Yapı Kredi Yayınları'ndan 7 yeni kitap

Yapı Kredi Yayınları'ndan 7 yeni kitap

Yapı Kredi Yayınları'ndan 7 yeni kitap raflarda yerini aldı.

Arşimed'in Hamamı

"Bilimi yerinden oynatın size bir dayanak noktası vereyim."

Popüler bir bilim kitabı yazmak için, basın-yayından anlayan, mümkünse televizyonla içli dışlı, eli kalem tutan bir fizik uzmanı gerekir. Ama eğer ki fizik uzmanı bulunursa, işte o zaman ortaya Arşimed'in Hamamı gibi eğlenceli bir kitap çıkar.

Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Sven Ortoli ve Nicolas Witkowski'nin ortaklaşa yazdığı Arşimed'in Hamamı kitabında Arşimed'in sesi hamamın dışında da o kadar hoş mudur? Şu ufolar neden hep Amerika'ya iner? Newton'un elmasının da arkasında bir Havva olmasın? İnsanla maymun arasında kaç halka eksik, kaç halka fazla? Bing bang dedikleri bir kuru gürültü mü? gibi eğlenceli ve merak uyandıran soruları cevaplandırıyor.

Bilimle ilgili ünlü öyküler, kulaktan kulağa çarpıtılan söylenceler, yarım yamalak bilgiler, tadımlık imgeler... Sven Ortoli ve Nicolas Witkowski'ye göre, bunlar bilimden ayrılamaz. Dolayısla bu kitap, bilime ilişkin söylencelerin doğruluğunu ölçmek yerine, bilimin kitlelerce algılanışının kısa bir tarihini yapıyor, söylenceler en az bilimsel kuramlar kadar tutarlı çünkü!

Sven Ortoli - Nicolas Witkowski
Çeviren: Ömer Aygün
154 Sayfa, 16 TL

Beowulf


İngiliz edebiyatı tarihinin en eski metinlerinden Beowulf tahminen sekizinci ve onuncu yüzyıllar arasında bir zaman diliminde Britanya'da kaleme alınmıştır, oysa konusu ve olayların geçtiği yerler, beşinci yüzyıla kadar Ada'yı istila eden Kuzeyli pagan kavimlerin beraberlerinde getirdikleri destanlardan olduğuna işaret eder. Prens Beowulf'un önce Danları, sonra kendi kavmi olan Gotları doğaüstü varlıklardan kurtarmak için girdiği mücadeleleri anlatır.

İngilizcenin geçirdiği değişimden ötürü artık özgün dilinden okunamayan destanın çevirileri içinde Nobel ödüllü İrlandalı şair Seamus Heaney'ninki özel bir yere sahiptir. Heaney Beowulf'u Anglo Saksoncanın sessel özelliklerini olabildiğince koruyarak günümüz İngilizcesine aktarmayı başarmıştır.

Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Beowulf'un çevirisini Seamus Heaney'in modern İngilizcesinden Nazmi Ağıl yaptı.

Çeviri: Nazmi Ağıl
129 Sayfa, 14 TL

Dul

"Artık dulum. 12 Kasım günü Sylvia öldü. Çok üzücü. Bu sene indirimli satışlara birlikte gidemeyeceğiz."

Jean-Louis Fournier, eşinden önce ölmek istiyordu. Ama eşi ondan önce davrandı. 40 yıllık evliliğinin ardından dul kalan Fournier, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Dul kitabında kendisi teselli etmek, belki de intikam almak için karısından söz ediyor. Ama onu anlatırken aslında bize kendisini anlatıyor.

Jean-Louis Fournier 1938 yılında Fransa'nın kuzeyindeki Arras şehrinde doğdu. Yazarlığının yanı sıra televizyon programları da hazırladı. Nereye Gidiyoruz Baba? adlı kitabıyla 2008 Femina ödülünü aldı.

Üretken bir yazar olan Fournier'nin yapıtlarından bazıları şunlardır:
Le curriculum vitae de Dieu, 1995; Il a jamais tué personne mon papa, 1999 (Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam, Çev. Zafer Demez, YKY 2009); J'irai pas en enfer, 2001; Mouc-hons nos morveux, 2002; Mon dernier cheveu noir, 2006 (Son Siyah Saçım, Çev. Billur Köker, YKY 2012); A ma dernière cigarette, 2007; Où on va, papa ?, 2008 (Nereye Gidiyoruz Baba? Çev. Aslı Genç, YKY 2009); Veuf, 2011 (Dul, Çev. Can Belge, YKY 1013); Ça m'agace !, 2012.

Jean-Louis Fournier
Çeviren: Can Belge
112 Sayfa, 10 TL

Ekmeğimiz

Predrag Matvejevic, Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Ekmeğimiz kitabında buğdayın muhteşem gezintisini, nesilden nesile aktarılan bilgileri derlemekle kalmıyor; ekmeğin bilgelik, şiir, sanat ve inanca dair tarihini de yazıyor.

Yazar, ekmeğin destanını anlatırken Tanrı'dan ve insanlardan, tarihten ve antropolojiden, açlıktan ve zenginlikten, savaştan ve barıştan, şiddetten ve aşktan da söz ediyor. Bu sayfalarda, herkes, kendi içindeki açlığa hitap eden ekmeği bulacaktır.

"Evren ekmekle başlar." Bunlar, Pythagoras'ın, bilge Laertioslu Diogenes tarafından, sonraki nesillere aktarılmış sözleridir. Ekmek doğanın ve kültürün ürünüdür. Barış şartı ve savaş nedeni, umut göstergesi ve umutsuzluk sebebi olmuştur. Dinler onu kutsamıştır. Halk onun üzerine yeminler etmiştir. Herkese yetecek kadar ekmeği olmayan ülkeler bahtsızdır. Öte yandan, sadece ekmeği olan ülkeler de mesut değildir. Asırlar boyunca "sadece ekmekle yaşanmaz" sözü yinelenmiştir.

Buğday ve ekmekle ilgili bilgiler nesilden nesle aktarılmıştır. Atalar, miras olarak, görünüş ve kullanım bakımından birbirine benzeyen, birbirine yakın araç ve aletler bırakmışlardır: Ekmek teknesinde un yoğrulur ve bu tekne, bebek sallanılan beşiğe, yatılan yatağa, ölümden sonra girilen tabuta, bir kıyıdan diğerine geçmeye yarayan kayığa benzer.

Çeviren: Meryem Mine Çilingiroğlu
177 Sayfa, 15 TL

Güzel Eşya, Alelade Dünya

"(...) şu her gördüğüm ayrıntıyı anlatma huyumu da bırakmalıyım, ne faydası var, eşyayı, dünyayı tanımaya çalışmaktan kendimi tanıyamıyorum. Neye benzediğini tarif et deseniz yapamam. Suretimi hatırlamıyorum ki. Tam kendime bakacakken, dikkatim başka yerlere kayıyor, içim yeni gördüğüm şeyleri anlatma isteğiyle dolup taşıyor, gözlerimin eşyayı tarayan bir çift mercekten farkı kalmıyor. Ben eşyanın gölgesinde, kişiliksiz bir anlatıcı olarak kalıyorum. Geçmişim yok, ismim yok, ailemi, dostlarımı hatırlamıyorum, yaşımı bilmiyorum. Bu dünyayla, insanlarla aramdaki tek bağ, anlattığım eşya. İzlemeyi, anlatmayı bıraktığım gün, kendimi tanıyacağım, ama varlığımın bir anlamı kalmayacak, biliyorum."

Köpeğin ıslak burnu, komodinin arkasına düşmüş leblebi, düğmenin üzerindeki gri leke, havada uçuşan talaş tozu, dudağın kenarında kurumuş şekerli çay damlası... Dünyaya her gözlerini açışında çevreni kuşatan, dikkat etmediğin, önemsemediğin, anlatılmaya değmez, sıradan şeyler...

Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Güzel Eşya, Alelade Dünya'da, bir kenara atılmış eşyayı, dünyanın alelade hallerini göstermeyi iş edinmiş, çekingen ama cüretkâr bir anlatıcının öykülerine kulak veriyoruz. İzleyip anlattığı, çizerek de işaret ettiği şeylerin kendisini fark edip etmediğini içten içe merak eden, zaman zaman da anlattığı öykünün içine girip olayın seyrine müdahale etmeye kalkan bir anlatıcı var karşımızda. Arzusu, perde arkasından konuşan sıradan bir anlatıcı olarak kalmayıp kendi varlığını dünyaya hissettirmek. Tabii gerçekten varsa...

Tuncer Erdem
95 sayfa, 9 TL

Dağdan Cezveye Türk Kahvesi

Türk kahvesinin dünü ve bugünü, bu el kitabında...

M. Sabri Koz ve Kemalettin Kuzucu'nun iki ana bölüm halinde, tarih ve folklor eksenli bir el kitabı olarak hazırladıkları Yapı Kredi Yayınları ve Türk Kahvesi Kültürü ve Araştırmaları Derneği'nin ortaklaşa hazırladığı Türk Kahvesi kitabı, Mary Priscilla Işın tarafından Turkish Coffee adıyla İngilizce'ye çevrildi.

Türk kelimesiyle kurulmuş isim tamlamaları içinde özel anlamlar yüklenmiş ve dünyada böylece kabul görmüş kavramlar vardır: Türk mavisi, Türk kırmızısı, Türk biberi... Bunlardan biri de Türk kahvesidir.

16. yüzyıldan itibaren değişik dönemlerde Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırları içinde yer alan Yemen, Mısır, Kuzey Afrika ve her zaman ilgi alanına giren Habeşistan kahve kültürünün tarihinde önemli yere sahiptir. Türkler kahve ile 16. yüzyılın ilk çeyreğinde tanıştı denilebilirse de bu yüzyılın ortaları ile sonları kişi, kurum ve olaylar bakımından kahvenin artık belli bir mesafe katettiğini, 17. yüzyılda ise yayılmanın boyut ve coğrafyasının bir hayli genişlediğini söyleyebiliriz. Kahve ve kahvehane kavramı toplumsal, siyasî, dinî ve ekonomik anlamda artık geri dönülemez bir yola girmişse bunda çok farklı etmenler rol oynamıştır. Bu da bir yeni içecek olan kahvenin muhafazakârlık karşısında kazandığı bir zafer olarak yorumlanabilir. 16. yüzyıldan öncesi ise kesinlikten uzak bir söylenceler denizi gibidir.

Aslında kahvenin tarihine ne zamana kadar söylence niteliği ağır basan anlatıların hakim olduğu, cevaplandırılması önem taşıyan bir sorudur. Kahve söylenceleri kutsal kitaplarda yer almaz ama Hıristiyanlık ve Müslümanlık bunlara kendi bakış açılarını katmayı, bazan lehte bazan aleyhte birtakım uygulamalarla bu içeceğe kendi damgasını vurmayı denemiş ve yer yer başarılı da olmuştur.

Kahvenin sevilip tüketilmesinde ya da kötülenip yasaklanmasında din her zaman ön plandadır ama siyasal kaygıları da ihmal etmemek gerekir. Belki de siyasal sebepler dinî sebeplerle örtülerek öne çıkarılmıştır. Sonraki yüzyıllarda ise her zaman ticarî bir meta ve vazgeçilmesi güç bir alışkanlık olmuştur.

Kahve ticareti, kazancı yüksek ve tüketimi sürekli olan bir hal alınca büyük tacirlerin her zaman ilgi duyduğu, bu ilgi sonucu uygun iklim şartları aranarak değişik yerlerde yetiştirilmesinin de yolları aranmış, bunun sonucu olarak Güney Amerika'da ve Güney Asya'da üretilen kahve piyasada önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Ana vatanı Habeşistan (Etiyopya) ve şöhretinin kaynağı olan Yemen neredeyse söylencelerde kalmış ve piyasayı bu yeni topraklarda üretilen, tadı ve aroması farklı kahve çekirdekleri istila etmiştir.

M. Sabri Koz - Kemalettin Kuzucu
Çeviren: Mary Priscilla Işın
271 Sayfa

Yalos

Başkalarının Fotoğrafı ve Öyküler Unutmaz ile adını duyuran Semra Aktunç, yeni öykülerini Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan Yalos'ta bir araya getiriyor. "Yalos" (driftwood), akarsularla denizlere ulaşıp dalgalarla kıyılara vuran odun parçalarına deniyor... Aktunç'un, doğanın ve zamanın yarattığı bu ağaçtan heykellerin adını kitabına koyması boşuna değil: Kaybolmaya yüz tutmuş incelikler Yalos'ta ustalıkla öyküleşiyor.

Çok zaman geçti.
Bir yalostum artık, incecik dal gibi gövdem, yılankavi, bembeyaz.
Denizde kalmak istesem de rüzgâra direnemiyordum. Bir kıyıda buldum kendimi, ıssızdı kıyı, uzandım taşların üstüne, ısındım, sevdim güneşi.
Ne kadar yaşar yaloslar bilmiyorum.
Pek önemi kalmadı bunun ama hâlâ izleyebiliyorum gövdemi ve ağzımın sımsıkı kapalı olduğunu kederden ve tuzdan.
Bu sessiz kıyı böyle midir hep?

Semra Aktunç
85 Sayfa, 7 TL
Yapı Kredi Yayınları
{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS