Güney Amerika beş kuruşsuz nasıl gezilir?

Güney Amerika beş kuruşsuz nasıl gezilir?

Arkeolog ve tur rehberi Koray Doğan Üresin, cebinde hiç parası olmadan yola çıkıp yaklaşık bir yıl boyunca Güney Amerika’yı gezecek. Üresin, hayallerinin peşinden koşacağı bu geziyle ilgili notlarını ve haberlerini ise web sitesinden paylaşacak.

Gözde Akgüngör Pamuk / Cnnturk.com

Sabah erkenden çalan alarmı erteleyerek kalkıp, birbirine benzeyen günleri tekrar edip yorgun argın eve dönüp haftasonunu beklemek hepimizin rutini. Günler haftaları haftalar ayları kovalarken yılın yorgunluğunu atabilmek için de eninde sonunda bir haftalık sıkıştırılmış bir tatili beklemek yine öyle. O bir haftalık tatilde ne yapacağımızı bilememek de ayrı bir konu. Denize mi girsem, bilmediğim bir şehre ya da ülkeye mi gitsem, aileme mi vakit ayırsam derken o bir hafta da ışık hızında geçip gider. Sonra kalır elde vasat bir tatilköyü ya da şanslıysak güzel bir sahil köyünden fotoğraf kareleri. Bir de sonraki aylarda kredi kartına yansıyacak taksitler. Hayaller bir sonraki seneye kalır. Sonrası yine aynı, bir an önce işi bırakıp mütevazı bir balıkçı kasabasına yerleşme hayalleri...

Oysa başka bir hayat mümkün. Bir arkeolog ve tur rehberi olan Koray Doğan Üresin, ya da internette bilinen adıyla “Laforgue” tüm bunların dışında bir gezi planı yaptı. Laforgue yüksek lisansını da bırakarak, daha önce 2 aylığına gittiği Güney Amerika'ya bu kez yaklaşık 1 yıllık bir gezi icin hazırlanıyor, ilk durağı Brezilya olacak. Bu gezinin kritik noktası ise cebinde hiç para olmaması. Bu yüzden de bu geziyi destekleyecek sponsorlar arıyor. Bağışçılarını da bu gezinin bir parçası haline getirmek için gittiği yerlerden posta kartı, magnet, poster vs gönderecek. Şimdiye dek web sitesi ile francala sponsoru buldu ve bir miktar da nakit para desteği aldı.

Laforgue, eşine az rastlanacak bu Güney Amerika gezisinin detaylarını Cnnturk.com’a anlattı.


Plan nedir? 16 Ocak’ta yola çıkıyorsunuz, ne kadar süreyle ve nerelere yol alacaksınız?


16 Ocak'ta Madrid aktarmalı Sao Paulo uçuşum var. Orada İngiltere'den gelecek bir arkadaşımla buluşacağız. Geçenlerde Cüneyt Özdemir köşesinde bahsetmişti o arkadaşımdan. Arkadaşım da benim gibi arkeolog, 30 yaşından sonra Türkiye'yi bırakıp İngiltere'ye göçtü ve şu an Londra'da üç tekerlekli bisiklet ile insan taşımacılığı yapıyor yani anlayacağınız bacak gücü ile taksicilik yapıyor. Onu da uzun yazışmalarla bu seyahate katılmaya ikna ettim, gezim sırasında 2 ay bana eşlik edip İngiltere'ye dönecek. Şu an Brezilya'nın yüksek sezonu olduğu için Brezilya'da yaşam çok pahalı o yüzden ilk planım mümkün olduğunca çabuk Brezilya dışına çıkmak ya da Brezilya'nın metropollerine göre daha ucuz olan iç bölgelere gitmek. İşin doğrusu şu an için rota belirlemiş değilim. Uçaktan inince rüzgarın yönüne göre rotaya karar vermek daha heyecanlı olacak. Ancak amaç Kolombiya'ya kadar çıkmak. Mesela Sao Paulo'dan çıkıp küçük kasabaları ve kentleri gezerek Manaus'a varıp oradan tekne ile Rio Maderia ırmağını geçerek Bolivya'ya varmak, Bolivya'dan Peru ve Ekvator üzerinden Kolombiya'ya varıp, Veneuzela-Peru-Arjantin- Paraguay üzerinden Brezilya'ya geri dönebilirim. Geri dönüş tarihim 10 Kasım 2012.


Bu yolculuk için kimler sizi neden destekliyor?


Şu an için Last.fm, Ekşi Sözlük ve Friendfeed gibi sitelerdeki takipçilerim destekliyor. Biliyorsunuz bir çok insan böyle bir seyahat yapmak istediği halde iş, kariyer planları, aile, para, sağlık problemleri vb gibi nedenlerle yola çıkamıyor. Kendileri bu seyahati çeşitli nedenlerle yapamasalar da birilerinin zincirlerini kırıp böyle bir seyahate çıkması onları da heyecanlandırıyor. Bu maceranın yaşanmasında bir payları olsun istiyorlar.


Umut gezginin ekmeği


Gerçekten hiç paranız yok mu?


Evet şu ana kadar blog üzerinden gelen bağışlar dışında gerçekten hiç param yok.

Francalaya da saygımız var ama bunun dışında hatırı sayılır bir destek geldi mi?

Francala desteği yapan arkadaş gezi boyunca francala almam için bana doğrudan nakit para
gönderdi, kendisi duymasın ama ben o parayla francala yerine Güney Amerika'nın poğaçası
'Empenedas'lardan alacağım bol bol. Şaka bir yana Blog üzerinden şimdiye kadar 400 lira bağış geldi. Bloğa bağışta bulunan arkadaşların isim ve adreslerini teker teker not alıyorum, Güney Amerika'da gittiğim şehirlerden destekçilerime kartpostal, magnet, tişört benzeri sürpriz hediyeler postalayacağım. Ha unutmadan bir de Friendfeed'te gezi bütçesi oluşturmak için Güney Amerika'dan aldığım bir kaç objeyi satışa çıkarmıştım, oradan da 100 lira daha gelecek. Bir başka sponsorum ise http://www.yalcinaydin.com/ dan tanıdığımız Yalçın Aydın. Yalçın Aydın blogspot'un gezi sırasında yeterli olmayacağını söyleyerek web sitesi için bana sponsor olmak istediğini söyledi ve yarbanabiryolculuk.com adresini benim için satın aldı. Bundan sonra o adresten yayın
yapacağım. Blog için reklam ve sponsor arayışım devam ediyor. Özellikle seyahat acentalarından ve doğa sporu malzemesi satan yerlerden sponsorluk ve reklam konusunda umutluyum. Ne demişler umut gezginin ekmeğidir.

Ya yol ortasında hiç parasız, aç, sefil kalırsanız? Böyle bir korkunuz yok mu?

Küçük yaştan beri tornacılıktan, tarım işçiliğine, teknik ressamlıktan, duvar ressamlığına bir çok farklı iş yaptım o yüzden işin doğrusu çok korkmuyorum. Gittiğim yerlerde garsonluk, aşçılık, kazma kürek işçiliği vb yapabilirim. 15 sene önce bir ara geçici dövmecilik yapmıştım. Şimdi yanıma bir dövme kataloğu ve geçici dövme malzemesi alayım orada Avrupalı ve Ameikalı turistlere geçici dövme yapayım diyorum. En azından beslenme masrafım çıkar. Geçen seyahatimde bir çok çatışmaya, eyleme, boykota şahit olmuştum bu gidişimde bu tip olayları fotoğraflayıp, röportajlarla zenginleştirmeyi düşünüyorum. Oradan toparladığım haberleri Türkiye'deki yazılı basın organlarına ve internet haber sitelerine göndereceğim. Bakarsınız gönderdiğim haber ve yazılar insanların hoşuna gider ve yazı başına cüzi de olsa bir gelir elde edebilirim.

Aileniz, yakınlarınız olaya nasıl bakıyor?

Artık benim ani kararlarıma alıştılar bir şey demiyorlar.

Gezgin misiniz, turist mi yoksa aylak mı?

Aslında bunun cevabını benim vermem çok da doğru değil sanki. Yaptığım şey kimileri tarafından aylaklık hatta şımarıklık gibi algılanabileceği gibi gezginlik, maceraperestlik olarak da algılanabilir. Klasik anlamda turist olduğumu sanmıyorum, seyahat ederken gittiğim şehirlerde turistik yerlerden çok, varoşlarda zaman geçiriyorum. Türkiye'de de benzerlerini bulabileceğim gayet steril gıdalardan uzak duruyorum hele zincir restorantların düşmanı olduğum bile söylenebilir. Seyahatteyken mümkün olduğunca sokaktan, seyyar tezgahlardan beslenmeye çalışıyorum. Mesela Bolivya'da en müthiş lezzetler kaldırımın ortasına küçük tüp koyup yemek pişiren ve satan kadınların tencerelerinde oluyor. Gerçi bu beslenme alışkanlıklarım başıma bela da olmadı değil,
Güney Amerika'da sokaktan beslendiğim için midem ve bağırsaklarım iltihaplandı iki gün
hastanede yattım. Ama hastaneden çıktığım gün ilk işim yine gidip seyyar satıcılardan beslenmek oldu ve bir daha hiç hastalanmadım.

“Gezmek pahalı” diyenlere kızıyorum

Bir hafta gezip ya da tatil yapıp yıl boyu taksit ödemek çoğumuzun yaşadığı şey. Peki gezmenin pahalı bir iş olması “öğretilen” bir şey mi?

Aslında bu biraz da Türkiye'ye mahsus bir şey. Tatil yazın, dinlenmek için yapılan, maksimum 10 gün süren ve deniz kenarında yapılan bir şey. Büyük şehirde yaşayanlar yaz gelince kendilerini otel, tatil köyü, yazlık gibi aslında bir anlamda İstanbul'da yaşadığı yerin kopyası olan yerlere atıyor. İşin ilginç yanı büyük şehirdeki çevresi, alışkanlıkları, iş ilişkileri, eğlence yerleri de onları takip ediyor. Hiç bir şeyden uzaklaşmadan, kendi başına kalmadan dinlenmek nasıl mümkün olabilir ki? Bunun dışında bir tatil anlayışı yok ne yazık ki Türkiye'de. Yaz, bayram tatilleri ve okulların yarı yıl
tatili gibi belirli periyodlarda belirli yerlere gidiyoruz. Ha bazen Asmalı Konak benzeri bir dizi çıkıyor o zaman gidelim Asmalı Konak'ı görelim diyoruz Kapadokya gibi yerleri keşfediyoruz. Mesela hiç kimse izin günlerinde plan yapmadan atlayayım arabama Karadeniz sahilini plansız programsız gezeyim bir hafta demiyor, diyemiyor. Ya da "Bu hafta sonu atlayayım otobüse Divriği'ye gideyim, orada çok güzel bir Selçuklu camisi varmış onu göreyim" demiyor nedense. Bu bana çok garip geliyor.

İhtiyaçlar sıralamamızda ne yazık ki seyahat etmek en son sıralarda. Seyahat etmek deyince aklımıza sadece tatil yapacağımız otele uçakla yapacağımız seyahat ve havaalanından otele transferimiz geliyor. İnsanlara daha farklı bir tatil, daha farklı bir seyahat mümkün dediğinizde "ama çok pahalı olur" şeklinde cevaplar alıyorsunuz. Düşünsenize insanlar ceplerinde 2000 liralık telefonlar taşıyorlar ama iş seyahat etmeye gelince, seyahat için harcanan paranın fuzuli olduğunu düşünüyorlar. Seyahat etmek bir ihtiyaç olarak görülmüyor. Seyahat için çok zamana ya da paraya ihtiyaç olduğunu sanıyor insanlar. Bence tamamen bahane. İstanbul'da oturup, şehir içi toplu ulaşım ile çok ucuza gidebilecekleri halde hala Kariye Müzesi’ne hala gitmemiş milyonlarca insan var. O yüzden gezmek pahalı diyenlere çok kızıyorum.

Düşünsenize kendi yaşadıkları şehri, bölgeyi, ülkeyi gezmeyen, gezmek istemeyen milyonlarca insan. İnsanlara ülke içi seyahat bile bu kadar zor geliyorken yurtdışı seyahate olumlu bakmalarını beklemek ise çok zor. Aslında bilseler seyahat etmenin hiç de pahalı bir şey olmadığını, çok fazla zaman harcamadan da, işlerinden ayrılmadan da gezebileceklerini belki bir şeyler değişir. Komşu ülkelere gitmek mesela, o kadar ucuz ki, hem bir çoğu vize de istemiyor bizden. 400 lira bütçeyle Ankara'dan trenle İran'a gidip 1 hafta tatil yapıp dönülebilir mesela. Ya da Yunan adaları, bir hafta sonu günübirlik bir Yunan adasına gidip gelmek bir çok insanın Tükiye'de hafta sonu için ayırdığı eğlence bütçesinden çok daha ucuz. Bir çok arkadaşım 1000 lira gibi bir bütçe ile 2-3 ay süren İran-Hindistan seyahatleri yaptılar. Gezmek istiyorsanız kendinize para, zaman ve olanak yaratıyorsunuz. Bu bence istemek ve seyahatten keyif almak ile alakalı.

Sizin bu yaptığınız ise ya delilik ya kahramanlık olarak görülüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?


Kavafis ne güzel yazmış;
"Hiç aklından çıkarma İthaka'yı.
Oraya varmak senin başlıca yazgın.
Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,
İthaka'nın sana zenginlik vermesini ummadan.
Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka.
O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.
Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.
Onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini.
Geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,
Artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini
İthakaların."


Geziyle ilgili tüm bilgiler ve elbette hazırlık aşamalarını da içeren blog
www.yarbanabiryolculuk.com adresinde.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS