Tarihte bugün: 29 haziran

Tarihte bugün: 29 haziran

Tarihte bugün: 29 haziran

'Küçük Prens'in yaratıcısı, Fransız romancı ve pilot Antoine de Saint-Exupery 1900 yılında doğdu.

29 haziran 1900'de Lyon'da doğan Fransız pilot, yazar ve şair Antoine de Saint-Exupery, özellikle 'Küçük Prens' ('Le Petit Prince') isimli eseriyle ün kazandı.
 
İsviçre'de öğrenim gördü. 1921'de Fransız Hava Kuvvetleri'ne katıldı. Ordudan ayrıldıktan sonra hava postacılığı yaptı. İlk kitabı 'Güney Postası' ('Courrier-Sud') 1928'de yayımlandı. İkinci kitabı 'Gece Uçuşu'ydu ('Voil de Nuit').
 
1939'da yakın dostu Andre Gide'in ısrarı ile bir pilotun gözünden yazdığı 'İnsanların Dünyası' ('Terre des Hommes') Fransız Akademisi Büyük Roman Ödülü'nü kazandı. 1943'te ünlü romanı 'Küçük Prens' ('Le Petit Prince') yayımlandı.
 
Aynı yıl İkinci Dünya Savaşı sırasında tekrar ordu için uçmaya başlayan yazar 1944'te vuruldu ve büyük bir kaza geçirdi. Uçağı ve cesedi bulunamadı.
 
Tamamlanmamış olan, politikaya ve diğer ideallerine yer verdiği kitabı 'Çölün Bilgeliği' ('La Citadelle') 1948 yılında yayımlandı. Yeni yapılan Lyon Havaalanı'na Antoine de Saint-Exupery adı verildi.
 
'Küçük Prens'
 
Sahra Çölü'ne düşen pilot Küçük Prens'le karşılaşır. Saint-Exupery, Küçük Prens'in ağzından insanların hatalarını ve aptallıklarını, büyüdükleri zaman unuttukları basit çocuk bakışını anlatır.
 
Saint-Exupery, Küçük Prens'e uçağının mecburi iniş yapmış olduğu bir çölde rasladığını anlatarak başlar. Ondan bir koyun resmi çizmesini ister. Ama Küçük Prens, Saint-Exupery'nin karaladığı eskizlerden hiçbirini beğenmez.
 
Motorunu tamir etme telaşında olan pilot nihayet bir sandık resmeder ve hayvanın bunun içinde olduğunu söyler. Bedeni görünmeyen koyun tam Küçük Prens'in arzuladığı gibidir.
 
Daha sonra Küçük Prens'in kendi gezegeni, gezdiği diğer gezegenler ve gülünün hikayesini okuruz. Sonunda dünyadan biraz bezgin düşen Küçük Prens tekrar gezegenine dönmeye karar verdiğinde çölde tanıştığı zehirli yılana kendini sokturur:
 
"Ayak bileği hizasında sarı bir kıvılcım çakar gibi oldu. Bir an durakaldı. Bağırmadı. Bir ağaç gibi yavaştan düştü. Kumdan dolayı ses bile çıkmadı. Şimdi biraz teselli olmuş gibiyim. Tam değilse bile...
 
Ama biliyorum gezegenine döndü çünkü gün ışıdığında vücudunu bulamadım. Ağır değildi. Ve geceleri yıldızları dinlemesini seviyorum. Sanki beş yüz milyon çıngırak..."
 
Mevcut olmayan bir koyun gerçeğinde başlayan 'Küçük Prens' yine mevcut olmayan bir vücut gerçeğinde noktalanır. Kitapta Küçük Prens'in yaşadığı astreoidi (b 612) bulanın bir Türk astronom olduğu yazılıdır.
 
Hatta bu astronom bulduğu astreoidi, uluslararası bir kongrede anlatmıştır ama fesli kafası ve doğulu giysilerinden dolayı kimse onu dinlememiştir.
 
Ama bir Türk diktatör (kitaba göre) gelip giysi devrimini yapıp herkesi Avrupalı gibi giyinmeye zorlamasından sonra aynı astronom bu defa modern kıyafetlerle kongreye katılır ve herkes ikna olur.
 
Bu satırlar yüzünden uzun yıllar Türk okuyucusu kitabı sansürlü okumuştur. Yine bu yüzden bu kitap 2005 yılında çocuklara önerilen 100 temel eser arasından çıkarıldı.
 
Kitaptan alıntılar
 
"Eğer insan bir çiçeği seviyorsa ve milyonlarca yıldızın üzerinde bu çiçekten yalnızca bir tanecik varsa, yıldızlara uzaktan bakmak bile bu insanı mutlu etmeye yeter. Çünkü insan kendi kendine 'işte benim çiçeğim oralarda bir yerde' diyebilir."
 
"Eğer büyüklere, 'güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı: Pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var' derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar. Ne zaman ki onlara, 'yüz milyonluk bir ev gördüm' dersiniz, işte o zaman size, 'ooo, ne kadar güzel bir evmiş' derler gözlerini koca koca açıp."
 
"Sen de kendi kendini yargılarsın, diye karşılık verdi kral. En zoru da budur. İnsanın kendini yargılaması başkasını yargılamasından daha zordur. İyi yargılamayı başarırsan, gerçek bilge olduğunu kanıtlamış olursun."
 
"İnsanların arasında da yalnız kalır insan."
 
"Güzelsiniz ama boşsunuz, diye ekledi. Kimse sizin için canını vermez. Buradan geçen herhangi bir yolcu benim gülümün size benzediğini sansa bile, o tek başına topunuzdan önemlidir. Çünkü üstünü fanusla örttüğüm odur, rüzgardan koruduğum odur, kelebek olsunlar diye bıraktığımız birkaç tanenin dışında bütün tırtılları uğruna öldürdüğüm odur. Yakınmasına, böbürlenmesine, hatta susmasına kulak verdiğim odur. Çünkü benim gülümdür o..."
 
'Küçük Prens'ten bir bölüm
 
XXI
 
İşte tilki bu sırada ortaya çıktı.
- "Günaydın" dedi tilki.
Küçük prens, nazikçe:
- "Günaydın" diye karşılık verdi, arkasına baktı, ama hiçbir şey göremedi.
Bir ses:
- "Buradayım" dedi, elma ağacının altında.
- "Kimsin sen" dedi Küçük Prens. "Çok güzel görünüyorsun."
- "Ben bir tilkiyim" dedi tilki.
- "Gel oynayalım" dedi Küçük Prens. Biraz düşündükten sonra sordu:
- "Evcilleştirmek ne demek?"
Tilki:
- "Sen buralı değilsin" dedi, "ne arıyorsun burada?"
- "İnsanları arıyorum" dedi Küçük Prens. "Evcilleştirmek ne demek?"
Tilki:
- "İnsanların tüfekleri vardır" dedi. "Hayvanları vururlar. Can sıkıcı bir şeydir bu. Tavuk da yetiştirirler! İlgilendikleri tek şey budur. Sen tavuk mu arıyorsun?"
- "Yoo" dedi Küçük Prens. "Ben dost arıyorum. Evcilleştirmek ne demek?"
- "Artık herkesin unuttuğu bir şey" dedi tilki. "Bağlantı kurmak demektir."
- "Bağlantı kurmak mı?"
- "Öyle ya" dedi tilki. "Sen daha benim gözümde yüzbinlerce başka çocuktan ayırt edilmeyen küçük bir çocuksun. Sana ihtiyacım da yok. Senin de bana ihtiyacın yok. Ben de senin gözünde yüzbinlerce başka tilkiden ayırt edilmeyen bir tilkiyim. Ama, sen beni evcilleştirirsen, birbirimize gerekli oluruz. Sen benim için biricik olursun. Ben de senin için biricik."
- "Biraz anlamaya başlıyorum" dedi Küçük Prens. "Bir çiçek var. Galiba o beni evcilleştirdi."
- "Olabilir" dedi tilki. "Dünya yüzünde her şey olur."
- "Yok, dünya yüzünde değil" dedi Küçük Prens.
Tilki birden meraklandı:
- "Başka bir gezegende mi?"
- "Evet."
- "O gezegende avcılar var mı?"
- "Yok."
- "Bak bu ilginç bir şey! Ya tavuklar?"
- "Onlar da yok."
Tilki içini çekti:
- "Hiçbir şey tam istediğim gibi olmuyor."
Ama sonra kafasını kurcalayan düşünceye döndü:
- "Benim yaşantım çok tekdüze. Ben tavukları avlıyorum, insanlar da beni. Bütün tavuklar birbirine benzer, bütün insanlar da. Bu yüzden biraz canım sıkılıyor. Ama sen beni evcilleştirirsen, yaşamıma ışık girmiş gibi olacak. Bütün öteki ayak seslerinden farklı bir ayak sesini tanımayı öğreneceğim. Öteki ayak sesleri beni toprağın altına kaçırıyor. Senin ayak sesin beni yuvamdan dışarı çağıracak, bir türkü gibi. Sonra, bak şurada, buğday tarlalarını görüyorsun ya. Ben ekmek yemem. Buğday benim bir işime yaramaz. Buğday tarlaları bana hiçbir şey anımsatmaz. Üzücü bir şey bu! Ama senin altın rengi saçların var. Onun için, sen beni evcilleştirdiğin zaman çok güzel bir şey olacak! Altın renkli buğdaylar bana seni anımsatacak! Buğdayların arasında esen rüzgarın sesini seveceğim.
Tilki sustu ve küçük prense uzun uzun baktı:
- "Ne olursun. Evcilleştir beni" dedi.
- "Bunu sevinerek yaparım" diye karşılık verdi Küçük Prens. "Ama zamanım sınırlı. Keşfetmem gereken dostlar, tanımam gereken bir sürü şey var."
- "İnsan yalnız evcilleştirdiği şeyleri tanıyabilir" dedi tilki. "İnsanların hiçbir şeyi tanımaya vakitleri olmuyor. Satıcılardan olmuş bitmiş şeyleri satın alıyorlar. Ama dost satan bir satıcı olmadığı için, insanların dostları da yok artık. Sen bir dost edinmek istiyorsan, evcilleştir beni!"
- "Ne yapmam gerek bunun için" dedi Küçük Prens.
- "Çok sabırlı olman gerek" diye karşılık verdi tilki. "Önce benden biraz uzağa oturursun, şöyle, otların üstüne. Ben sana göz ucuyla bakarım, sen bir şey söylemezsin. Konuşmak, anlaşmazlıkların kaynağıdır. Ama her geçen gün biraz daha yakın oturabilirsin."
Küçük Prens, ertesi gün yine geldi.
- "Yine aynı saatte gelsen daha iyi olurdu" dedi tilki. "Örneğin, ikindiyin saat dörtte geleceksen ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. Saat ilerledikçe de içimdeki mutluluk çoğalır. Dört oldu mu telaşlanır, meraklanırım; mutluluğun değerini keşfederim! Ama herhangi bir saatte gelecek olursan, yüreğimi hangi saatte giydirmem gerektiğini hiçbir zaman bilemem. Her şeyin bir yolu, yordamı olmalı.
- "Yol, yordam nedir" dedi Küçük Prens.
- "Bu da çoktan unutulan bir şey" dedi tilki. "Bir günün öbür günlerden başka olduğunu, bir saatin öbür saatlerden değişik olduğunu belirleyen şeydir. Benim avcılarım, yol yordam nedir bilirler. Örneğin perşembe günleri, köyün kızlarıyla dansa giderler. Onun için perşembe çok güzel bir gündür. Bağa kadar dolaşmaya çıkarım. Eğer avcılar rasgele bir gün dansa gitselerdi, günler hep birbirine benzer, benim de hiç tatil günüm kalmazdı.
Küçük Prens, bunu üzerine tilkiyi evcilleştirdi. Ayrılma zamanı yaklaştığında da, tilki:
- "Ah" dedi. "Ağlayacağım nerdeyse."
- "Suç senin" dedi Küçük Prens. "Ben sana kötülük etmek istemiyordum. Ama seni evcilleştirmemi kendin istedin."
- "Elbet, biliyorum" dedi tilki.
- "Ama ağlayacaksın" dedi Küçük Prens.
- "Elbet, biliyorum" dedi tilki.
- "Öyleyse bir şey kazanmış olmadın."
- "Kazandım" dedi tilki. "Buğdayların rengi yüzünden."
Sonra şunu ekledi:
- "Git güllere bir daha bak. Göreceksin ki, senin gülün dünyada bir tanedir. Bana allahaısmarladık demeye gel; ben de sana bir sır armağan edeceğim.
Küçük Prens gidip güllere bir kez daha baktı.
- "Siz hiç de benim gülüme benziyor değilsiniz, daha hiçbir şey değilsiniz" dedi onlara. "Kimse sizi evcilleştirmiş değil, siz de kimseyi evcilleştirmemişsiniz. Benim tilki eskiden nasılsa öylesiniz siz. O da yüzbin başka tilkiden değişik yanı olmayan bir tilkiydi. Ama ben onu kendime dost edindim ve şimdi o, dünyada bir eşi daha olmayan bir tilkidir.
Güller oldukça utanmışlardı.
- "Sizler güzelsiniz, ama içiniz boş" diye sürdürdü sözünü Küçük Prens. "İnsan ölemez sizin için. Evet, rasgele gelip geçen birisi, benim gülümü sizlerden ayırt etmeyebilir. Ama benim gülüm tek başına silzerin tümünden önemlidir, çünkü o benim suladığım çiçektir. Çünkü o benim kavanozun altına koyduğum çiçektir. Çünkü o benim paravanla örttüğüm çiçektir. Çünkü onun tırtıllarını ayıklayan benim (sonradan kelebek olacak bir ikisi dışında). Çünkü o, benim yakınmalarını ya da böbürlenmelerini, hatta arada susuşlarını dinlediğim çiçektir. Çünkü o benim gülümdür."
Sonra yine tilkiye döndü:
- "Hoşçakal" dedi.
- "Sen de" dedi tilki. "İşte sana vereceğim sır. Hem de çok basit: Kişi ancak kalbiyle görür. Göz hiçbir şeyin özünü göremez."
Küçük Prens, unutmamak için tekrarladı:
- "Göz, hiçbir şeyin özünü göremez."
- "Sen gülüne bu kadar çok zaman harcadığın içindir ki, gülün önemi böylesine çoğaldı."
- "Ben gülüme bu kadar çok zaman harcadığım için" dedi Küçük Prens, unutmamak için.
- "İnsanlar bu gerçeği unuttu" dedi tilki. "Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin kim olursa olsun, sen ondan sorumlusundur artık. Sen şimdi gülünden sorumlusun."
- "Ben, şimdi gülümden sorumluyum" diye tekrarladı Küçük Prens, unutmamak için.
 
Günün diğer önemli olayları
 
1871: İlk sendikacılık yasası, İngiltere parlamentosunda onaylandı.
1868: Namık Kemal ve Ziya Paşa tarafından Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin yayın organı olarak düşünülen 'Hürriyet' gazetesi, Londra'da yayınlanmaya başlandı.
1923: Fenerbahçe futbol takımı, işgal kuvvetleri karması Gardler'ı 2-1 yenerek General Harrington kupasını kazandı.
1925: Doğu İstiklal Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırılan Şeyh Sait idam edildi.
1933: Sivas-Erzurum demiryolunun inşasına başlanıldı.
1934: 1777 Bitlis doğumlu Zaro Ağa, nüfus kağıdına göre 157, doktoruna göre 130 yaşında öldü. Otopsi yapıldı; beyni, kalbi ve ciğerleri bilimsel araştırma amacıyla çıkarıldı.
1939: Hatay Meclisi, son toplantısını yaptı ve oybirliğiyle Türkiye Cumhuriyeti'ne katılma kararı aldı.
1956: Oyun yazarı Arthur Miller ve oyuncu Marilyn Monroe, Londra'da evlendiler.
1971: Türkiye'de haşhaş ekimi yasaklandı.
1974: Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan, "çocuklara çatal tutması değil, cenabı hakka şükür duası öğretilecek" dedi.
1978: Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, "önce sağı ezmek, sonra solla mücadele etmek görüşünden çılgın, adi, aşağılık düşünce olamaz" dedi.
1982: İsrail, Lübnan'ı işgal etti.
1982: İsrail Lübnan'ı işgal etti. İsrail Başbakanı Menahem Begin Filistinli gerillaların Beyrut'tan ayrılmasına izin verdi.
1986: Meksika'da yapılan 1986 Dünya Kupası'nın finalinde Arjantin, Batı Almanya'yı 3-2 yenerek dünya şampiyonu oldu.
1991: Slovenya ve Hırvatistan'ın bağımsızlıklarını ilan etmeleri üzerine Yugoslavya'da iç savaş başladı.
1992: Şair, yazar ve çevirmen Tahsin Saraç hayata veda etti.
1995: Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi, Hitit Güneşi amblemini değiştirdi.
1999: Ankara İki Numaralı Devlet Güvenlik Mahkemesi, İmralı Adası'nda yargılanan Abdullah Öcalan'ı, TCK'nin 125'inci maddesi gereğince vatana ihanet suçundan idama mahkum etti.
2000: Efes Pilsenli milli basketbolcu Hidayet Türkoğlu, NBA takımlarından Sacramento Kings tarafından seçilerek, bu lige Türkiye'den giden ikinci oyuncu oldu.
2000: Endonezya'da 500 yolcu taşıyan bir feribot battı, kazada kurtulan olmadı.
 
Tarihte bugün arşivi
 
Ekim ayı arşivi
Kasım ayı arşivi
Aralık ayı arşivi
Ocak ayı arşivi
Şubat ayı arşivi
Mart ayı arşivi
Nisan ayı arşivi
Mayıs ayı arşivi
1 haziran
2 haziran
3 haziran
4 haziran
5 haziran
6 haziran
7 haziran
8 haziran
9 haziran
10 haziran
11 haziran
12 haziran
13 haziran
14 haziran
15 haziran
16 haziran
17 haziran
18 haziran
19 haziran
20 haziran
21 haziran
22 haziran
23 haziran
24 haziran
25 haziran
26 haziran
27 haziran
28 haziran