Sarkozy'nin insan hakları sicili

Sarkozy'nin insan hakları sicili

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, beş yıllık iktidarı boyunca özellikle insan hakları alanındaki olumsuz icraatları yüzünden ulusal ve uluslararası insan hakları dernekleri ve sivil toplum örgütlerinin hedefi oldu.

Merkez sağın dışında, aşırı sağ seçmenin de desteğiyle 2007 yılında Elysee Sarayı'na seçilen Sarkozy, iktidarın ilk yıllarında özellikle göçmenlere yönelik sert politikalarıyla ön plana çıktı.

Vatandaşlık alma koşullarını zorlaştırırken, vatandaşlıktan atılma koşullarını kolaylaştıran yasalar yapan Sarkozy, bu alanda sivil toplum örgütlerinin ve uluslararası kuruluşların sert tepkisine yol açtı.

Göçmen karşıtı

Sarkozy, oturma izni olmayan göçmenlerin toplu şekilde uçaklara bindirilerek ülkelerine geri gönderilmeleri konusunda da bir ilke imza attı. İçişleri bakanlığının valilere gönderdiği genelgelerle sınırdışı edilen kaçak göçmenlerin sayılarının sürekli artması yönünde baskı yapması ve yine aynı bakanlığın mülteci başvurularında sınırlamaya gitmesi, insan hakları derneklerinin eleştirilerine yol açtı.

Romanlar geri gönderildi

Sarkozy'nin 2010 yaz aylarında Roman kamplarını dağıtılarak, bu kişilerin toplu şekilde ülkelerine geri göndermelerini talep eden genelgesi de Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi gibi kurumların tepkisine yol açtı. Bu konuda, Fransa'yı "AB müktesebatını ihlal etmekle" suçlayan Avrupa Komisyonu ile sert bir kavga içine giren Sarkozy, AB'nin "serbest dolaşım hakkını ve ayrımcılığın yasaklanması hakkını ihlal ettiği" gerekçesiyle ciddi insan hakları ihlali yapmakla suçlandı.

Peçe sorunu

Sarkozy, yine iktidarı sırasında, kamuya açık yerlerde peçenin yasaklanmasına izin veren yasaya yeşil ışık yaktı. Laikliği korumak ve "kamu güvenliği" gerekçesiyle çıkartılan yasa, yine insan hakları örgütleri tarafından, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin, "özel yaşama saygı ilkesine aykırı" olduğu gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirildi, sivil toplum örgütleri, bu yasayla "Müslümanların rencide edildiği" görüşünü dile getirdi.

"Gazeteciler dinletildi, işten attırıldı"

Ünlü kozmetik devi L'Oreal'deki aile içi miras kavgasıyla başlayan ve daha sonra bu şirketin Sarkozy'nin seçim kampanyasına yasadışı şekilde mali destek sağladığı suçlaması başka şeyleri de gündeme getirdi. Bu sayede Sarkozy'nin Le Monde gazetesi muhabirlerini, gizli servis aracılığıyla dinlettiği yolundaki iddialar basın özgürlüğü açısından, Cumhurbaşkanına yöneltilen en sert iddialar arasında yer aldı.

Gerard Davet ve Fabrice Lhomme isimli gazetecilerin yazdığı, "Sarkozy bizi öldürdün" isimli kitapta, Cumhurbaşkanı tarafından mağdur edildiğini düşünen 27 kişinin ifadeleri yer aldı ve kitap ülkede geniş yankı uyandırdı.

Sarkozy'nin ülkenin en önemli televizyon kanallarından birisi olan "TF1"ın sahibi ile yakın dost olduğu biliniyordu. Bu kanalın ünlü haber sunucusu Patrick Poivre d;Arvor'un, bu kitapta, Sarkozy'nin talimatıyla işinden atıldığını ileri sürmesi de ülkede geniş yankı uyandırdı.

Sarkozy'nin, Saint-Lo kasabasına yaptığı ziyarette ıslıklanmasının ardından bu kentin valisinin de hemen görevden alınması da Sarkozy'nin eleştirilere tahammül edemediğinin en güçlü örnekleri arasında yer aldı.

Cumhurbaşkanlığı genel sekreteriyken İçişleri bakanlığına gelen Claude Gueant, skandalları ortaya çıkaran Mediapart internet haber sitesi tarafından, gazetecileri izlettirmekle suçlandı. Bu da Sarkozy döneminin basın özgürlüğü açısından olumsuz noktaları arasında yer aldı.

Gazetecilerin kaynaklarını korunması

Sınır Tanımayan Gazeteciler, 2011 yılı için Fransa'ya sert eleştiriler yönelttiği son raporunda, özellikle "gazetecilerin kaynaklarını koruma ilkesine saygı gösterilmemesi" ve "mahkemeye çağrılmaları" yüzünden Sarkozy yönetimini eleştiri yağmuruna tuttu.

Soykırımı inkar yasa teklifi

Son olarak 2011 yılının sonunda mecliste ve geçen hafta senatoda kabul edilen 1915 olaylarına dair Ermeni iddialarının reddinin suç sayılmasını öngören yasa, sivil toplum örgütleri ve gazeteciler tarafından sert bir şekilde
eleştirildi. Arkasında Sarkozy'nın olduğu bilinen yasaya, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü başta olmak üzere, önemli hukukçular ve sivil toplum örgütleri "ifade ve düşünce özgürlüğüne aykırı olduğu ve anayasayı ihlal ettiği" gerekçesiyle karşı çıktı.

AİHM'in, geçen yıl Fransa'da, savcıların doğrudan adalet bakanlığına bağlı olmasından kaynaklanan insan hakları ihlali kararı, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi'nin, Fransız cezaevlerini "aşırı dolu olması" nedeniyle eleştirmesi ve cezaevlerindeki aşırı intihar vakalarını mercek altına alması da Sarkozy dönemi Fransasının insan hakları zafiyetleri arasında gösterildi.

Son olarak geçen hafta Merkezi ABD'de bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü, Fransız polisini, ülkedeki siyah ve Arap gençlerine kimlik kontrolleri sırasında keyfi ve ayırımcı davranmakla suçladı.

Fransa'daki son kamuoyu yoklamaları, üç ay sonra düzenlenecek cumhurbaşkanlığı seçimlerini Sarkozy'nin açık farkla kaybedeceğini gösteriyor.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS