Cumhurbaşkanı Gül 'eve dönün' çağrısı yaptı

Cumhurbaşkanı Gül 'eve dönün' çağrısı yaptı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dağdakilere eve dönün çağrısı yaptı. TRT'deki 'Politik Açılım' programına katılan Abdullah Gül, siyasilerin de uslubunu eleştirirdi, "Yeni bir anayasa Türkiye'nin ihtiyacıdır" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Gül, TRT 1'de Çankaya Köşkü'nden canlı olarak yayınlanan "Politik Açılım" programında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

MUHALEFET-İKTİDAR GERİLİMİ

İktidar-muhalefet arasında son dönemdeki gelişmeler nedeniyle yaşanan gerginliklerin hatırlatılması ve "Siz muhalefet liderleriyle neden bir görüşme yapmıyorsunuz? Muhalefetin kaygıları konusunda biraz daha fazla devreye girmemez misiniz?" sorusu üzerine Gül, cumhurbaşkanlığı görevini yürüttüğü 2 yıllık süre içinde, katılmayanlar olduğu için bütün liderleri bir masa etrafında oturtup tartışma imkanı olmadığını belirtti.

Gül, "Ana muhalefet partisi başkanı dışındakiler geldi, beraber oturduk, beraber konuştuğumuz konular oldu. Ama ben tek tek parti başkanlarını bir kaç sefer davet edip onlarla çok geniş ve detaylı konuştum. Bugün tartışılan iki konuyu da bundan 3-4 ay önce, bunlar bugünün konuları değil, Sayın Baykal, Sayın Bahçeli ve Sayın Türk, hepsini davet ettim. Bu konu bugünün değil, biz 6 aydır çok sıcak bir şekilde yaşıyoruz. Belediye başkanlığı seçiminden sonra ben davet ettim. Hepsiyle çok geniş şekilde, kamuoyunun bildiklerinin daha ötesine gidecek şekilde her şeyi paylaştım, her şeyi kendileriyle konuştum. Neler düşündüğümüzü, benim neler düşündüğümü..." dedi.

"Daveti yapacağım"


"Bir ihtiyaç oluşursa tekrar görüşebilir misiniz?" sorusuna Gül, "Olmaz mı, şüphesiz ki tekrar görüşebilirim. Bu aslında benim bir noktada vazifem de... " yanıtını verdi.

Bir aksama olmazsa Başbakan ve diğer devlet yetkilileriyle düzenli görüştüğünü anımsatan Gül, "Aslında MGK'ya ana muhalefet partisi de iştirak edecek şekilde değişiklikler yapılmış olsa, bunun çok faydalı olacağı kanaatindeyim. Çünkü buralarda günlük meseleler olmuyor, hükümet zaten günlük meseleleri götürüyor. Ama Türkiye'nin çok önemli meseleleri buralarda tartışıldığı için bilgilenme konusunda, tam bilgi sahibi olarak konuşmaları konusunda önemli olduğu kanaatindeyim. Ama o, kanun, Anayasa meselesi ayrı bir konu" dedi.

Gazetecilerin, "Her MGK sonrasında ana muhalefet başkanıyla görüşebilirsiniz" sözleri üzerine Gül, "Ben bunu düşünüyorum ve bu daveti yapacağım. Zaten böyle bir kararım da var. Sadece ana muhalefet partisi başkanı değil. Hem Meclis Başkanı ile hem ana muhalefet partisi genel başkanıyla belki bu kadar sık olmasa da bunu ben iki ayda bir yapılan MGK toplantılarından önce veya sonra yapmayı düşünüyorum" diye konuştu.

DEMOKRATİK AÇILIM-ERMENİSTAN PROTOKOLLERİ


Cumhurbaşkanı Gül, "demokratik açılım" süreci ve Ermenistan ile imzalanan protokoller hatırlatılarak, "Türkiye'nin önündeki iki büyük sorununun ne şekilde çözüleceğiyle ilgili görüşlerinin" sorulması üzerine, cumhurbaşkanı olarak Türkiye'nin hükümetler üstü meseleleriyle ilgilenmeye çalıştığını belirtti.

Türkiye'nin hükümetleri aşan sorunları, eski hükümetlerin de bundan sonraki hükümetlerin de meselesi olacak konuları olduğunu dile getiren Gül, "Cumhurbaşkanı olarak bu konuları yakından takip etmem ve bu konuların çözümü ve gelecek nesillere yük olarak kalmaması için gayret sarf etmem en tabii görevlerimden birisi. Şuna da çok dikkat ediyorum, yapabileceğim şeyleri görevde olduğum süre içerisinde yapmam gerekir. Doğru olan şeyleri cesaretle konuşabilmeliyim ve doğru olan şeyleri de cesaretle yapmalıyım" diye konuştu.

Terörle mücadele, demokratik standartların düşüklüğünden dolayı ortaya çıkan tartışmalar ve Ermenistan ile ilişkilerin Türkiye'nin önündeki en büyük sorunlar olduğunu ifade eden Gül, bunların içeride olduğu gibi dışarıda da Türkiye'ye sıkıntılar yaşattığını belirtti.

Cumhurbaşkanı Gül, "Yeri geldiğinde Türkiye görünmez bir şekilde bunlarla büyük faturalar ödemektedir" dedi.

Demokratik standartların yükseldiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Gül, demokratik standartlar topyekun yükseltildikçe sadece "Kürt meselesi" olarak değil, bütün meselelerle ilgili şikayetler ve problemlerin giderileceğine olan inancını dile getirdi.

Gül, "Bazen problemleri ismiyle çağırmak, isim koymak faydalı da olabilir faydasız da. Ama en iyi yol hiç isim koymadan bunları... Demokratik standartlarını yükseltiyoruz ülkemizin. Zaten amaç ve hedefimiz bu. Kendi halkımızın hak ettiği hayat standardı bu. Bunlar olurken de bu problemler çözülecektir. Son günlerde konuşulan konular daha çok bu yönde ama konuşulmayan başka çalışmalar da var. Bu da terörle mücadele çalışmaları. Hiçbir devlet, illegal bir şekilde elinde silah taşıyan insanlara müsamaha gösteremez" dedi.

"Bu kendi sınırları içinde de kendi sınırları dışında da olsa. Bizim devletimiz de buna müsamaha göstermezdi. Onun için bununla güçlü bir şekilde mücadele azmimiz var" diyen Cumhurbaşkanı Gül, "Ama bu mücadele şekli her zaman silahlı mücadele ile olmaz. Bir çok yolları devreye koymanız gerekir ve topyekun bir mücadele dediğimizde de işte bütün unsurlarla birlikte bu işten nasıl kurtulacağız, bu nasıl bitecek ve Türkiye enerjisini artık nasıl kalkınmasına, gelişmesine, bütün halkının mutluluğuna harcayacak? Bunun yolları son senelerde, son zamanlarda daha çok konuşuluyor. Bu çerçeve içerisinde de tabii kamuoyunda konuşulmayan ama esas, aysbergin bir görünen bir de görünmeyen yanı var, görünmeyen yanındaki faaliyetler ve çabalar çok daha önemli açıkçası" diye konuştu.

Abdullah Gül, "Bütün ilgili devlet kurumları yoğun bir çaba içerisindeler ve ümit ediyoruz ki çevremizdeki gelişmeler de bu işi kolaylaştırıyor. Bütün bu silahlı unsurlar, eline silah alıp dağa çıkmış olan insanlar, teröre karışmış olan insanlar artık 'Bu yol değildir' deyip, gelip evlerine dönsünler, ailelerine kavuşsunlar" dedi.

TERÖRLE MÜCADELE

Görünen tartışmalar ve görünmeyen çalışmalar olduğunu söylediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, görünmeyen çalışmaların neticesinin güçlü bir şekilde gerçekleşmesini ümit ettiğini belirtti.

Bununla ilgili başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere devletin ilgili birimlerinin yoğun bir çalışma yürüttüğünü kaydeden Gül, "Ümit ediyorum ki bu fırsat kaçırılmaz. Ömür boyu dağlarda yaşamak, koskoca bir devletle, Türk devletiyle silahlı mücadele etmek zaten mümkün değildir. Ayrıca bölgesel ve uluslararası gelişmeler artık buna fırsat vermemektedir. Teröre hiçbir ülke bugün daha müsamahakar bakmamaktadır. Eskiden en dost bildiğimiz ülkelerde, zaman zaman müttefiklerimizin içinde bile, öyle veya böyle, çeşitli sebeplerden dolayı hoşgörülü davranışlar olmuştur. Ama bugün gelinen noktada böyle değildir" diye konuştu.

Irak'ta bugün en büyük gerginliğin Arap-Kürt çekişmesinden kaynaklandığını ifade eden Gül, "Bütün bunlar tartışma konularıyken orada Türkiye düşmanı, Türkiye ile mücadele içerisinde illegal silahlı güçlerin, terör gruplarının oralarda artık hayatlarını devam ettirmeleri mümkün değildir" dedi.

IRAK POLİTİKASI

Cumhurbaşkanı Gül, Barack Obama'nın ABD Başkanı olmasıyla değişen Irak stratejilerinin de bu tablonun oluşmasına katkısı olup olmadığının sorulması üzerine, ABD'nin burada anahtar bir ülke olduğunu söyledi.

Hava sahasının açılması ve iş birliğinin önceki ABD Başkanı George Bush döneminde başladığını hatırlatan Gül, "Aslında bütün bu bölgeler bir noktada Türkiye'ye emanettir. Dolayısıyla Türkiye ile böyle bir konuda çatışma içerisine girmek hiç kimsenin de çıkarına değildir" dedi.

Irak'ın, Suriye'nin, Avrupa Birliği'nin (AB) bugün geçmiş yıllara göre teröre çok daha güçlü karşı çıktığını vurgulayan Gül, "Dünyanın konjonktürü ve bölgenin şartları bize de büyük fırsatlar getirmektedir terörü bitirmek ve bu konudan kurtulmak yönünde. Eminim ki bunu herkes görüyor. Bizim arzumuz şudur; bu işler kansız şekilde hallolsun. Herkes gelsin, evine dönsün, bununla ilgili zaten yürürlükte olan kanunlar var" diye konuştu.

"Dağlarda illegal faaliyetler yaşayamaz"

Gül, "Son altı ayda nasıl oldu da devlet kendi içerisinde daha önce vermediği bir kararı verdi?" sorusunu yanıtlarken, herkesin Türkiye'nin en önündeki en büyük tehdit unsurunun terör olduğunu bildiğini söyledi.

Bunun zaman zaman istismar edildiğini, Türkiye'nin birliğine, beraberliğine, milli bütünlüğüne zarar verdiğini kaydeden Gül, "Bu meseleler ne kadar uzun sürerse o kadar çok derin yaralar açar. Unutmayın ki binlerce şehidimiz var. Binlerce Türkiye'nin insanı, nihayette burada doğmuş, anneleri, babaları burada olan insanlar, yanlış yollara sapmışlar, binlerce ölü var ortada. Bu arkada büyük izler bırakıyor. Onun için bu ülkede bu konuyu muhakkak bitirmek, halletmek gerekir. Bunu herkes biliyor. Zaten mücadele de bununla ilgiliydi" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Gül, bugün 4 yıl öncesine göre birçok ülkenin gönüllü iş birliği içerisinde olduğunu vurgulayarak, "Bugün herkes görüyor ki artık gerek Türkiye içerisinde gerek Türkiye'nin komşularındaki dağlarda illegal faaliyetler yaşayamaz" dedi.

Gül, "Şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki devletimizin bütün kurumları, çeşitli platformlarda tabii ki bir araya geliyor, bunun en önemlisi Milli Güvenlik Kurulu'dur tabii ki. Buralarda enine boyuna, her şeyi tartışıyoruz. Farklı farklı görüşler, farklı farklı dikkati çekici noktalar hep ortaya çıkıyor ama bunları büyük bir samimiyetle tartışıp, herkes üzerine düşen görevi en iyi şekilde yapma arzusunu ortaya koyuyor. Bu şüphesiz ki Türk devletinin kolektif bir çalışmasıdır" şeklinde konuştu.

Muhalefetin tutumu


Bu süreçte muhalefetin tutumuna ilişkin bir soru üzerine de Gül, muhalefetin sadece Türk demokrasisinin değil, Türkiye'nin bir parçası olduğunu vurguladı.

Gül, "İktidarlar sadece, Sayın Başbakan da geçenlerde ifade etti, bütün halkı temsil etmiyorlar. Ama çoğunluğu aldıkları için hükümeti onlar kuruyor ve Türkiye'yi onlar yönetiyor. Bu demek değildir ki muhalefet hiç karışmayacak. Muhalefetin de görüşleri olacak. Bunları bazen açık seslendirir, bazen farklı şekilde görüşlerini iletir. Burada tabii önemli olan beraber çalışma ortamını sağlayabilmek veyahutta bunu bozmamak. Bu önemli bir unsur. O açıdan özellikle son dönemde siyasetteki biraz gerginliği ben açıkçası kaygıyla izliyorum" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, bir gazetecinin, "farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesi" sözlerini hatırlatarak, "Siyasetteki farklılıkların aynı şekilde barışçı bir şekilde bir arada düşünülmediği izlenimi yaratan gelişmeler de oluyor. O kadar ki muhalif olmakla, farklı fikri söylemekle neredeyse vatana ihanet ediyormuşcasına bir ithamla karşı karşıya kalmak arasındaki farkın ayırt edilemediği bir noktaya geliyoruz. Bu, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu büyük sorunlar eşiğinde herhalde bir dezavantaj teşkil ediyor" sözleri üzerine, "Çok haklısınız. Onun için kaygıyla izliyorum dedim" yanıtını verdi.

Türkiye'nin büyük bir ülke olduğunu, farklılıkların da bu büyüklükten kaynaklandığını anlatan Gül, bundan korkulmaması gerektiğine işaret etti.

Gül, "Siyasette iktidar-muhalefet çekişmesi her zaman bir gerilim yaratır ama hükümetler üstü meseleler söz konusu olduğunda bunun bu kadar olmaması gerektiği kanaatindeyim. Tabii uyarılar yapılması lazım, dikkati çekici konuşmalar yapılması lazım. Çünkü bu önemli konularda eğer yanlış istikametlere gidiliyorsa ciddi uyarılar muhakkak ki gerekir ama bu konuda istişare, açık veya kapalı görüşmeler, samimi iş birliği ve samimi fikir alışverişinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Üslup veya usul bazen işin özünü gölgede bırakabilir" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, "Aynı fikirde olan insanlar üslup farklılığı yüzünden bir bakarsınız nasıl kavgalı hale gelebilirler. Türkiye'yi ilgilendiren bu büyük konularda çok yaralayıcı, rencide edici konuşma tarzları olunca... O zaman bundan Türkiye kaybediyor. Bu son yıllarda çok gözüküyor. Geçenlerde dikkat de çektim, Türkiye aslında bunun acılarını çekti. 70'li, 80'li, 90'lı yıllarda da bu oldu. Enerjimiz boşa gitti. Bütün bunlardan tabii ders alarak yine çok ağırlıklı konuşulabilir, çok yoğun cümleler kurulabilir ama konuşmalarda rencide etmek, hakarete varıcı üsluptan kaçınmak, herkes için söylüyorum bunu, sadece parti liderleri için değil, parti sözcüleri ve hepimiz için söylüyorum. Bu, Türkiye için çok iyi olacak. Hele böyle kritik bir dönemeçten geçerken herkesin konuşma tarzında yapıcı ve kırıcı olmayan bir şekilde götürmesi çok iyi" ifadelerini kullandı.

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLER


Türkiye-AB ilişkilerine ilişkin bir soruyu yanıtlarken, AB'nin son büyümeden sonra büyük bir kafa karışıklığı içinde olduğunu söyleyen Gül, 72 milyonluk Türkiye'nin nüfusunun artmaya devam ettiğini, AB'ye tam üye olduğunda Almanya'dan sonra Avrupa Parlamentosu'nda ikinci büyük grubu oluşturacağını ifade etti.

Bunların çok tartışıldığını ancak neticede Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerine başladığına dikkati çeken Gül, "Avrupa'daki bu kafa karışıklıklarına bizim çok takılmamamız gerekir. Zaman zaman iniş çıkışlar vardır. Bugün başkaları olabilir, yavaşlatmak isteyebilirler. Madem ki ne yapacağımızı biliyoruz, elimizde bunlar, müzakereye başladık, o zaman onları biz kendi irademizle yapalım. Fasılların açılıp kapanması 5 dakikalık iştir" diye konuştu.

AB ile ilgili yapılacak düzenlemelerin halkın çıkarı olup olmadığına bakılmasının önemine işaret eden Gül, "Meclis'te partiler arasında bu konuda aslında anlayış birliği var. Çağrım şu olmuştu, bunu tekrar yapıyorum; AB ile ilgili konular geldiğinde ayrı bir çalışma tarzı kabul edilebilir Meclis'te. 'Bunları daha hızlı geçireceğiz, bunları farklı günlerde ele alacağız' denebilir. Bu Türkiye'yi her bakımdan, ekonomik olarak, hayat standardı olarak, demokratik standart olarak güçlendirir. O zaman bu sorunlara isim takmadan çözümleri kendiliğinden gelir, politize olmadan bu konular hallolur. Ortak çalışma anlayışının zevki tadılır. Bu başka konulara da yansıyabilir. Ümit ederim ki bu sene kaçırılmaz" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, "Norveç hatırlatması, 'Biz bir gün içeride demokratik standartlara sahip oluruz ama üye olup olmayacağımıza Türkiye kendisi karar verir'. Biraz da AB'ye 'Biz size mecbur değiliz' diye bir mesaj mıydı bu?" diye sorulması üzerine de, "Hepsi var. Onlar çok yukarı perdeden konuşacak, biz de daha aşağı perdeden. Böyle bir şeyi kabul edemem açıkçası. Hiç de böyle olmamıştır. Bizim salonlardaki görüşmelerimizi takip etse bir çok insan kaygıları gider. Burada önemli olan nokta şu; AB'ye tam üyelik süreci Avrupalıları tatmin etmek için mi yoksa kendi halkımıza daha iyi bir hayat sunmak ve kendi halkımızın çıkarına mı? Kendi halkımızın çıkarınaysa bizim için buradaki hedef bu standartları yakalamak" yanıtını verdi.

"Şu gerçek ki önünüzdeki hedef net olmazsa o motivasyon sizde olmuyor. Onun için biz tam üyelik hedefinin asla sulandırılmamasına önem gösteriyoruz" diyen Gül, "Ama esas mesele bizim bu standartları yakalamamız. Biz eğer kendi gücümüzle bu standartları yakalarsak, fasıllar resmi olarak açılmasa bile fasılların içindeki yaparsak o zaman onlar kendileri otomatik olarak açacaklar. Çünkü o Türkiye'yi çok değiştirecek, çok güçlü hale getirecek her bakımdan. Bugünkü Türkiye ile 5-10 yıl sonraki Türkiye çok farklı olacak. O Türkiye'nin cazibesine ne Almanya ne Fransa kimse dayanamaz açıkçası" şeklinde konuştu.

KIBRIS SORUNU


Kıbrıs sorunuyla ilgili bir soru üzerine, Türkiye'nin Kıbrıs'ta çözüm istediğini ve iyi niyetini tüm dünyaya gösterdiğini ifade eden Gül, geçmişte Kıbrıs mani edilerek Türkiye'nin önüne engeller çıkartıldığını anlattı.

Çözüm istemeyenlerin Kıbrıslı Rumlar olduğunun görüldüğünü kaydeden Gül, "Gelinen noktada Türkiye'ye haksızlık edilmemesi lazım. Türkiye gayet açık şunu söylüyor; Kıbrıs Adasında uygulanan bütün kısıtlamaları aynı anda, el birliği içerisinde kaldıralım. Orada Türklere kısıtlama uygulanırken Türkiye'nin uyguladığı kısıtlamaları kaldırmasını beklemek pek insaflı değil" diye konuştu.

"Limanlar bu şekilde giderse tek taraflı olarak açılmaz değil mi?" sorusuna Gül, "Tek taraflı olarak açılacak olsa şimdiye açılırdı" yanıtını verdi.

Bazı ülkelerin ilgisi olmadığı halde Kıbrıs meselesinin arkasına sığındığını, Türkiye'nin büyüklüğünden çekindiğini ve bunu bir problem olarak öne çıkarttığını söyleyen Gül, limanların açılması halinde Türk ekonomisinin bundan daha çok faydalanacağını belirtti.

Cumhurbaşkanı Gül, "Kıbrıs Rum Kesiminin ekonomisi mi büyük Türkiye'nin ekonomisi mi büyük? Buradaki sembolik değer önemli. Siz Adanın yarısına ambargo uygulayacaksınız biz bunu görmezlikten geleceğiz" dedi.

Gül, "AB İlerleme Raporu'nda, ifade özgürlüğü kapsamında, bir büyük medya grubuna verilen vergi cezasına bağlı olarak eleştiriler bulunduğunun" hatırlatılması üzerine, eksikliklerin farkında olduklarını, bu nedenle standartları yükseltmek istediklerini söyledi.

Artık Türkiye'nin bu tip şeylerle suçlanmaması gerektiğini ifade eden Gül, "Şu da tabi bir gerçek ki, bir düşüncenin arkasında şiddet veya şiddeti teşvik yoksa serbest olması lazım. Düşünce veya faaliyet, şiddeti teşvik ediyorsa tabii ki buna kimse müsaade etmiyor" dedi.

AZERBAYCAN İLE İLİŞKİLER

"Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi çalışmaları nedeniyle Azerbaycan ile aramız açılıyor gibi. Arap ülkeleriyle sıcak bağ kurulurken, buna karşılık İsrail ile sorun çıkıyor gibi. Bu görüntü doğru bir görüntü mü, yoksa yanlış algılama mı var?" sorusu üzerine Gül, "Ben yanlış algılamalar olduğu kanaatindeyim" dedi.

Azerbaycan ile Türkiye'nin, "tek milletin iki ayrı devleti" olduğunu, iki ülke arasında gerçek bir bağ bulunduğunu söyleyen Gül, Karabağ sorunu ve Azerbaycan'ın işgal altında olan bölgelerinin, "yılardır donmuş, adeta kabul görmüş, terk edilmiş bir konu olduğunu, dünya gündemine gelmediğini" ifade etti.

Gül, "Türkiye'nin Ermenistan ile normalleşme süreci, Azerbaycan'ın bu büyük meselesini, dünyanın en önemli, birinci meselelerinden birisi haline getirmiştir" diye konuştu.

Bu konuda çözüme yönelik önemli gelişmeler olduğunu, ancak bunların açıklanamayacağını dile getiren Gül, "Çünkü kim açıklarsa zayıflar. Ama bu konuda da önemli gelişmeler söz konusu. Burada ben şu açıdan mutluyum; ABD ve Rusya'nın ters düşünmediği, ikisinin de aynı istikamette düşündüğü nadir problemlerden birisidir bu" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, ABD Başkanı Barack Obama ile dün gece yaptığı telefon görüşmesinde de bütün bu konuları geniş şekilde ele aldıklarını belirtti.

İsrail ile ilgili konuda işin özünün ayrı olduğunu söyleyen Gül, Türkiye'nin hem bütün Arap ülkeleriyle hem de İsrail ile iyi ilişkileri olan nadir ülkelerden olduğunu belirtti.

Bunun, bölgede barış ve istikrarın sağlanması açısından önemine işaret eden Gül, "Bütün bu ilişkilerin temelinin sağlam olması gerekmektedir. Ama bu demek değildir ki, yanlışlar yapılırsa yanlışlara karşı Türkiye sesini yükseltmeyecek, Türkiye susacak, bunları kritik etmekten, tenkit etmekten çekinecek anlamına da gelmemesi gerekir. Burada yeri geldiğinde cesaretle Türkiye yapıyor, yapması da gerekir. Ama bu, ilişkilerin temelini sarsıcı şekilde değildir" şeklinde konuştu.

OBAMA İLE GÖRÜŞMESİ

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, bir başka soru üzerine, ABD Başkanı Obama ile dün gece yaptığı görüşmede, sadece Kafkaslar meselesini konuşmadıklarını ifade ederek, "Bosna-Hersek de çok önemli bir süreçten geçiyor şimdi. Unutmayın ki Türkiye için Kafkaslar ve Balkanlar, doğuda ve batıda iki çok önemli bölge ve Türkiye her ikisinde de var olan bir ülke. Her ikisinin de istikrarı bizim için önemli. Bu bakımdan konuyla ilgili kendisiyle görüşlerimi paylaştım. Kaygımız şu, Dayton Anlaşması'nın gerisine düşücü bazı çalışmalar olduğu yönünde Boşnaklar'ın korkuları var. Bunları kendisine aktardım. Afganistan bugün, belki bizim gündemimizde değil ama dünyanın gündeminde olan bir konu. Türkiye, Afganistan konusunda da yine anahtar ülkelerden birisidir. Dün önce Karzai ile uzun bir görüşme yaptım, daha sonra Başkan Obama ile yaptığımız konuşmada fikirlerimi kendisine aktardım. Başkan, Türkiye'nin fikirlerine gerçekten çok önem veriyor" dedi.

"Başkan Obama'nın, eski ABD Başkanı George Bush'tan farkının" sorulması üzerine Gül, Bush yönetiminin dış politikada tek yönlü hareket ettiğini, Obama'nın ise "Ben çok taraflı hareket edeceğim, herkesin kanaatini alacağım" diyerek göreve başladığını anlattı. ABD'nin dış politikasındaki esas değişimin bundan kaynaklandığını söyleyen Gül, "Bu bağlamda da bizim fikirlerimizi gayet dikkatli şekilde dinliyorlar. O yönden çok verimli bir döneme girdiğimizi ifade etmek isterim" dedi.

TBMM'DEKİ KONUŞMASI

TBMM'nin açılışında yaptığı konuşmanın bazı bölümlerinin eleştirildiğinin belirtilmesi üzerine Gül, konuşmasının bazen yanlış istikametlere çekildiğini, söylemediği sözlerin kullanıldığını kaydetti.

Gayet açık konuştuğunu belirten Gül, "Bir ülke kendi meselelerini kendisi halletmezse, başkalarının istismarına fırsat verir" dediğini anımsatarak, "PKK terör örgütü başkaları tarafından kullanılmamış mıdır? Bir terör örgütü kendi gücüyle bu hale gelebilir miydi? Çevre ülkeler kullanmadı mı? Yıllarca demiyor muyduk, bunu şu ülke, bu ülke kullanıyor? Hatta yeri geldiğinde, müttefiklerimizin içerisinde bile göz yumanlar olmadı mı? Bunlar gayet açık. Ermeni konusunu, ABD Kongresinde nasıl kullanıyorlar aleyhimizde. Bunu yanlışa çekmeye gerek yok" dedi.

"Gayet açık, net söylüyorum; kimseye fırsat vermememiz lazım, kendi meselemizi kendimiz halletmemiz lazım. Kendi meselesini saklayan veya kapının arkasına, halının altına süpürenler, gelecek nesillere daha kronik halde bu işleri devrediyorlar demektir ve ülkenin enerjisini boşa harcıyorlar demektir" diyen Gül, "Bunun böyle anlaşılmasını isterim. Yoksa bu terör örgütü bu kadar güçlenebilir miydi, bizi bu kadar uğraştırabilir miydi eğer dışardan destek almamış olsaydı" şeklinde konuştu.

İSRAİL İLE İLİŞKİLER

"Türkiye ile İsrail arasında tatbikat krizi yaşandığı" ve BM İnsan Hakları Konseyi'nin Goldstone Raporu'nu onayladığı hatırlatılarak, "Sanki Türkiye'nin bu konudaki tutumu uluslararası kamuoyunda meydana gelen gelişmelerle paralellik arz ediyor. Siz ne diyorsunuz?" diye sorulması üzerine Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin, İsrail ile görüşmelerinde daima samimi, iyi niyetli olarak fikirlerini paylaştığını, insan hakları ihlalleri ve aşırı güç kullanma konularının İsrail için de iyi olmayacağını hep söylediklerini ifade etti.

"İsrail'in Türkiye'ye son günlerde gösterdiği tepki doğru değildir. Nitekim doğru olmadığı, hemen iki gün sonra BM İnsan Hakları Komisyonunda kabul edilen bu raporla ortaya çıkmıştır" diyen Gül, raporda olup bitenlerin şiddetle kınandığını anımsattı.

Cumhurbaşkanı Gül, "Onun için İsrail'in Türkiye'ye böyle aşırı bir tepki göstermemesi gerekir. Sadece Türkiye değil ki, bütün dünya. Bu rapor nereye gidecek, Genel Kurul'da kabul edilecek, sonra Güvenlik Konseyi'nde ülkelerden bazıları nasıl davranacak, onu takip edeceğiz. Ama bu raporun kabul edilmesi çok önemli tespittir. İsrail'in bundan ders alması ve bundan sonraki hareketlerini ona göre ayarlaması gerekir. Bu olaylar 30-50 sene önceki dünyada olsaydı, kullandığı güç kendisine avantaj gibi olabilirdi ama bugün öyle değil" dedi.

Cumhurbaşkanı Gül, "Ne kadar çok güç kullanırsa o kadar dezavantaj oluyor. Futbol maçı seyreder gibi bütün dünyada, en zenginlerin evinde de en fakirlerin evinde de o manzaralar seyredildi. Buna insanlığın suskun kalması mümkün değildi. Nitekim BM'de bu rapor kabul edildi. Ümit ederim ki, bütün bunlardan ders çıkar ve bir daha bu tip olaylar olmaz" şeklinde konuştu.

YENİ ANAYASA

"Yeni bir anayasaya ihtiyaç var mı, görüyorsanız nasıl bir anayasa olmalı?" sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Gül, Türkiye'nin reform sürecini parça parça yaptığını, Anayasa'nın parça parça değiştirildiğini belirtti.

Gül, "Gönül şunu arzu eder; böyle bir temel konuda çok katılımcı ve şeffaf bir şekilde, çünkü temel meselelerde metodoloji düzgün ortaya konmazsa o zaman netice alınamıyor. Anayasa büyük bir belge, herkesi bağlayan bir belge. Böyle bir konuda büyük bir katılım ve şeffaf bir süreç içeresinde objektif bir çalışma yapılırsa yeni bir anayasanın çıkması mümkün olduğu kanaatindeyim" dedi.

Anayasa değişikliği konusunda siyasi partilerin çok büyük bir fikir ayrılığı içinde olmadıklarını söyleyen Gül, temel konularda, niteliklerde, Türkiye'nin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti yapısıyla ilgili tam bir mutabakatın söz konusu olduğunu vurguladı.

"Bu nasıl olacak, bunu kim yazacak" konusunda farklılıklar bulunduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Onun için buna titizlik gösterilip, böyle bir çalışma yapılabilir. Parça parça yapma yerine, şöyle baştan süzerek yeni bir anayasa yazılabilir. Ama siyasi gerginlik, siyasi ortam gördüğüm kadarıyla buna şu anda müsaade etmiyor. O zaman şu anda bu yapılamıyor ise yapılabileceklerin üstünde hiç değilse çalışmak gerekir. Herkesin kabul edebileceği, yeni bir anayasa Türkiye'nin ihtiyacıdır diye düşünüyorum" diye konuştu.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
 
LG
MD
SM
XS