yazarlar

Hayvan Haklarında Hangisi Doğru?

  1. Yazarlar
  2. Güncel
  3. Av. Ahmet Kemal Şenpolat

Hayvan haklarında hala o kadar çok bilemediğimiz alan ve konu, o kadar çok doğru bildiğini sandığımız yanlış var ki her gün yeni bir şey öğreniyoruz. O zamana kadar bildiğimiz doğrular ise bir anda yanlış olarak karşımıza dikiliyor.

O günün koşullarında doğru bildiklerimiz aradan yıllar geçtikten sonra yanlış olduğunu görüyoruz. İki çarpı ikinin dört etmediği ender alanlardan birisi.

Örneğin her ilde hayvan bakımevi mutlaka olsun diyemediğimiz gibi aksini savunmak da çok olası.

Çünkü gönüllünün olmadığı yerde bakımevi kurduğunuzda son örneğini Gümüşhane’de ve Manavgat’ta gördüğümüz hayvanlar nazi kampına benzer beton hapishanelere mahkum edilirken, dışarıda kalsın dediğimizde hayvanlar işkenceye, zehirlenmeye, tecavüze maruz kalabiliyor.

Ya da evde hayvan beslemek bir kısım tarafından doğru bulunurken diğer kısım apartman içinde betona giren hayvanın doğal yaşamına aykırı bir davranış olduğu savunulabiliyor. Hayvanları doğal ortamından alıp evcilleştirmek doğru bir hareket mi? Yoksa yaban hayatında özgürce yaşamaları mı asıl doğrusu? Peki, hayvan hakkı savunucusu vejetaryen olmak zorunda mı?

Kuzuyu yerim ama kediyi de severim

Ciddi tartışma konusu.
Kuzuyu yerim ama kediyi de severim. Oysa veganlara kalsa hayvan zehirleyen zabıta yerine , öncelikle vejetaryenleri bile bir kaşık suda boğabilirler. 

Ya kedi evleri?
O kadar sağlıklı hayvanı bir yere toplamak, hepsinin ortak bir alana giriş çıkışı aslında birbirlerine hastalıklarını kolay geçirmesini sağlamıyor mu?
Diğer yandan sokakta kaldıklarında da başta çocuklar ve trafik kazaları olmak üzere her türlü riske açık durumdalar... Kedilerin belli bir parka toplanması da geçici olarak onları belki kurtarıyor ama sonunda bir Fatih camii bahçesi gibi içinden çıkılmaz bir istifçi dünyası haline getirmiyor mu o bölgeyi? Hayvanları seven insan bile bu pislik ve hastalık içindeki görüntüden irite oluyor.

Uyutmak çözüm mü?
Uyutmak... Ah uyutmak...
Hayvanseverler (!) bu kelimeyi duyduğunda birbirini bir kaşık suda boğabilir. Tek bir hayvanın uyutulması (kibarca nazikçe öldürülmesi) için ortalığı kaldıran hayvanseverler, Gümüşhane ve Manavgat gibi gönülden de uzak bir belediye onlarca hayvanı beton kafeslere tıktığında ya da zehirlediğinde kılını bile kıpırdatmıyor.

Bakımevlerinde çalışan çoğu veteriner hekim de aynen şunu söylüyor:
"Hayvanseverlerin şikayetine maruz kalmaktansa eli ayağı tutmayan, felç durumunda, kendi pisliğinin içinde yaşayan kediye köpeğe dokunmam. Bırakırım o haliyle ölür. Kendi idrarı ve pisliği içinde betonda soğukta ya da sıcakta can verir. Uyutmaktansa böylesi hayvanseverin daha çok hoşuna gidiyor."

Bu çelişki ile bile belki hayvan adına doğru olmayana karar veriyoruz. Yaşaması muhtemel olmayan hayvanı eziyet içinde aylarca can çekişerek o soğuk kafes ve karanlık içinde ölüme terkediyoruz. Diğer yandan da biz kimiz ki onun hayatı hakkında karar verelim diye de sorulabiliyor.

Peki besleme turları? 
Peki ormanlara , dağlara bayırlara çıkıp hayvan besleme turları yapmak?Belki de hayvanların doğal ortamdan yiyecek bulmalarıni bu yöntemle engeliyoruz. Belirli bölgeleri onlara alıştırıyoruz. Hayvanlar hayvanat bahçesindekiler gibi çöplerden yemek bulma yetilerini zamanla kaybediyorlar.

Ya da siz sonsuza dek yaşayacağınızı düşündüğünüzden, hiç hasta olmayacağınızı kabul ettiğinizden bir gün o bölgeye gelmediğinizde hayvanlar sizi o bölgede bekliyor olduğu akla gelmiyor... Ve bir gün gelmiyorsunuz...

Hatta daha pasif olan diğer zavallı hayvanlar güçlü olan o hayvanların bölgeden ayrılmasından sonra gelip o yiyeceklerden arta kalanları yiyecekler. Veya onlarca kedinin her gün sokaklarda rutin olarak beslenmesi de o hayvanları size mahkum etmesi aslında onlar açısından doğru bir yol mu? Tüm bu çalışmalar, besleme odakları yaratmalar çözüm mü? En tartışmalı konulardan birisi ülke dışına hayvan sahiplendirmek... Gerçek anlamda bir bilinmeyen...

Yurtdışındaki adam sırf alman kanı taşıyor diye kötü bir hayvansever olabilir mi? Kan değerine göre bir insanın hayvan sever olup olmadığını bilebilir miyiz? Ya da ülke içinde gözümüzün önündeki hayvan sahiplendirdiğimiz kişiyi tüm tedbirimizi alıp onca kağıt imzalatsak da hayvana iyi davranacağını kim garanti edebilir? Belki milli misak sınırlarının dışındaki kişi gözümüzden ırak olsa da çok ama çok daha iyi bakacak o hayvancağıza. Sokaklardan kurtaracak iyi bir ev sahibi olacak...

İlla "cins" isteyenler...

Diğer yandan gözümüzün önündeki her zaman kontrol altında olacak, içimiz rahat edecek. Ama Türkiye’deki insanlar da illa "anne altından" ya da "cins" istiyor. Kimse kör topal sakat hayvan sahiplenmek istemiyor... Hadi çıkın bakalım çıkabilirseniz işin içinden... Uçuk hayvan severlerle kavga etmeniz için yeni bir saldırı alanı daha.

Bunun gibi daha onlarca örnek sayabilirim. Tek bir doğrunun olmadığı bu felsefe ve mücadelede insanların çok kolay bir şekilde birbirlerini karalamaları, tanımadığı kişiler hakkında iftiralarda bulunmaları, hele yarım bilgiyle sanki her şeyi biliyormuşçasına efelenip egosantrik merkezli bir dünya oluşturmaları işi daha da çıkılmaz hale getiriyorlar. Bilgi sahibi olanlar icin bile bir çok konu tartışmalıyken, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak, tartışma usulünü bilmeden böyle bir mücadeleye girmekteki en büyük sıkıntı.

Umut tacirliği yapan yunus parkları

Burada özellikle şu hususu da karıştırmayalım. Ne olursa olsun tartışması dahi mümkün olmayan kırmızı çizgilerimiz de var. Örneğin doğal yaşam ortamı sağlamayan demir kafesler ardındaki hayvanat bahçeleri, umut tacirliği yapan yunus parkları, petshop gerçeği , av gerçeği ya da yasanın hala kabahatler kanunu kapsamında kalması ya da fayanstan hapishane olan bakımevleri gibi. Tartışılan hassas konular ile asla ödün verilmeyecek konuları birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Özellikle teknik konular diyebileceğimiz, hukuk, maliye, veteriner hekimlik, halkla ilişkiler çalışmaları, proje yapımı, sivil toplum örgütü çalışması gibi konularda hayvan severlerin doğru iş yapanları da temelsizce eleştirmesi gibi günübirlik hırs dolu sövmelerinden öteye gidemiyor. Gidemez de.

Oysa bu konuda mesafe almak , hiçbir zaman yaranamayacağımız makul ve bilimsel çalışmaları da kabul etmeyen kesinlikle rijit, egolarına yenilmiş, sosyal dünyaları yok olmuş kendilerini sadece bu konuda göstererek başarı elde etmeye çalışan, takım çalışmasına yatkın olmayan sözüm ona hayvanseverden uzakta durmaktan geçiyor. Bu konuda okumuş ya da okumamış hani çok da önemli değil.

STÖ çalışmalarında hayvanlara belki de en çok bu tip hayvan severlerle çalışmadığımız ya da yanımıza almadığımız ya da seçici olduğumuz zaman daha büyük adımlar atıyoruz. Nitekim zaman da bize yukarıdaki bilinmeyenleri ne kadar iki kere ikinin dört etmediğini ispatladıysa da , ele ayağa her zaman dolanmaya devam eden bu tiplerin olmadığı bir dünyada hayvanlar için daha faydalı çalışmalar yaptığımızı ispatlıyor.

Belki de tek ve en önemli değişmeyecek gerçek ve doğru da zaten bu.

{$ nextTitle $}

{$ item.Category.Title $}

{$ item.Title $}

{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}

{$ item.Description $}

{$ item.Category.Title $}

{$ item.Title $}

{$ item.Description $}

{$ item.Category.Title $}

{$ item.Title $}

{$ item.Description $}

{$ item.Category.Title $}

{$ item.Title $}



{$ photo.Metadata.Title $}

ilgili haberler

 
LG
MD
SM
XS