Köksal Toptan - 22 Mayıs 2009
ERHAN KARADAĞ: Türkan Saylan'a müthiş bir cenaze töreni vardı. Toplumun kendiliğinden oluşturduğu bir manzaraydı. Genelde toplum önderi olmuş sanatçılar, bilim adamları, kendisini eğitime adayanlar böyle uğurlanıyor zaten. Birçok siyasetçi de böyle uğurlanıyor. Fakat bu sefer İstanbul valisi başta olmak üzere devleti, hükümeti temsil eden kimse bu cenaze törenine katılmadı. Eleştirenler oldu. Siz de devletin belki en tarafsız kemsini temsil ediyorsunuz. Siz de rahatsız oldunuz mu?
KÖKSAL TOPTAN: Öncelikle Türkan Saylan hanımefendi, Allahtan rahmet diliyorum. Benim bakanlığım döneminde o yine eğitimle ilgiliydi. Yer yer bana çok ağır eleştiriler de yöneltirdi. Ama onların hiçbiri benim Türkan Saylan'ın bir eğitim gönüllüsü olduğu gerçeğini kabul etmemem gibi bir sonuç bende hiçbir zaman yaratmamıştır. Gerçekten özellikle kızlarımızın Doğu ve Güneydoğu'daki kızlarımızın eğitimi için çok büyük gayretler sarf etti. Arkadaşlarıyla birlikte çok uğraştı. Doğrusunu isterseniz onun sonuçlarını da aldığını söylemeliyim yahut büyük oranda aldığını söylemeliyim. Ben vefatından sonra mesaj yayınladım. Bu duygularımı o mesajla da ifade ettim. Gerçekten yakışan bir cenaze töreniydi. Burada hükümetin yahut devletin diğer büyük organlarının, önemli organlarının temsil edilip edilmemesi konusu tartışıldı. Üzüntümü hemen ifade etmeliyim. Bu tür cenaze törenlerinde kontrol ve konu dışı bit takım grupların bir takım eylemleri oluyor. Bunu çok yaşadık biliyorsunuz.
YAVUZ OĞHAN: Şehit cenazelerinde özellikle.
K.T. : Şehit cenazelerinde de oluyor. Başka buna benzer, rahmetli saylan gibi cenazeler olabiliyor. Onun yarattığı bir tedirginlik olabilir. Üzülerek ifade edeyim yani o olumsuzlukları bizim gazete ve televizyonlarımız da bir olumsuz haber olarak hiç vermiyor. Yani sanki çok iyi olmuş, çok iyi yaptılar bunları der gibi veriyor. Yani bunu hep beraber aşmayı denemeliyiz, becermeliyiz diye düşünüyorum. Ama ne olursa olsun herkeste, her kesimde çok derin bir üzüntü yaratmıştır.
Y.O. : Bu tedirginlik mi etkili olmuştur sizce?
K.T. : İnsanların iç dünyasını bilemem. Ama bugün bir gazetemizdeydi sanıyorum Sayın milli eğitim bakanının bu duygularını açığa vuran bir açıklaması vardı. Ben ona inanıyorum doğru söylediğine içtenlikle söylediğine inanıyorum.
Y.O. : Ergenekon'u çok konuşmak istemiyoruz ama bu devam eden bir soruşturma. Ergenekon'la ilgili o aramalar ve sonrasında meydana gelenler nedeniyle mi sizce bu kalabalık daha fazlalaştı veya bu hassasiyet arttı? Nasıl okudunuz siz o tabloyu? Veya siz o aramaları nasıl değerlendirdiniz?
K.T. : O da olabilir. Onun da katkısı olabilir ama hepsinin ötesinde Sayın Türkan Saylan çok iyi bir eğitim sevdalısıydı, eğitim dostuydu. Binlerce belki on binlerce yetiştirdiği, yardımcı olduğu öğrencisi vardı. Çok iyi bir bilim insanıydı. Bunların hepsini topladığımız zaman böyle bir tablo ortaya çıkıyor.
E.K. : Bu hafta en çok konuşulan bir başka konu da DTP'lilerin ifadesi alınacak mı alınmayacak mı? Süre de azalıyor. Formül arayışı içerisinde olduğunuzu biliyoruz ama DTP'lilerin kapıdan gözaltına alınmaması için ne yapacaksınız?
K.T. : 1994'te yaşanmıştı. Şimdi orada dokunulmazlıklar kaldırıldı. Bunlar mahkemeye götürüldüler. Buradaki olay biraz farklı. Burada savunmalarının alınması için bir girişim var. Doğrusunu isterseniz kimse de çok fazla okuyarak konuşmuyor, yazmıyor. Mesela bana ağır eleştiriler var. İki tür eleştiri var. Bir: DTP'li arkadaşları savunanlar bu meclis başkanı milletvekillerini korumuyor diyor.
Y.O. : DTP'li milletvekilleri kendileri de söylüyor bunları.
K.T. : İki: Öbür taraf da DTP'lileri koruyor diyor. Yani onlar da herkes gibi gitsinler mahkemede zorlaysa zorla ifade versinler deniyor. Biz hepsinin dışında kendi vicdanımızın, Türkiye'nin genel siyasetinin, Türkiye'nin genel görüntüsünün ve hukukun emrettiği yolda gidiyoruz. Başta benim ilk cümlemle şimdi size söylediklerim arasında da bir fark yok. Oysa bugün de var yine bazı gazetelerde, dün akşam yine bir televizyonda vardı. Önce öyle demişim sonra daha yumuşatmışım hayır kesinlikle öyle değil. Olay şu: bazı milletvekili arkadaşlarla ilgili seçimlerden önce işledikleri iddia olunan suçlarla ilgili yargılama süreci başlamış. Anayasamızın 83. maddesi dokunulmazlığı düzenliyor. Orada milletvekillerinin 14. madde kapsamında bir suç işlemeleri halinde dokunulmazlığın işlemeyeceği, soruşturmanın, yargılamanın yürüyeceği ifade ediliyor. Burada iki unsur var: Bir milletvekili olmadan önce işlenmiş bir suç olacak. İki: 14. madde yani devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü aleyhine işlenmiş bir suç olacak. Bu arkadaşlarla ilgili şu anda parlamentoda 215 tane dosya var. bunların hepsi adalet anayasa karma komisyonunda ele alınanların dokunulmazlıklarının kaldırılması dönem sonuna erteledi. Şöyle bir hava estirilmek isteniyor bazı kesimler tarafından işte DTP'lilere karşı böyle bir siyasi tavır var. Hayır. Kesinlikle bir siyasi tavır söz konusu değil.
Y.O. : 14. madde kapsamında olanlar ve milletvekili seçildikten sonra…
K.T. : Madde kapsamında olan mesela 215 tane dosyadan 101 tanesi PKK terör örgütünün propagandasını yapmak. 41 tanesi suçu ve suçluyu övmek, yine 14. 16 tanesi halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek gibi dokunulmazlık dosyalarının büyük bir kısmı 14. madde kapsamına giriyor. Ama onlarla ilgili hiçbir şey yok, hiçbir uygulama yok, sorun yok. Kala kala bu elimizdeki 8 dosya var. Bir arkadaşımızla ilgili 3 tane dosya var. Diğerleriyle ilgili birer tane dosya var. Mahkeme, ilk defa bunu şimdi burada söyleyeyim, mahkeme daha önce 4 arkadaşla ilgili onların adreslerine tebligat yapmış. Demiş ki gelin şu gün savunmanızı yapın şu mahkemede görülen davanız nedeniyle. Yargılama merci de Ankara değil, Ankara talimat mahkemesi. Yani o aracılık eden. Adana'dan, Diyarbakır'dan, İstanbul'dan gelen talepleri yerine getiriyor. Şu gün gelin savunmanızı yapın demiş. Gitmemiş arkadaşlar. Onun üzerine zorla getirme için yazı yazılmış. Ama o da yerine getirilmemiş. Söylendiği gibi hemen böyle ishar müzekkeresi polis bekliyor bir eliyle müzekkereyi alıp öbür eliyle hemen telsizi alıp dışarıya falan koşan kimse yok. Herkes, devletin her kademesinde, her katmanındaki insan olaya baştan beri yaklaşıyor. buna rağmen o ishar müzekkeresinin gereği de yerine getirilmeyince mahkeme bize yazı yazma gereğini hissetmiş. Aslında yazmak zorunda değildi ama yazılarında da ifade ediliyor işte TBMM'ye ve milletvekilliğine duyduğumuz saygının bir gereği olarak yazıyoruz, şu gün gelsinler savunmalarını yapsınlar. Orta tek deniyor ki yöntem zorla getirme yolunu deneyeceğiz. Burada ciddi bir hukuki tartışma var.
E.K. : Siz araştırıyordunuz herhalde hukukçularla.
K.T. : Devam ediyoruz o çalışmamıza. Bu bir savunma. Savunma bir hak. Sanığın vazgeçilmez bir hakkı. Savunma yapılmadığı taktirde yahut savunması bir kişinin alınmadığı taktirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve bizim Yargıtay'ın kararlarına göre de o dava bozuluyor. Bunu şimdi en azından teorik olarak tartışmak lazım. Biz bir hakkı bir mükellefiyet haline getiriyoruz. Sevgili Taha Akyol'un ifadesiyle, laf onun. Hakkı mükellefiyet haline getirmek ne kadar doğru?
Y.O. : Peki bunu tartışırken zaman da geçiyor.
K.T. : Önemli olan burada zamanın geçmesinden daha çok bana göre sağlıklı bir sonuca varmak. Herkesin içini rahatlatan bir sonuca varmak.
Y.O. : Bir düzenleme yapıp da aslında bunların hepsinin net bir şekilde ortaya konulması gerekmez mi?
K.T. : Gerekebilir. Bunun aslında bir Yargıtay'dan geçen bir şey olsa aslında çözülür o zaman. Yargıtay mutlaka bir yol gösterir. Biz o noktadayız. Sayın Ahmet Türk biraz farklı. Sayın Ahmet Türk'e şimdiye kadar gel savunmanı yap tebligatı yapılamamış. Gösterilen adreslerde bulunamamış. Onun dışındakilerin hepsine tebligat yapılmış, ishar müzekkeresi çıkarılmış. Ona rağmen gidilmediği için bize yazılmış.
Y.O. : Ne öneriyorsunuz DTP'lilere?
K.T. : Çok spesifik olarak bir değerlendirme yapmak belki yanlış anlaşılmalara neden olur. Ama ciddi olarak herkes tarafından dillendirilen bir yumuşama süresi olgusu var. Sayın cumhurbaşkanının ortaya koyduğu daha sonra hükümet tarafından da, başkaları tarafından da dile getirilen… Bu yumuşama süreci belki Türkiye'yi yıllardır çektiği bu terör belasından kurtaracak, bilmiyoruz. Ama şunu hepimizin bilmesi lazım ki bu tek yönlü olabilecek bir şey değil. Buraya herkesin katkı yapması lazım. DTP'lilerin de katkı yapması lazım. Milletvekili arkadaşların da katkı yapması lazım. Öbür türlü olursa yanlış anlaşılmalara neden olur.
Y.O. : Bunu savunma vererek mi katkı yapabilirler? Söylemleriyle mi katkı yapabilirler?
K.T. : Bunlar belki aklanacaklar, mahkum değiller ki.
E.K. : Gerilim tırmanması diyorsunuz siz yani bu tartışmayla.
K.T. : Gördük ki bizim bütün gayretlerimize rağmen çok sert bana da dönük tepkiler ortaya koydular. Bizim burada yaptığımız bir şey değil. Aslında bizim işimiz de değil. TBMM başkanlığının işi değil. Daha önce müzekkerede çıkarılmış, zorla getirin diye yazı da yazılmış ama idare bunu yerine getirmemiş.
E.K. : Bakan da söyledi o görüntü olmayacak dedi ama siz o zaman Kürt açılımı…
K.T. : Ben şimdi içişleri bakanıyla da konuşuyorum, adalet bakanıyla da konuşuyorum, diğer ilgililerle de konuşuyorum olabilecek en makul yolu bulmaya çalışıyorum. Bütün konuşmalardan, bütün görüşmelerden çıkardığım sonuç Türkiye o fotoğrafı bir daha görmeyecek diye düşünüyorum.
Y.O. : Ya kendileri gidecekler ya da ifade vermeyecekler. Sizin söylediğinizden bunu anlıyorum ben.
K.T. : Tabi başka 3. bir yolu yok.
E.K. : O zaman bu sizin Sayın cumhurbaşkanının sözleriyle başlayan Kürt açılımına da çok önem verdiğiniz hatta desteklediğiniz sonucu da çıkıyor.
K.T. : Ben Sayın cumhurbaşkanının sözlerinin içeriğini bilmiyorum.
E.K. : Kimse bilmiyor ve şikayet ediyor herkes.
K.T. : Burada benim üzerinde durduğum niyettir. Böyle bir niyetin devletin en yüksek katı tarafından dillendirilmesini önemli sayıyorum.
E.K. : Siz nasıl olmasını isterdiniz efendim? Nelerin olasını isterdiniz? Şu anda herkes spekülasyon yapıyor Kürt açılımıyla ilgili.
K.T. : O ayrıntıya giremem. Bunlar konuşulacak ama önce ortamın yumuşatılmasıyla başlanacak bir süreç. Tabi eylemlere son vermek lazım. Açıklamaları çok dikkatli yapmak lazım. İyi niyetin herkes tarafından ortaya konulması lazım. Birinci yapılacak iş o. O sağlanabildiği zaman gerisi gelebilir.
Y.O. : Önce iklim diyorsunuz.
K.T. : Önce iklim evet kesinlikle.
Y.O. : Şu anda oraya doğru bir gidiş ama genel olarak genel eğilim Türkiye'de konuşan herkesin şeyi bu. Oraya doğru bir gidiş var herhalde, o iklime doğru bir gidiş.
K.T. : Bu tablodan kim memnun olabilir ki? Genel olarak Türk insanı memnun olmaz. Orada şehitler, gencecik çocuklar ölüyor, başkaları ölüyor. Orada yaşayan gençler, dağa çıkan gençler onlar ölüyor. Yani bunlara sonuç itibariyle baktığınız zaman 30-35 bin tane insan ölmüş 1984'ten bu yana. O nedenle bu tablodan hiç kimsenin memnun olması mümkün değil. Terör bütün bunlar yapıldığı zaman %100 biter mi? Minimize edilir en azından.
Y.O. : Bütün bunlar derken herhalde ikliminde ötesinde yapılması gereken bir şeyler var çünkü herkes ondan da bahsediyor.
K.T. : O iklim sağlandıktan sonra tabi onla neler yapılabilir elbette konuşulur. Burada belli kırmızı çizgiler var. onlar içerisinde kalınması şartıyla birçok şey konuşulabilir.
Y.O. : Mesela anayasa o kırmızı çizgilerin içinde midir?
K.T. : Devletin yapısı, tek bayrak, tek devlet, tek millet… Bunlar tartışma konusu olmaz.
E.K. : Hasan Cemal örgütün önemli isimleriyle Kandil'de röportaj yaptı. Yapıyı PKK'nın da savunduğu şeklinde bir mesaj geldi Türkiye'ye. Sayın cumhurbaşkanı da bu mesaja itibar eti. Başbakan da bu mesaja en azından Hasan Cemal'in yazısını dikkate aldılar. Siz oradan bir mesafe kat edilebileceğini düşünüyor musunuz efendim?
K.T. : Bilemiyorum. Yalnız PKK bir nokta değil. Bir lider de değil. Onu topyekun düşünmek lazım. Sadece bir yere bakıp bir genelleme yapmak yanlış olabilir. Sayın Hasan Cemal’in yazdıkları önemsizdir anlamında demiyorum, çok önemsiyorum tam tersine ama sadece orası değil. Bir bütünlük içinde düşünülmediği taktirde o zaman hayal kırıklığı yaratabilir. Bu da yanlış olur. Bu nedenle genel olarak bir iklim yumuşaklığına Türkiye’nin ihtiyacı var.
Y.O. : Anayasa değişikliği konuşacağız. Tabi sizin çok dertli olduğunuz bir konu. Onun dışında siyasetteki iklimle tabi bununla çok alakalı. Hep bir iklimden bahsediyorsunuz bu meselenin hallolabilmesi için böyle bir iklime ihtiyaç var diye. Anayasada da herhalde böyle bir iklime ihtiyaç var. Bir taraftan bakıyoruz AKP gerçekten ne isterseniz gelin onu konuşalım, kaç madde derseniz onu tartışalım diyor. Ama CHP’den ve MHP’den çok da olumlu yanıt almıyor. Aynı zamanda hükümetten gelen mesajlar bu iş bizim işimiz değil meclis başkanının işi biçiminde. Siz işinizi nasıl yapacaksınız diye size soralım ama kısa bir ara verelim.
---------------------------------------------------
YAVUZ OĞHAN: YEDİ24 anayasa değişikliği konusuyla devam ediyor. Bitmeyen senfoni gibi bir şey oldu, hükümet tarafı değişsin istiyor. Şimdi gözler sizde.Muhalefetten ters sesler geliyor. Siz ne yapacaksınız gidecek misiniz liderlere değiştirelim şunu demek için?
KÖKSAL TOPTAN: Aslında bir kere anayasamız yamalı bohçaya döndü. 1982'nin şartlarında Türkiye ve dünyanın şartlarında olabilir ki iyi bir anayasa idi. Ama kesinlikle 2009 yılının anayasası değil. Hiçbir ihtiyaca cevap vermiyor. Tartıştığımız birtakım konulardan da anlaşılıyor ki eksikleri var, yanlışları var. Böyle olunca aslında yeni bir anayasa yapmak lazım. Ben önerdim kimse itibar etmedi, bugünlerde biraz konuşuluyor, anayasa yapımcısı bir meclise Türkiye'nin ihtiyacı var. Orada birtakım güvensizlik işaretleri var deniliyor ki böyle bir yeni anayasa yapılırsa laiklik ilkesi başta olmak üzere bazı ilkelerden vazgeçilebilir.
Y.O.: İlk dört maddeye zarar gelebilir.
K.T: Tabi ama aslında bir kanun gerektiriyor yeni bir anayasa yapıcı kurucu meclis kurulacaksa oraya bir hüküm konur denir ki 82 anayasasının ilk dört maddesi korunmak üzere yeni bir anayasa yapın.
E.K: Hatta laiklikle ilgili maddeleri de koruma altına alabilirsiniz.
K.T: Olabilir. O zaman bu güven bunalımı aşılabilir. Doğrusu bu ama şimdi onu bir tarafa koyduk, çünkü çok fazla ilgi ve itibar görmedi. Ama ayağımıza takılan bazı hükümleri var bu 82 anayasasının. Siyaset olarak, devletin reform hareketleri olarak, yargının var, ekonominin var, herkesin, her kesimin şikayetleri var. Bunun sonucu Barolar Birliği'nin, TÜSİAD'ın var, bazı siyasi partilerin var..
Y.O.: Herkesin çok istediği belli ama niye bir türlü olmuyor?
K.T: Aslında ben geçen sene eylül başında siyasi parti liderlerine mektup yazmıştım. 1 Ekim'e kadar bir komisyon kuralım, 4 talebimiz vardı. Bunlardan bir tanesi anayasa uzlaşma komisyonuydu, diğeri iç tüzük komisyonu, üçüncüsü avrupa uyum kanunları komisyonu, dördüncüsü de siyasi partiler, seçim kanunu, siyasi etik ve siyasetin finansmanı kanunları.CHP önce hiçbirine üye vermedi, diğer üç parti verdi. Sonradan iç tüzük komisyonuna CHP üye verdi. 4 parti 5-6 ay çalışarak, iyi bir çalışma yaparak uzlaşarak bir iç tüzük taslağı ortaya çıkardılar. Yani uzlaşma demek ki mümkün. Anayasa için de aynı şeyi yaparız, yapmamız lazım. Uzlaşamayız, uzlaşamadığımızı anlayabilmek de bir çalışmadır bana göre. Ama benim kanaatime göre AKP 15 tane madde getirir, CHP 1O tane madde getirir, CHP'nin bu anayasada değişmesini istediği madde yok mu? Olmaz mı, dokunulmazlık var, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu'nun yapısına itiraz var. MHP 8 madde getirir. DTP 5 madde getirir. Muhtemeldir ki bunların bir kısmı örtüşür. Bu örtüşenlerden başlamak üzere bir anayasa değişikliğini bu meclis yapmalıdır,yapabilir diye düşünüyorum.
Y.O: Yapabilir mi?
K.T: Yapabilir.
Y.O: Bunun için siz ne yapacaksınız?
K.T: Ben elimden geleni yapacağım.
Y.O: Ne gibi?
K.T: Şimdi somut olarak öneriler gelirse o önerileri diğer partilere götürürüm, öneriyi kim getirirse getirsin. Bunu AKP de, CHP de, MHP de, DTP de getirebilir.
E.K: Yani siz eğer böyle bir girişimde bulunursanız çoğunluk olan AKP'nin sayı eksiğini de giderebilecek bir uzlaşma sağlayacağınıza inanıyorsunuz..
K.T: Olaya bu dediğim çerçevede yaklaştığımız sürece bir uzlaşma sağlarız.
Y.O: Uzlaşma komisyonu olmayacak bu söylediğiniz şey.
K.T: Olabilir.
Y.O: Ama sizin söylediğiniz farklı bir yöntem anladığım kadarıyla.
K.T: Ama nihayet ben temaslarımın sonunda bir komisyon kurmamız lazım. Bir uzlaşma komisyonu sonunda mutlaka kurmamız lazım. Onu kuramazsak devamlı ben o maddeleri oraya buraya taşıyamam yani. Olmaz, müzakere zeminini ortaya çıkarmamız lazım. İşte o da uzlaşma komisyonuyla olur.
E.K: Anayasa değişikliği bu uzlaşma olmazsa referanduma bile gidecek çoğunluğu bulmak çok zor görünüyor.
Bir önceki anayasa değişikliği referanduma gitti cumhurbaşkanının seçimiyle ilgili ve meclisin 4 yılda bir seçimiyle ilgili.Orada yorumlar değişik, çünkü Çankaya'ya yerleşildiği zaman ya da milletvekili odalarına yerleşildiği zaman ya 5 yıl olsa, 5 yıl değil de 7 yıl olsa gibi değişik yorumlar çıkabilir, herkesin gönlüne göre. Siz nasıl görüyorsunuz cumhurbaşkanının görev süresi ne, meclisin görev süresi ne?
K.T: Ben o konuda daha önce açıkladım ama belli ki bir tereddüt var. O nedenle süreci netleştirmemiz lazım. 4 yılsa ki benim kanaatim o, onu netleştirmemiz lazım, netleştirmediğimiz takdirde iş Yüksek Seçim Kurulu'na kalır. Yüksek Seçim Kurulu da o belirsizlikten şikayetçi. O nedenle yasa koyucunun bunu netleştirmesi lazım.
Y.O: Yasa koyucu mu yoksa anayasaya geçici bir madde mi koymak gerekir?
K.T: Belki anayasanın referandumda değişen maddeleriyle ilgili bir geçici madde konabilir. Ama zaten bizim cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili bir kanun çıkarma zorunluluğumuz var. 5 sene olsun, 7 sene olsun ne olursa olsun bundan sonra cumhurbaşkanını halk seçeceği için onunla ilgili yasal düzenleme de yapmamız lazım. Onu da çok geciktirmeden yapmamız lazım ama böyle bir yasal düzenleme yapılmadığı takdirde yahut bir anayasal düzenleme yapılmadığı sürece bu tartışmalar çok sürer.Süre yaklaştığında bu tartışmalar daha sağlıksız bir ortama da kayabilir.
Y.O: Bir başka soru, Abdullah Gül'le ilgili alınan Sincan Ağır Ceza Mahkemesinden bir karar var yargılanabilir dedi. O süreçte sizin bir rolünüz oldu mu çünkü size yönelik eleştiriler de oldu.Kararı zaten değerlendirdiniz, hukuka uygun değil dediniz.
K.T: Bir gazetemizin manşetinde var. Deniliyor ki Gül'ü bu noktaya getiren Toptan, Erdoğan ve Şahin'dir niye ben buradan dokunulmazlık dosyasını başbakanlığa gönderdim. Başbakan Adalet Bakanlığı'na gönderdi. A demek ki biz bunun müsebbibiyiz. Öyle değil. Milletvekilliği şu veya bu nedenle hangi nedenle olursa olsun biten bir kişinin bizdeki dosyası hemen kendiliğinden başbakanlığa gönderilir. Sayın Abdullah Gül'ün dosyasını da biz o şekilde göndermişiz. Başbakanlığa göndermişiz. Orada dokunulmazlığı kalkmıştır. Yargılayabilirsiniz anlamına gelecek ne kelime var ne cümle var. Bu süreçten öyle bir anlam nasıl çıkarılır doğrusunu isterseniz onu anlayabilmiş değilim.
E.K: Geçen yıl CNNTÜRK'te Yavuz Oğhan'la yaptığınız özel röportajda ilk siz söylemiştiniz, Zahit Akman'ın görevi bırakması lazım bu kadar iddia karşısında diye. Şimdi o noktaya gelindi, bağlı olduğu başbakan yardımcısı istifasını istedi RTÜK Başkanı'nın. Deniz Feneri soruşturmasının Türkiye'de resmen başlamış olmasını ve Zahit Akman'ın konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
K.T: Sayın Arınç'ın girişimini çok olumlu bulduğumu ifade etmeliyim. Böyle bir gelişme hem RTÜK'ü hem parlamentomuzu hem de Sayın Zahit Akman'ı rahatlatacaktır. Sayın Akman'ın başkanlık görev süresi 17 Temmuz'da bitmiş oluyor.
E.K: Yani istifa etmiş olmuyor.
K.T: Açıklaması ne kadar doğru bilmiyorum ama aday olmayacağım diyor.
E.K: Bu işler olmasa da aday olmayabilirdi zaten, RTÜK Üyeliği devam edecek.
K.T: 2013'e kadar devam ediyor. Bilemiyorum tabi.
Y.O: Sizce üyelik de mi devam etmemeli?
K.T: Yani RTÜK de kendisini rahatlatır diye düşünüyorum Sayın Akman'ın o görevden ayrılması. RTÜK'ü de rahatlatır, parlamentoyu da rahatlatır, kendisini de rahatlatır diye düşünüyorum.
E.K: Ağustos'ta Meclis Başkanlığı seçimi var aday mısınız?
K.T: Vakit geldiği zaman arkadaşlarla, parti yönetimiyle, sonuçta ben bir partinin milletvekiliyim, Ak Partinin milletvekiliyim, o partinin lideriyle bu konuları konuşuruz. Bir siyasi tercih, bir siyasi karardır. Öyle bir paylaşma yapmadan benim bir şey söylemem çok şık bir hareket olmaz.
E.K: Ağustos'ta da bir meclis başkanlığı yarışı var ama AK Parti yine Köksal Toptan diyecek gibi görünüyor..