Kızılcahamam'da teşkilatlara seçim uyarısı

Kızılcahamam'da teşkilatlara seçim uyarısı

AK Parti'nin 21. İstişare Toplantısı'nda konuşan Başbakan Erdoğan, parti teşkilatlarına uyarıda bulundu: "Soluklanayım derseniz milletin emaneti uçurumdan düşer."

Başbakan Erdoğan, Kızılcahamam'da düzenlenen AK Parti 21. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı'nın kapanış oturumunda yaptığı konuşmada, iki gün boyunca yoğun bir şekilde gerçekleştirdikleri istişarelerin, ülke, millet ve demokrasi adına hayırlar getirmesi temennisinde bulundu.

Toplantıda, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in Anayasa çalışmalarını, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay'ın 30 Eylül'de açıklanan demokratikleşme paketini, Genel Başkan Yardımcısı Menderes Türel'in de yerel yönetimler vizyonunu anlattığını belirten Erdoğan, yine Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Şentop'un ise Seçim İşleri Başkanlığının çalışmaları ve yerel seçim süreciyle ilgili bir sunum gerçekleştirdiğini söyledi.

Bu sunumların her birinin ardından, katılımcıların sorularını yönelttiğini, görüş, öneri ve eleştirilerini dile getirdiğini ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: "Bugün öğleden önce de, bizzat benim ve bakan arkadaşlarımın katılımıyla, programımız çerçevesinde yaklaşık 4,5 saat süren genel görüşme gerçekleştirdik. Burada da milletvekili arkadaşlarımdan 29 arkadaşım, 27'si milletvekili, 2 arkadaşımız ise genel merkez gençlik kollarından olmak üzere sorularını yönelttiler. Bu soruları cevapladık. Ayrıca istişare toplantımıza katılan arkadaşlarımızın görüş ve önerilerini dinledik, bunları not ettik. 21'inci istişare toplantımız, diğer 20 toplantı gibi, son derece samimi bir ortamda, teşkilatımızın her kademesinden arkadaşlarımızın ve ailelerin bir arada bulunduğu bir muhabbet ikliminde tamamlandı."

"Her zeminde istişare kültürünü yaşıyor ve yaşatıyoruz"

"Dikkatinizi çekiyorum... 12 yıllık bir partiyiz ve 21'inci istişare toplantımızı gerçekleştiriyoruz" diyen Erdoğan, şöyle devam etti: "Olağanüstü bir durum olmazsa, yılda 2 kez böyle bir buluşmayı sağlıyor, 2 gün boyunca, başbaşa kalarak, partimizin, ülkemizin, demokrasimizin ve insanlığın meselelerini etraflıca ele alıyoruz. Elbette, tek istişare mekanizmamız da bu değil. Birebir görüşmelerden parti kurullarımıza, Meclis Grup
toplantılarımızdan kongrelerimize kadar her fırsatta, her zeminde istişare kültürünü yaşıyor ve yaşatıyoruz. Çünkü biz temel ilke olarak her işimizde istişare etmeyi kendimize prensip edinmiş bir partiyiz. Burada şunu da özellikle vurgulamak istyorum; istişarelerimizi, sadece kendi aramızda yapmakla yetinmiyoruz. Toplumun her kesimiyle, her görüşle, söyleyecek sözü olan herkesle bir araya geliyor, gündemdeki konuları ele alıyor, ülkenin istikametini, tam bir istişare ve uzlaşma kültürüyle şekillendirme mücadelesini veriyoruz. Sivil toplum örgütleriyle, sendikalarla, düzenlediğimiz çalıştaylarla,
konferanslarla, akil insanlar heyeti başta olmak üzere çeşitli gruplarla yaptığımız görüşmelerle, her alanda ortak aklı oluşturmanın ve ortak akıl dairesinde bir rota belirlemenin çabasını sergiliyoruz."

"Her eleştiri bizim için eşi bulunmaz değerdedir"

Hükümet olarak her kesime kucak açtıklarına vurgu yapan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Cumhuriyet tarihimizde, özellikle de demokrasi tarihimizde, farklı kesimlere bu kadar kulak veren, gözünü ve kulağını açtığı kadar, gönlünü de bu kadar farklı kesimlere açan bir başka hükümet olmamıştır. Her söz, her görüş, her öneri ve her eleştiri bizim için eşi bulunmaz değerdedir. Herkesin aynı şeyi düşündüğü, aynı cümleleri kurduğu bir dünya, takdir edersiniz ki son derece sıkıcı, renksiz, tek düze bir dünya olurdu.

Hiç kuşkusuz, bizim belli ilkelerimiz var, politikalarımız var, belli sınırlarımız ve çizgilerimiz var. Ama bu, başkalarını dinlememize engel değil. Politikalarımızı daha da zenginleştirmek, toplumun tüm kesimlerini çok daha samimi şekilde kucaklayabilmek, bize oy verenlerin olduğu kadar, bize oy vermeyenlerin de hukukunu savunmak için, kendi aramızda ve toplumun tüm kesimleriyle istişarelerimizi, diyaloğumuzu artırarak sürdüreceğiz. 21'inci istişare toplantımızı da işte böyle bir anlayışla gerçekleştirdik. Bu İstişare toplantımızın tekrar hayırlara vesile olmasını Rabbim'den niyaz ediyorum."

Toplantıda gerek sunum yapan, gerek fikirleriyle katkıda bulunanlara da teşekkür eden Erdoğan, "Bu salonda dile getirilen görüşlerin asla havaya karışıp gitmeyeceğini, hepsinin tek tek not edildiğini ve hepsinin dikkate alınacağını özellikle bilmenizi istiyorum" diye konuştu.

Muharrem ayı mesajı

Başbakan Erdoğan, yarın ülkemiz ve İslam coğrafyası için son derece önemli bir günün idrak edileceğini, Muharrem ayının 1'i olması hasebiyle, Hicri yılbaşının kutlanacağını belirterek, şöyle konuştu:

"Hicri 1435 yılına girerken, bu yeni yılın, ülkemiz, milletimiz, tüm İslam coğrafyası için hayırlara vesile olmasını, özellikle de mazlumlar için kurtuluşun, necatın, refah ve huzura hicretin kapılarını aralamasını Allah'tan niyaz ediyorum. Tabii, muharrem ayıyla birlikte, önemli bir yıldönümüne daha inşallah erişecek ve o yıl dönümünde de yine ellerimizi semaya açmak suretiyle hayırlara vesile olmasını dileyeceğiz. Evet... Miladi 680 yılında, Hicri 10 Muharrem 61 yılında, Hazreti Hüseyin ve Ehli Beyt, Kerbela'da önce susuzluğa
mahkum edilmiş, ardından tarihin en acı katliamı gerçekleşmiş, o mübarek insan, Hazreti Peygamber'in (SAV), arşın küpelerinden biri olarak vasıflandırdığı, Efendimiz Hazreti Hüseyin ve ailesi şehit edilmişti. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi, Hazreti Hüseyin Efendimiz'in, onun ailesinin ve Ehl-i Beyt'in üzerine olsun. Rabbim inşallah bizleri onların şahitliğine mazhar eylesin."

"Sünni kardeşlerim muharrem orucu tutmaz diye bir şey yok"

Alevi vatandaşların da tutacağı Muharrem oruçlarının da kabulünü temenni eden Erdoğan, "Tabii Sünni kardeşlerim muharrem orucu tutmaz diye bir şey yok. Aynı şey Sünni kardeşlerim için de geçerli. Tüm oruçları kabul eylesin Rabbim, sofralarındaki bereketi ve milletçe aramızdaki muhabbeti artırsın diyorum" ifadesini kullandı.

"Hazreti Hüseyin, herkes için örnek bir şahsiyet"

Hazreti Hüseyin'in, Hazreti Peygamber Efendimiz'in torunu, Ashab-ı Kiram'ın bir büyüğü, Ehl-i Beyt'in bir mensubu olarak, herkes için örnek bir şahsiyet olduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle dedi:

"Hayatı, yaşam tarzı, sözleri, öğütleri, hepimiz için bugün de rehberlik yapıyor, bugün de yolumuzu aydınlatıyor. Ancak, Hazret-i Hüseyin'in, yaşamı kadar şehadeti de bizlere çok önemli, hem de hiç unutulmayacak dersler verdi. Kerbela faciasının üzerinden 1374 yıl geçmiş olmasına rağmen, Kerbela'nın tam olarak anlaşılmadığını, Hazreti Hüseyin'in şehadeti tercih ederek vermek istediği mesajın hala tam olarak alınmadığını görüyor ve bu eksikliğin acısını tüm coğrafyamızda yaşıyoruz. Hazreti Hüseyin bize, haksızlık karşısında eğilmenin zillet olduğunu, esaret olduğunu, onursuzluk olduğunu öğretti. Hazreti Hüseyin, bize haksızlık karşısında susmanın, dilsiz şeytan olmak olduğunu öğretti. Hazreti Hüseyin, bize onurlu bir ölümün, yani şehadetin, onursuz bir duruştan, onursuz bir teslimiyetten ve boyun eğişten çok daha değerli olduğunu öğretti.

Ama şu hususun altını da özellikle çiziyorum; Hazreti Hüseyin, Kerbela'da, inandığı dava uğruna başını verirken, bize, kardeş kavgasının ne kadar büyük bir acı, ne kadar derin bir yara olduğunu da öğretti. Hazreti Hüseyin'in şehadetinden, Kerbela faciasından intikam, öfke, nefret, husumet, ayrışma çıkaranlar, kardeş katlinin caiz olduğu sonucunu çıkaranlar, açık açık söylüyorum, Hazreti Hüseyin'i anlamamıştır, Kerbela'yı anlamamıştır, Ehl-i Beyt'i hiç anlamamıştır. Hazret-i Hüseyin, kahramanca ruhunu teslim ederken, arkasında bir tefrika bırakmayı değil, kesinlikle ve kesinlikle arkasında kanla yazılmış bir ders bırakmayı temenni ediyordu."

"Şam'daki Yezid..."

Erdoğan, Kerbela'da yaşanan faciasının ardından bugün geniş coğrafyada yeni 'Kerbelalar'ın içlerini acıttığını, yüreklerini sızlattığını ifade ederek, şöyle konuştu: "Suriye'de iki yıldır devam eden çatışmalarda 130 binden fazla insan hayatını kaybetti, 7 milyondan fazla insan evini terk etmek zorunda kaldı. şu anda 600 bini aşkın insan bizim ülkemizde sığınmacı olarak yaşıyor. Gurbete gidenler ayrı bir acı yaşıyor, Suriye'de kalanlar çok ayrı bir acı yaşıyor. Suriye'nin her köşesinde her gün, her an adeta mini bir Kerbela yaşanıyor. Şam'daki Yezid, kendi halkına, kendi vatandaşına her gün yerden ve gökten ölüm gönderiyor. Şimdi birileri çıkmış, bize 'susun' diyor. 'Görmeyin, duymayın, hissetmeyin' diyor. 'Bırak kalsın' diyor. Allah aşkına susarsak, görmezsek, duymazsak oradaki acıyı yüreğimizde hissetmeksek yarın biz Hz. Hüseyin'in yüzüne nasıl bakarız. Bizim her meselede safımız bellidir. Biz tarihimiz boyunca hiçbir zaman Yezidler'in tarafında olmadık. Bundan sonra da Yezidler'in tarafında olmayacak, Hz. Hüseyin'in safında yer almaya devam edeceğiz."

"Mısır'da farklı bir acı yaşanıyor"

Erdoğan, yaşanılan acıların bir Sünni-Şii çatışması olmadığını, bir hak ve batıl çatışması olduğunu dile getirerek, Suriye gibi Mısır'da da farklı bir acının yaşandığını, kardeşin kardeşi acımasızca katlettiğini gördüklerini, hak ve hukuk arayışlarının silahla karşılık bulduğuna üzülerek şahitlik ettiklerini söyledi.

Mısır'ın meselesinin sadece Mısırlıların değil, insanlığın meselesi olduğunu ifade eden Erdoğan, "(Rabia işareti yaparak) Bu Rabia işareti, sadece Mısır halkının haklı davasının işareti değildir. Bu Rabia işareti, dünyanın her yerinde artık haksızlığa dur işaretidir. Bu Rabia işareti, dünyanın her yerinde zulme, baskıya, ölümlere, katliamlara yeter işaretidir. Bu Rabia işareti, artık dünyanın her yerinde 'darbeye dur' işaretidir" diye konuştu.

Yerel seçimler

3 Kasım seçimlerinin 11. yıl dönümünde, en az 3 Kasım seçimleri kadar önemli bir seçime, 30 Mart seçimlerine hazırlandıklarına işaret eden Erdoğan, bu süreçte, genel başkan yardımcısından bakanlara, kadın kolları başkanlığından gençlik kollarına, milletvekillerinden il başkanlarına, belediye başkanlarından sandık müşahitlerine kadar her kademe teşkilat mensubunun çok hassas olması ve çok çalışması gerektiğini vurguladı.

"Biz, 3 Kasım 2002'de, milletin emanetini omuzladık, milletin sancağını kavradık ve zirveye doğru, yani Türkiye'nin hedeflerine doğru yola çıktık" diyen Erdoğan, şöyle devam etti: "Biz, öyle bir yokuş çıkıyoruz ki, bakın altını çizerek söylüyorum, bu yokuşta durmanın, duraklamanın, rehavetin hiçbir mazereti yoktur ve olamaz. Sancağı aldık ve şu kadar yüksekliğe çıkardık, yetmez. Millete, ülkeye şu kadar hizmet yaptık, yetmez. Türkiye'yi şuradan aldık, şuraya getirdik, önemli ama, yetmez. Zira biraz soluklanayım deyip bir kenara iliştiğiniz anda, o dik yokuştan, o uçurumlardan, zirvenin eteğindeki o kayalıklardan, Allah vermesin, milletin emaneti düşer, milletin sancağı düşer ve yuvarlanıp gider.

Biz, menzile varmakla mükellef değiliz; o, Allah'ın takdiridir, milletin takdiridir. Ama, menzile giden yolda, çok ama çok dikkatli olmak, o emaneti de, o sancağı da çok iyi kavramak zorundayız. En küçük bir rehavet, milletin tüm kazanımlarının heba olmasına yol açabilir. En küçük bir gevşeme, en küçük bir ihmal, Türkiye'nin eski Türkiye'ye rücu etmesine sebep olabilir. Zirveye doğru emaneti ve sancağı taşırken, 2 önemli hususu sürekli dikkatlerimizde bulundurmak zorundayız.

Bir, zirveye giden yolun zeminini sağlam taşlarla döşeyeceğiz. İki, bizden sonra emaneti taşıyacak, bu emanetin, bu mübarek sancağın şuurunda olacak, vatanına, ülkesine, milletine hizmetkarlık yapacak nesillere yollar açacağız. Eğer, bu saftan biri ayrıldığında, biri Hakk'a yürüdüğünde, biri istikamet değiştirdiğinde, milletin emaneti, milletin sancağı yolda kalıyorsa, tehlike altına giriyorsa, o hareket, zemini sağlam bir hareket değildir. Hiç kuşkunuz olmasın ki, bu hareketin zemini sağlamdır. Allah'a hamdolsun, arkadan gelen, bu emanetin ve bu sancağın kudsiyet şuurunu taşıyan, alnı ak, bahtı ak, çalışkan, dürüst nice gencimiz var. Ancak, bu bile bizi rehavete sevk etmeyecek."

"Eğer sen yoksan bir eksiğiz"

AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, "Nasıl olsa oylar geliyor, nasıl olsa anketlerden iyi sonuçlar çıkıyor, nasıl olsa Türkiye'de her iki kişiden biri bize oy veriyor" diyerek rehavete kapılanların hem kendilerinin kaybettiğini hem de omuzlarındaki emanate haksızlık yaptıklarını söyledi.

Erdoğan, "Ankara çalışıyor, genel merkez çalışıyor" diyerek, ihmal bataklığına saplananların da 3 Kasım 2002'de omuzlarına yüklenmiş, zirveye doğru ilerleyen emanete kastetiklerini belirterek, "Eğer sen yoksan bir eksiğiz" dedi.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
{$ item.DailyVideosDetails.Section_Title $}
LG
MD
SM
XS