hourSON DAKİKA
left-arrowright-arrow
weather
İstanbul
down-arrowup-arrow

    Örnek: "TÜBİTAK'ın içine siyaset bulaşmıştır"

    Örnek: TÜBİTAKın içine siyaset bulaşmıştır
    expand

    "Balyoz Planı" davasının tutuklu sanıklarından eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, TÜBİTAK ile ilgili eleştirilerde bulunarak "Bu kurumun içine siyaset bulaşmıştır. Kendi dergilerinin kapağına evrim teorisi mizansenini koyamamışlardır. Evrim teorisine inanmıyorlarsa bilimsel bir kurum değildir, inanıyorlarsa konmaması için siyasi baskı vardır" dedi.

    İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada esas hakkındaki savunmasını yapan Örnek, mahkemeye sunduğu 18 klasörün 17'sinin delil mahiyetinde belgeler olduğunu ifade ederek, klasörlerde 305 farklı konu olduğunu belirtti.

    Örnek, "Bu konuların yüzde 80'den fazlası sahtekarlıkla ilgilidir. 305 konu içerisinde 1309 adet söylediklerimi kanıtlayacak belgeler bulunmaktadır. Bu belgelerin 300'e yakın kısmı o konuyla ilgili inceleme ve değerlendirme, 1009 tanesi de söylediklerimin dayandığı belgelerdir. 305 konunun 32 adedi bilirkişi raporlarıdır. Onların bir kısmında da değerlendirmelerim mevcuttur. Belge 391 ise sahtekarlık ve çelişkilerin toplandığı, bize göre usul hataları ve hukuka aykırılıkların yer aldığı bir inceleme raporu olup içerisinde 1927 adet bu şekilde bulgu vardır" diye konuştu.

    Savunmasında savcılığın esas hakkındaki mütalaasından alıntılar yapan Örnek, duruşma savcılarının iddialarını ispatlamakla ilgilerinin olmadığını, suçladıkları sanıklardan masumiyetlerini ispatlamalarını beklediklerini kaydetti.

    Örnek, Kasım 2002-Ağustos 2003 döneminde TSK içerisinde hiyerarşi dışı bir darbeye teşebbüs hareketi olmadığını ifade ederek, iddia makamı tarafından bu amaca yönelik olduğu kabul edilen sayısal dosyaların sahte olduğunu savundu.

    Özden Örnek, "Bütün 'Balyoz' olayı bir komplo olup darbe ile beslenen, darbe olmasa bile yaratan, hatta ortalığı boş bulursa kendisi sivil darbe yapan bir siyasi partinin ve onun yöneticilerinin siyasi getiri sağlamak için düzenledikleri veya düzenlenmesine göz yumdukları bir kurgudur" iddiasında bulundu.

    İddia makamına göre sadece sanıkların bilmediği konular için bilirkişiye gereksinim olduğunu belirten Örnek, dosyada 30 bilirkişi raporu ve uzman görüşü bulunduğunu anlattı.

    "Lehte raporda kaplumbağa kurye"

    Örnek, Gölcük belgeleriyle ilgili bilirkişi raporunun mahkemeye gelişinin bir trajikomedi olduğunu ifade ederek, 14 Ocak 2011'de tamamlanan raporun mahkemeye 24 Mart 2011'de ulaştığını söyledi.

    Raporun CMK 250. maddeyle ilgili yetkili savcılık tarafından, tutuklamaların yaşandığı 11 Şubat 2011 tarihine kadar mahkemeye gönderilmediğini dile getiren Örnek, "Soruşturma savcıları kendi lehlerine gördükleri Ahmet Erdoğan'ın raporunu bir veya iki gün içinde 1. Ordu Komutanlığı'ndan aldırmışlardır. Ama iş sanıkların lehine olan bir raporu aldırtmaya gelince kaplumbağa kurye olarak seçilmiştir. Eğer rapor 11 Şubat 2011 öncesi gelseydi
    tasarlanan tutuklama gerçekleşemezdi" diye konuştu.

    Bilirkişi raporlarına ayrıntılı bir şekilde değinen Örnek, TÜBİTAK çalışanlarının bilirkişi olmasının CMK'ya aykırı olduğunu, TÜBİTAK bilirkişilerinin yasal olmayan şekilde seçildiğini anlattı.

    Mütalaadaki "Belgelerin tamamı 2003 yılı ve öncesine ait" sözüyle ilgili bilirkişi raporlarında bir tespit olmadığını ifade eden Örnek, "İddia makamının bahse konu olan iddiası kanıtsız ve dayanaksızdır. Bilirkişi raporları kasten çarpıtılmıştır. Çarpıtmayı kim yapmıştır? Bu ifade, Yurt Atayün (eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü) tarafından kullanılmıştır. Tamamen asılsız ve uydurma bir ifadedir. Ama bizim muhatabımız iddianamenin altında imzası olanlardır. Kendini özel yetkili savcı sanan polisler değil" dedi.

    TÜBİTAK raporları

    Örnek, dosyadaki iki TÜBİTAK raporuna değinerek, TÜBİTAK ile ilgili de şu eleştirilerde bulundu:

    "Bu kurumun içine siyaset bulaşmıştır. Kendi dergilerinin kapağına evrim teorisi mizansenini koyamamışlardır. Evrim teorisine inanmıyorlarsa bilimsel bir kurum değildir, inanıyorlarsa konmaması için siyasi baskı vardır. TÜBİTAK'ın bilimsel kalitesi ise alanına göre tartışılır. Bir kurumun bilimsel kalitesini söyleyebilmek için onunla iş yapmak gerekir. Bu kuruluşa 30'u aşkın proje verdim ve bir kısmının sonuçlarını aldım. Acaba iddia makamı kaç adet proje verdi? Eğer cevap hiç ise söylenti üzerine iddia inşa edilir mi? Size bildik bir lisandan söyleyeyim, kasaptan iyi fırıncı olmaz."

    TÜBİTAK raporlarında açık bir şekilde eksiklik ve yanlışlıkların, hatta aldatmacaların olduğunu ileri süren Örnek, TÜBİTAK raporlarına itiraz ederek, mahkemeden bunların kabul edilmemesini istedi.

    Büyükanıt ve Başbuğ'un tanıklığı

    Eski Genelkurmay başkanları emekli orgeneraller Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ'un duruşmada tanık olarak dinlenildiğine atıfta bulunan Örnek, "Her iki orgeneralin ifadeleri Aytaç Yalman'ın alınamayan ifadesi kadar önemlidir. 2003 yılında Kara Kuvvetleri Komutanı (Yalman) ve Genelkurmay Başkanının (Hilmi Özkök) haberi olduğu bir darbe teşebbüsü olsaydı bu iki orgeneralin kesinlikle haberi olurdu. Ama her ikisi de böyle bir konudan haberleri olmadığını defalarca tekrarlamışlardır" dedi.

    Örnek, mahkemenin, sanıkların tezinin ortaya çıkmasına yardımcı olacak tanıklar Mehmet Baransu, TÜBİTAK bilirkişileri, bilirkişiler Ahmet Erdoğan ile Hakan Erdoğan ve Aytaç Yalman'ı çağırmadığını ifade ederek, "Hem iddianamede, hem de esas hakkında mütalaada Kasım 2002-Ağustos 2003 döneminde bir darbeye teşebbüs hareketinin Aytaç Yalman tarafından engellendiği yazılıdır. Bu konuda hiçbir yerde bir delil yoktur. Yalman'ın soruşturma aşamasında ifadesi de alınmamıştır. Bu iddia Aytaç Yalman tarafından gerçeklenmediği sürece havada boşlukta duran bir iddiadır."

    "Yalman kasetleri kimden aldı?"

    Özden Örnek, davanın tutuklu sanıklarından emekli Orgeneral Ergin Saygun'un mahkemede yapılan sorgulaması sırasında "seminer ses kasetlerinin Başbakan tarafından Aytaç Yalman'a verildiğini bizzat Aytaç Yalman'dan öğrendiğini söylediğini" belirterek, ne mahkeme heyetinden bir kişinin, ne de iddia makamının bu konuda bir tek soru bile sormadığını dile getirdi.

    Örnek, iddianameye göre, MİT, Emniyet Genel Müdürülüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı'nın soruşturmayı yürüten savcılara, "Balyoz" davasıyla ilgili kendilerinde basında çıkan bilgilerden başka bir belge veya bilgi olmadığını resmi olarak bildiklerini ifade ederek, şöyle devam etti:

    "Bu dört kurum, devletin istihbarat toplayan yegane yasal kuruluşlardır. Bu kuruluşlar, 'bizde belge yok' diyorsa Başbakana, bu kasetleri bunların dışında birileri, yani bir çete, yasa dışı bir örgütün vermiş olması lazımdır. Bu kasetlerin yasal yollardan ele geçirildiğine dair bir tek bilgi, bir tek belge yok. Bavullu adam da yok. Kasetleri Aytaç Yalman kimden almıştır? Eğer kaset içindekiler suç ise neden bu suçlular hakkında bir işlem yapılmamıştır? Seminer o zamanlar suç değildi de 7 sene sonra mı suç oldu?

    Biz doğru olduğundan eminiz ama hukuki yönden Ergin Saygun'un söyledikleri neden mahkemece teyit edilmiyor? Mahkemede ses kasetleri dinlenilirken sayın başkan her sesin sahibini sordu ama kaset kaydında geçmiş olan 'ezan' sesi hakkında 'bunu kim okuyor?' diye sormadı. Eğer bu sesler orijinal kayıtsa size haberim var. Kaydın yapıldığı yer ses geçirmezdir. Şimdi bu kayıtlarda ezan sesinin olması nasıl izah edilecek?

    Acaba Başbakanın verdiği kasetlerden mikrofon kullanarak kayıt yapılırken mi geçti? Yoksa kasetlerin üzerinde oynanırken mi oldu? Seminer üç gün sürdüğüne göre neden başka ezan sesi veya trafik sesi yok? Bu arada Başbakanın eline geçen kasetlerden bir kopya muhakkak Başbakanlık'ta kaldığına göre bu kasetler nerededir? Aytaç Yalman'a verilen kasetler nerededir? Bu kasetler bulunup buraya getirilmeli ve mahkemenin elindekilerle mukayese edilmelidir. Bavullu adam olmadığına göre Baransu'ya bu kasetleri kim vermiştir? Polis mi?"

    "Mahkeme ısrarla çağırmadı"

    Örnek, Genelkurmay Başkanının emriyle ve onun başkanlığında 15 Temmuz 2003 günü Harp Akademileri Komutanlığı'nda "Genç Subaylar Rahatsız (Cumhuriyet Gazetesi'nden çıkan haber)" olayı ve 4 Temmuz 2003 çuval krizinden sonraki çıkan durumu görüşmek için bir toplantı yaptıklarını hatırlattı.

    Toplantıya kendisi, Çetin Doğan, Halil İbrahim Fırtına, Genelkurmay Başkanı, Aytaç Yalman ve Şener Eruygur'un katıldığını ifade eden Örnek, bu konuyla ilgili 5 Aralık 2009'da ifade verdiğini, "Ergenekon" sanıkları Muzaffer Tekin ve Fikret Emek'te birtakım belgeler ele geçirildiğini ve bu toplantıyla ilişkilendirildiğini kaydetti.

    "Şimdi biz bu belgeler ile suçlanıyoruz. Suçlayanlar, toplantıya Genelkurmay Başkanının başkanlık ettiğini, soruları onun sorduğunu, bu belgelerin üzerinde benim ismimin yazmasının benimle illiyet bağı kurulmasına yetmeyeceğini görmezlikten geliyor" diyen Örnek, bu konuları açıklığa kavuşturacak tek kişinin Yalman olduğunu, ancak ısrarlı taleplerine rağmen mahkemenin tanık olarak davet etmediğini söyledi.
    Sıradaki Haberadv-arrow
    Sıradaki Haberadv-arrow