Sait Şanlı - 08 Mayıs 2009
YAVUZ OĞHAN: Sait Bey siz anlayabildiniz mi bunu? Nedir bu olay?
SAİT ŞANLI: İyi anlamışım. İyi de çıkarmışım. Sizin aracılığınızla ağlayan Türkiye'ye buradan saygılarımı sunuyorum. Ben bölge adına, ben ülkem adına bu olayı lanetle kınıyorum. Bu soykırım neyle oldu? Devletimiz kendi silahıyla hem silah veriyor hem devletin silahıyla kendi ırkının soykırımını yapıyor. Bu soykırımı lanetle kınıyorum. Devletin silahıyla suç işlemiş. Hala da Sayın bakanım bu olayın silahlarını bunların elinden almaması için ben ülkem vatandaşı olarak üzülüyorum. Açık net söyleyelim.
Y.O. : Silah dediğiniz şey korucu silahlarından bahsediyorsunuz. Devletin silahı olduğu için böyle bir şey gerçekleşti diyorsunuz. Ama o bölgede bizim bildiğimiz kadarıyla çok eskilere dayanan silahla yakın temas halinde olan bir halk var. Bu korucu silahları elinde olmasaydı oradaki insanların bu olay olmayacak mıydı? Daha önce ölen insanlar da var çünkü burada.
S.Ş. : Ben bu ülkenin vatandaşıyım. Ben silah aldığım zaman devletim beni nereye sevk ediyor? Hastaneye sevk ediyor. Beni psikolojiden geçiriyor, beni kulak burundan geçiriyor ondan sonra bir silah veriyor bana. Eğer kendini taşımayan insanlara kendini bilmeyen insanlara, çobanlık yapan insanlara kalkıp otomatik silah ellerine verirse o da böyle kendi ırkının soykırımını yapıyor. Soy isimleri bir. Öz amca çocuklarıdır. Mesele soykırım meselesi değil. Yıl 1995-96 bu köyün sahibi şu anda Bursa'da yaşıyorlar bu aileler. Ve o tarihte bunlar silahlandılar. Kime karşı silahlandılar? Bu köyün sahibine karşı silahlandılar. Bir adam vuruldu, hala da kalçasından sakattır.
Y.O. : O daha önce vurulmuştu yani.
S.Ş. : Bunlar bu köyün bölgemizde, Mardin bölgesinde Diyarbakır'ımızda en zengin köyümüzdür. Bu köy milyarlarla alınmaz bir köydür. Bunu ben demiyorum siz sorabilirsiniz bunlar arazinin paylaşması. O tarihte muhtar Osman Çelebi'ydi. Ondan sonra çoğunluk oldu, Cemil Çelebi muhtarlığı ondan aldı. Bu arazinin paylaşmaması için birisi çok birisi az diye bunlar bunu yaptılar. Bu katliamı yaptılar öyle bir leke bölgeme vurdular, öyle bir leke halkıma vurdular, bu öyle bir leke ülkeme vurdular.
ERHAN KARADAĞ: Bu arazi bundan sonra zanlıların ailesine mi kalacak peki bu zenginlik bu varlık el değiştirecek mi gelecek yıllarda?
S.Ş. : Hayır. Benim sizden ricam. Sadece geri kalan bu çocuklardır. 60-70 tane genç çocuklardır. Bu çocuklar bizim çocuklarımızdır. Bu çocuklar bu ülkenin çocuklarıdır. Bu çocuklar intikam peşinde değil. Bunları eğitime alıştırmak ben şahsen söz veriyorum ben bundan sonra bu aileye ayda 2-3 sefer bu çocukları öpmeye gideceğim. Gerekirse, bana düşerse benim bir derneğim var. Ben Diyarbakırlılara da güveniyorum, Mardinli işadamlarına da güveniyorum. Ben bu çocukların 25-30 senesini sonuna kadar bunlara burs vereceğim.
Y.O. : Siz daha önce bu husumet varken araya girdiniz mi bu aileyi barıştırmak için?
S.Ş. : Hayır. Keşke ben bilseydim ben gece giderdim bunların ayağını elini öperdim.
Y.O. : Peki siz küskünleri barıştırmakla tanınan bir isimsiniz bölgede. Daha önce de arasına kan davası giren ailelerle ilgili girişimde bulundunuz. Siz bu meseleyi anlayabiliyor musunuz? Şimdi korucu dediniz, silah dediniz başka bir şey dediniz ama 4 kişi bir araya gelmiş bir aileyi, soyunu, geleceğini her şeyini yok etmeye kalkan bir zihniyetten bahsediyoruz. Buna bir anlam verebiliyor musunuz? Yani sadece koruculukla açıklanamaz herhalde.
S.Ş.: Ben ülkemin hizmetkarıyım. Ben anlam veriyorum. Şimdi bunlar bu silahları alınca bu bölgede işin gerçeğini sana söylüyorum. Bunların halkla ilişkileri kesilmiş. Şehre inemiyor. Halkın arasına giremiyor. Halk da bunlarla ilişkisini kesmiş. İşin gerçeğini bu ülkede gerçek konuşma mecburiyetindeyiz. Eğer biz doğruları konuşarak birileri bize darılıyorsa işim yok. Kim darılırsa darılsın, gerçekleri konuşmasak da Allah darılır. O zaman Allah bize darılmasın kim bizle darılırsa darılsın. Bu bölgede işin gerçeğini sana söyleyeyim. koruculuk benim işim değil. devletin işidir. Ne korucu halkın içine giriyor, halkla ilişkileri var. Halkla alışverişleri yok. Halkla alacak-verecek meselesi yok. Ne halkın bunla ilişkisi var. Yani ilişki bu bölgede birbirinden kopmuş. İşin gerçeğini söyleyelim. Biz doğrusunu söylemezsek doğruyu bulamıyoruz. Biz doğruyu söyleme mecburiyetindeyiz. Çünkü bu ülke bizim ülkemizdir. Biz bu ülkemizi sevmezsek kimse bu ülkeyi sevmez. Bu çocuklara sahip çıkalım.
Y.O. : Bu kan davası devam eder mi?
S.Ş. : Biz bu çocukları kendi toplumuza ülkemize kazandırdığımız zaman kan davası devam etmez. Devlet suçunu verecek. Suç yapan kimse kalmaz. Burası hukuk devletidir.
E.K. : Siz geride kalanların öfkesini dindirmek için hem yetkililere hem de o ailelere bir tavsiyeniz var mı?
S.Ş. : O bölgenin kanaat önderlerinin işidir. Bizim işimizdir. Biz insanlarımızın elini öpmeyi biliyoruz. Biz insanlarımızı affetmeyi biliyoruz. İnsanlarımız öyle insanlardır. Birileri yanlış yapıyor. Büyüklük odur. O da bu bölgede var. Hiç dünyanın bir yerinde yoktur. Suç yapıyor ama affını da çıkarıyor. Biz şimdi bu saatten sonra bu çocuklara sahip çıkalım. Valilerimizle, kaymakamlarımızla, bölge halkıyla, bizlerle bu çocukları topluma kazandırmak, ülkemize kazandırmak görevimizdir. Bu çocukların eğitimine önem vereceğiz. Eğer eğitimli olsalardı bunlar bu vahşeti yapmazdılar. Bu bölgede kan davası varsa, bir aksilik varsa o da bütün eğitime bağlıdır. Eğer biz zamanında anne ve kız çocuklarımızı okutsaydık, bugünkü anneler bilinçli olsaydı bunlar bu vahşeti yapmazdı. Ben şahsen söz size veriyorum ayda 2-3 sefer bunların kalan teyzelerinin elini öpeceğim, dayılarının elini öpeceğim, onların gözünü öpeceğim.
Y.O. : Bir de gidenler var. Gidenlerle ilgili ne olacak? Onlar nereye gittiler?
S.Ş. : Bu çocukların suçu nedir? Bu annelerimizin suçu nedir? O bayanlar ne çekiyorlar? O çocuklar eğitimden oldular. Yüksek okula gidemiyorlar. Onlar da bizim çocuklarımızdır. O çocukların suçu yoktur ki. O annelerimizin suçu yok ki. Adalet suçunu veriyor. Ama bizim o çocuklara da sahip çıkmamız lazım. O çocukların 2 kardeşine birlik beraberlik sağlamak için. Bundan sonra benim görevim budur. Ülkede herkes benim gibi düşünüyor. Gidene de sahip çıkacağız, kalana da sahip çıkacağız. Suç büyüklerindir.
Y.O. : Çok teşekkür ediyoruz. Çok net bir şekilde verdiniz mesajlarınızı.