bunun konuşulması ve ımf başkanının da bundan bahsetmesi önemli ve ileri bir adım.

ETD: Stanley Fischer 2001'in acı reçetesi size yaradı diyor? Bu avantajımızı hala koruyor muyuz?
KD: Epey yıl geçti. Ama 2001'den itibaren, Türkiye'deki finans sektörünü daha ciddi bir hale getirmek, ciddi olmayan oyuncuları çıkarmak, ama ulusal sermayeyi de destekleyen, finansal sektörde sadece yabancı sermayeyi değil yerli sermayeyi de desteklemek yararlı oldu. bunlar yararlı oldu. En zor dönemde bile finans sektörü sağlam durdu Türk finans sektörü. Bu Türkiye'nin daha da zor duruma girmesini engelledi. Ama bu krizin bir boyutu. Bu maalesef işsizliği engellemedi, büyümenin negatife geçmesini engellemedi. ama krizin Türkiye'ye daha büyük zarar vermesini engelledi. Finans sektörünü bütün olarak ele almak, güçlü yerli bankalar, güçlü kamu bankaları ve Türkiye'nin denetimindeki yabancı bankaları birlikte değerlendirmek lazım. Ben altını çizmek istiyorum. Türkiye son on yılda başka bazı ülkelerin yaptığı hatayı yapmadı, banka sektöründeki, finans sektöründeki ulusal boyutunu kaybetmedi. Ulusal sermaye önemli. Tamamen yabancı sermaye olunca gördük, ABD'li bankaların bütün kaynaklarını ABD'ye, Alman bankaları, Macaristan, Polonya Çek Cumhuriyetindeki kaynaklarını Almanya'ya çekti. Bu önemli. Finans sektörü herhangi bir sektör gibi değil. Bir ülkenin finans sektörü çökünce tüm ekonomi çöküyor. bu yabancı bankaların çalışmasına engel değil. Teknoloji, bilgi getirir. ama ulusal boyutun devamı çok önemli.

ETD: Krizin en kötü anı neydi?
KD: Ekim 2008 dünyada bir depremdi. Hatta bütün gelişmekte olan ülkelere dalga dalga yayılıyordu. Ekim kasım ayları çok kötüydü. Ocak'tan itibaren özellikle ABD ve aynı zamanda Çin'de ve Avrupa'da çok güçlü krize yanıt programlarıyla, en kötü dönem son buldu ve biraz toparlanma noktasına geldik. Sanırım bunda Obama'nın kararlı olması ve Çin'in de devreye girmesi etkili oldu.

ETD: Krizdeki en büyük hatalar nelerdi?
KD: Sanırım bazı ülkelerde finans sektörü hissedarlarının durumu biraz fazla desteklendi. Finans sektörü önemli, mutlaka desteklenmeli. Buna kimse müsade edemez. emeklililerin, dargelirlilerin bütün gelirlerini kaybetmesi olamaz. Ama hata yapıp bütün dünyayı bu krize sokan insanları desteklememek lazım. Bence bu ayrım yeterince iyi uygulanmadı, bazı hata yapanlar da desteklendi.

ETD: IMF'nin söylediği "Esnek krediyle tohum atalım ne demek?"
KD: IMF yeni bir enstrüman geliştiriyor. Ulusal programlar desteklenecek. Ancak kim yararlanacak? Kavram doğru ama bu sigortaya kim dahil, hangi kritere göre, bu netlik kazanmadı?

ETD: Kriz konusunda olumlu hava pompalanarak iyileşme sağlandı iddiaları var. Bu kesilirse tekrar kriz olur görüşü var mı sizde?
KD: Tekrar Ekim 2008'e dönmez dünya. Çünkü devletler müdahale etti. Abd'de, Japonya'da hep devlet müdahalesi var. Şu andaki sorun yeni kriz değil, büyümeye geçilebilecek mi? Talep nereden gelecek? o talebin kamu-özel bileşimi nasıl olacak? Kriz anında iyimser mesaj vermek önemli. Krizde sorumluluar bittik öldük derse kriz daha da fena olur.

ETD: İstanbul Pittsburg'un devamı sayılabilir mi?
KD: Evet. Sonuçta G-20 güçlü ülkeleri biraraya getirse de hukuksal yapı değil.  Bir takım ülkeler biraraya gelip tartışıyor, önerilerde bulunuyor. Orada diğer ülkeleri bağlayacak, ya da uluslararası hukuku oluşturacak bir karar alınamaz. Asıl karar yeri İstanbul'du. Yani ımf ve DB'nin ülkeler tarafından oluşturulan yönetim kurulları. İstanbul'da G-20 önerileri tartışılıp kabul edildi. Şimdi bu öneriler yasal bir altyapıya sahip. Şimdi yasal altyapıya kavuşan bu öneriler uygulamaya geçecek. Önümüzdeki aylar bu olacak. Yasal altyapı olduğu için, uygulamaya geçmek daha kolay olmalı. Ama o kararlarda satır aralarında okuduğumuz noktalar var, bunlar insanı üzüyor. Genel yönde bir cesur gidiş varsa bile, ayrıntıda bazı muhafazakar güçlerin, geçmişte daha fazla güce sahiplerin, yeni duruma geçerken direnç gösterdiklerini görüyoruz. Satır aralarında bazı frenler kondu. Kolay olmuyor bunlar. Hiçbir ülke kendi gücünü, payını kolay paylaşmıyor. şu anda dünya ve gelişmekte olan ülkeler dünyayı ileriye götürmek isteyenlerin bu frenleri kaldırmaları gerekiyor. Artık gelişmekte olan ülkelerin ağırlığı var, hem de değişikliği oldu. Bu ABD yönetimi ile 5 yıl önceki arasında fark var. Bu abd yönetimi değişiklikten yana. Tabii kendi çıkarlarını koruyacak. Ama dünyanın tek bir merkezden idare edilemeyeceğini, ya da sadece ABD-Avrupa'ya dayalı bir düzenin işlemeyeceğini biliyorlar. O ölçüde akıllılar, o ölçüde dünyayı iyi okumuşlar. Şimdi umut var, yeni dengeyi oluşturmak, büyümeden kalkınmadan, küreselleşmeden  payını almamışlara büyümeyi getirmek.

ETD: Türkiye'nin konumunda bir değişiklik var mı?
KD: Türkiye son yıllarda uluslararası platformda yerini aldı. Örneğin BM Güvenlik Konseyi'nde yerini aldı. G-20 üyesi. Bu toplantılar İstanbul'da yapıldı. Başkan Obama ilk ziyareti için Türkiye'yi seçti. Tüm bunlar Türkiye'nin dünyada ciddi bir oyuncu olduğuna işaret ediyor. Bu son 2002 krizinden çıkışla birlikte Türkiye bir ara, 5-6 yıl yüzde 7 büyümeyi de tutturdu. Biz o zaman güçlü ekonomiye geçiş dedik o zaman, öyle de oldu. Tüm dünya yüzde 7 büyüyen bir ülkeye saygı duyuyor. Yani yüzde 7 büyümek ciddi olay, onu başarıyorsanız oyuncu oluyorsunuz. Şimdi kriz var ama herkes, büyük sayıda ülke küçülüyor. Bir yıllık küçülme saygınlığımıza zarar vermez. Ama devam ederse olmaz. Türkiye ciddi oyuncu olacaksa, çünkü bence potansiyeli var. O zaman o geçmişteki büyüme hızına dönmemiz lazım. Türkiye'ye yüzde 3'ler, yüzde 4'ler yetmez. Türkiye'deki sorunlar, istihdam, gençlere iş alanları yaratılması, sosyal ihtiyaçlar, tüm bunlar Türkiye'nin yüzde 6-7 gibi büyüme hızına ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Zor iş, kolay reçetesi de yok. Ama küresel bir oyuncu olmaya devam etmek istiyorsak bunun devam etmesi lazım.

Reklam

Reklam