Hatip Dicle'ye "Erdoğan" formülü

Hatip Dicle'ye "Erdoğan" formülü

Hatip Dicle'nin vekilliğinin düşürülmesiyle ilgili yazı yazan Milliyet gazetesi yazarı Mehmet Tezkan, Dicle için Erdoğan formülünü önerdi. Sabah gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak da sorunun Meclis tarafından çözülmesi gerektiğini yazdı.

Erdoğan nasıl seçilmişti?

3 Kasım 2002 seçimi öncesinde AKP Genel Başkanı sıfatı taşıyan Başbakan Erdoğan’ın adaylık başvurusu da YSK tarafından reddedilmişti.

Seçime giremeyen Erdoğan, milletvekili de olamamıştı. Daha sonra yapılan ve CHP’nin de destek verdiği yasal değişikliklerle Erdoğan’a vekillik yolu açılmıştı.

YSK, 3 Kasım 2002 seçimlerinde Siirt’in Pervari ilçesinde 3 sandık kurulunun oluşturulmamasını ve 1 sandığın da kırılmasını gerekçe göstererek bu kentteki seçimleri iptal etti.

Karar, başbakanlık için çeşitli formüller üstünde çalışan AKP ve Erdoğan’ı rahatlattı. Seçimlerin tekrar edilmesinin ardından Erdoğan Meclis’e girdi ve Başbakan oldu.



Mehmet Tezkan'ın yazısı


Çözüm Dicle'ye Erdoğan formülü

Bu işin böyle sonuçlanacağı belliydi.. Herkes numara yapıyor..
Herkes milli irade yok sayılıyor, olmamalıydı diyerek demokrat havaları basıyor..
Yargıtay'ın mahkûmiyet kararından sonra Hatip Dicle'nin milletvekili olamayacağı gün gibi ortadaydı..
Herkes üzerine yattı..
Seçim öncesi mesele olmasın diye kimse ses etmedi.. Kimse o kararı görmek istemedi..
BDP'liler de..
Oysa, Anayasa açık, Siyasal Partiler Yasası açık..
Eee..
YSK ne karar verecekti?
Ne karar vermesi bekleniyordu..
Memleketin durumunu göz önüne alarak bir süre anayasa ve yasayı askıya aldık demelerini mi?
*
Biliyorum, siyasiler YSK'yı döverek bu işten sıyrılmaya çalışacak.. Biliyorum, yargı oligarşisinin son oyunu denecek..
Değil!..
O yasaları siz koydunuz.. Veya siz değiştirmediniz..
Koskoca referandum yaptık, o maddeyi de değiştirmek siyasetçilerin aklına gelmedi mi?
Gelmediyse şimdi ah vah demek, iyi olmadı yorumunu yapmak rol kesmektir..
*
Haa, YSK'nın suçu yok mu?
Var; kabahatin büyüğü onlarda.. Yargıtay, Hatip Dicle hakkındaki kararını seçimden önce bildirmedi mi?
Bildirdi..
YSK neden seçimden önce karar almadı.. Aradan geçen 20 günde ne değişti?
Hiç..
Peki seçimden önce niye karar vermediler?
Arıza çıkar diye mi?
Eğer öyleyse durum daha da vahim..
*
Gelelim sadede..
Olan oldu yapılacak bi şey yok diye üstüne yatamayız.. Bağımsızların bu şartlarda biz de yemin etmiyoruz demesinin de bir anlamı yoktur..
Meseleyi çözmez..
Anayasa değiştirilir, yasa değiştirilir, altı ay sonra Hatip Dicle'ye özel seçim yapılır, olur biter..
Olur mu demeyin..
Erdoğan'ın mağduriyeti böyle giderilmedi mi? Erdoğan'a hakkı bu şekilde teslim edilmedi mi?
O halde..
Dicle'ye Erdoğan formülü tek çözümdür..

Liste CHP'lisi!
CHP yöneticilerinin demeçlerinden anladım ki..
Seçim döneminde yeterince çalışmamışlar.. Herkes birbirini suçladığına göre ortada problemli bi durum var demektir..
Kavga, mücadele iktidara gelmek değil, listeye girebilmek demektir..
Aday olursam şahane, olamazsam tu kaka meselesidir..
O zaman..
CHP yönetiminin atacağı belli; liste CHP'lisi kavramını çöpe atmak..
Bu anlayışı söküp atmak..
*
Durum bundan ibaret değilse.. Liste hazırlamada amiyane tabirle babamızın çiftliği  muamelesi yapılmışsa hesabı sorulacak yer kurultaydır..
Hangisi doğrudur bilmem..
Ama bi sıkıntı var belli..

Yüzde 50 meselesi
Dünkü yazımı gördünüz mü?
Yüzde 50 işte böyle oldu başlıklı olanı.. Yoksulların, hadi dar gelirlilerin diyelim, neden iktidar partisine yöneldiğini analiz etmiştim..
Beklediğimin ötesinde cevap geldi.. Posta kutum doldu taştı..
Evet kardeşim Ak Parti'ye verdik diyenlerden anladım ki saptamam doğru..
Yanlış yorumlayanlara şunu da belirteyim..
21.5 milyon oy verenlerin tamamı yoksul değil ki.. Yüzde 10'u desek kabaca 2.1 milyon oy eder, yüzde 20'si desek 4.3 milyon oy eder..
Az mı?
Zaten mesele bu değil.. Mesele yoksulun neden iktidardaki partiye yöneldiği.. İktidarı değiştirmeye çalışmaması, tam tersi korumaya çalışması..
Üzerinde çalışılması, kafa yorulması gereken bi durum değil mi?
21.5 milyonun içinde tabii ki orta hallisi de var, varlıklısı da.. İdeolojik bakanı da var, hizmet odaklı düşüneni de..
*
Bildiğim şudur..
Yoksulun yoksulluğunu meşrulaştırmaya çalışması tez konusudur..
***

Nazlı Ilıcak'ın yazısı

Dicle olayını Meclis çözsün

Hatip Dicle ile ilgili 17 Haziran tarihli yazımda, bugün ortaya çıkan sorunu tahmin etmiştim. Çünkü Anayasa'nın 76'ncı maddesi, bir yıl ve daha fazla hüküm giyenlerin milletvekili seçilmesini imkânsız kılıyor. Hatip Dicle'nin bugüne kadar fazladan yattığı yıllar, cezasından mahsup edilince, hapis yatma mecburiyeti doğmuyor ama aldığı hüküm ve sonuçları kalkmadığı için, seçilmesinin önündeki engel sürüyor. Kanun, mahkûmiyetin tamamlanmasından 3 yıl sonra, sicil affı imkânı getiriyor. Henüz Dicle'nin mahkûmiyetinin üzerinden 3 yıl geçmediğine göre, Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) "milletvekilliği yapamaz" kararı anayasa gereğidir.

Ama bu noktada da itirazlar var. Şöyle ki, Yüksek Seçim Kurulu'nun seçilen bir kişinin milletvekilliğini düşürme yetkisi mevcut değil. Daha doğrusu, re'sen harekete geçip, böyle bir inceleme başlatamaz. Ancak şikâyet üzerine devreye girebilir. Burada itiraz yokken, müdahale edip, karar verdi. Hatip Dicle'nin avukatları, "Müvekkilimiz, seçilme yeterliliğine sahip olmasa dahi, milletvekilliğini düşürme yetkisi, millet iradesinin temsilcisi sıfatını taşıyan Yasama organındadır; ancak TBMM, Anayasa'nın 84'üncü maddesine göre, Dicle'nin milletvekilliğini sonlandırabilir" diyorlar.
***
Yüksek Seçim Kurulu, adaylık döneminde, yani seçimden önce Dicle aleyhinde bir karar verebilirdi. Ama Kurul'a, hüküm, 9 Haziran'da bildirildiğinde, listeler kesinleşmişti. Seçimden önce Dicle'nin adaylığı YSK tarafından iptal edilseydi, BDP'nin yeni bir aday gösterme hakkı yoktu. Dolayısıyla, o zaman da büyük kıyamet kopardı. Ama şimdi de kıyamet kopuyor.
Çözüm TBMM'nin elinde. Daha önce de yazdım, şimdi tekrarlıyorum. Dicle, Terörle Mücadele Yasası'nın 7'nci maddesine muhalefetten cezaya çarptırıldı. Meclis'in, Anayasa'nın 76'ncı maddesini değiştirmesi uzun zaman alır.

Ama Terörle Mücadele Yasası'nın 7'nci maddesi yeniden düzenlenirse, meselenin halledileceğini sanıyorum. Zaten, terör örgütünün amacının propagandasının suç sayılması, düşünce özgürlüğünü de sınırlıyor. Dicle, 2007'de "Ordunun operasyonları durmadığı takdirde, onlar da meşru müdafaa haklarını kullanırlar" demiş. Konuşmanın tümüne baktığınızda şiddeti övmüyor, ya da teşvik etmiyor. Sadece bu durumda barışın bozulabileceğini ifade ediyor. Ve bundan dolayı üzüntü duyacağını söylüyor.

17 Haziran tarihli yazımı şöyle tamamlamıştım: "Meclis'i tatile sokmadan, bir iyi niyet gösterisi olarak, Terörle Mücadele Yasası daha demokratik bir hale getirilirse, hem Hatip Dicle sorunu halledilir, hem de yeni bir anayasa için uzlaşma zeminine doğru ilk adım atılmış olur."
Aynı düşüncem bugün de devam ediyor. Top Meclis'te.
{$ nextTitle $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS