Almanya'da göçmen karşıtı AfD'ye destek artıyor

Almanya'da göçmen karşıtı AfD'ye destek artıyor

Almanya'da yapılan anketlerde göçmen karşıtı AfD partisinin oy oranının yükseldiği gözlemleniyor. Parti liderlerinin artan şekilde aşırı sağcı söylemlerinin, bu yükselişte etkili olduğunun öngörülmesi kaygılara yol açıyor.

Irkçı ve aşırı sağ hareketler üzerinde araştırmalar yapan Prof. Dr. Beate Küpper, 2013 yılında Avro krizine tepki olarak bir grup ekonomist tarafından kurulan AfD'nin son dönemde hızlı bir değişimden geçtiğini belirterek, "İktisatçı ve akademisyenlerin ağırlıkta olduğu yapı geçen sene çöktü. Bu akademisyenlerin çoğu partiden ayrıldı. AfD hızla aşırı sağcı popülist bir harekete dönüşüyor" dedi.


2013 yılındaki genel seçimde yüzde 5 barajını aşamayan AfD'nin, mülteci kriziyle birlikte tırmanışa geçmesini ve Almanya'daki üçüncü en büyük parti konumuna yaklaşmasını AA'ya değerlendiren Prof. Küpper, AfD'nin önde gelen bazı isimlerinin bilinçli olarak milliyetçi, ırkçı söylemler kullandığını, aşırı sağa göz kırptığını söyledi. AfD içindeki en etkili isimlerden olan Björn Höcke'nin kamuoyunda tartışmalara yol açan ırkçı açıklamalarının dikkat çekici olduğunu vurgulayan Prof. Küpper, "Höcke'nin sözleri, kullandığı söylem, Nazilerin, Nasyonal Sosyalizm'in söylemleriyle örtüşüyor. Kendisi tarihçi ve neden söz ettiğini çok iyi biliyor. Partinin söylemlerinde şüpheye yer vermeyecek şekilde milliyetçi ve aşırı sağcı söylemle örtüşen vurgular görüyoruz. AfD klasik yeni sağ olarak görünme çabasında olsa da söylemleri ve mesajları itibariyle aşırı sağcı olarak tanımlanabilir" şeklinde konuştu.


AfD ile PEGIDA'nın iş birliği


AfD'nin, İslam karşıtı PEGIDA hareketiyle yakın diyaloğuna işaret eden Prof. Küpper, AfD ve PEGIDA liderlerinin kullandıkları söylemlerinin, son dönemde ırkçı şiddet olaylarının artmasında etkili olduğunu vurguladı. Yabancı düşmanı, göçmen karşıtı söylemlerin, aile içinde, arkadaş ortamında, mahallelerde tepkiyle karşılanmamasının sosyal normlarda değişime yol açtığını, bunun daha sonra eyleme geçilmesini beraberinde getirdiğini kaydeden Prof. Küpper, sözlerini şöyle sürdürdü:


"Özellikle PEGIDA hareketi, Dresden kentindeki gösterilerde yaklaşık 20 bin kişiyle, aleni bir şekilde nefret söylemlerine yer verdi. Bugüne kadar söylenemez olanlar söylenebilir, yapılamaz olanlar yapılabilir oldu. Sosyal psikolojide toplulukların radikalleşmesi olarak tanımladığımız bir gelişmeyle karşı karşıyayız. İşte bu da düşünceleri kabul görenlerin, eylemlerini de meşrulaştırmasına zemin hazırlamış oluyor." Prof. Küpper, AfD mitinglerine katılanlar ile PEGIDA göstericilerinin büyük benzerlikler gösterdiğini belirtirken, "PEGIDA, söylemleriyle şiddetin, saldırıların zeminini hazırladı. AfD de PEGIDA'nın doğal müttefiki olduğunu
duyurarak bu söylemleri üstlenmiş oldu. Sosyal ağlarda, etkinliklerde gerçekten de bazen aynı kişilerin aktif olduklarını görüyoruz" şeklinde konuştu. 



Merkel için tehdit mi?


Alman uzman, AfD'nin popülist söylemi ve artan oy oranıyla, Başbakan Angela Merkel liderliğindeki Hristiyan Birlik Partilerini (CDU/CSU) zorladığı görüşüne katıldığını söylerken, bu partilerin AfD'ye karşı belirledikleri
stratejinin ise hatalı olduğunu kaydetti. Almanya'daki tüm demokratik partilerin, demokrasi, eşitlik ve hoşgörü
konularında, şüpheye yer bırakmayacak şekilde tavır almaları gerektiğini vurgulayan Prof. Küpper, şunları kaydetti:


"Merkel liderliğindeki CDU/CSU'da bazıları, 'AfD'nin söylemlerinden bazılarını üstlenirsek bize oy verirler' diye düşünüyor, buna göre hareket ediyor. Ama bu doğru değil, çünkü insanlar zaten orijinal olana oy veriyor.
Mesela mülteciler konusunda PEGIDA ve AfD'nin söylemlerini üstleniyor olmaları, benimsemeleri, kendi normlarını ihlal etmeleri çok büyük bir hata. Çünkü bunun sonucunda eşitlik, demokrasi, hukuk devleti, mülteci yasaları gibi zor mücadeleler sonucundaki kazanımlarımız sorgulanabilir, ihlal edilebilir hale getiriliyor. Onların pozisyonlarını üstlenerek ne kendilerine ne de demokrasimize ve toplumumuza fayda sağlarlar." Prof. Küpper, Başbakan Angela Merkel'in yeni yıl mesajında mültecilere karşı yürütülen kampanyaları eleştirerek "kalplerinde nefret taşıyan, toplumu bölen ve başkalarını dışlayanların peşinden gidilmemesi" çağrısını yapmasının
yerinde olduğunu söyledi. Küpper, "Merkel'ın mesajını çok olumlu buluyorum. Net pozisyon
takınmak işte budur. Ama artık bir adım daha öteye gitmek zorunda" dedi.



Almanya'da yeni kutuplaşma


Almanya'da AfD'nin güç kazanmasının, toplumdaki yeni bir kutuplaşmayı da gösterdiğini kaydeden Prof. Küpper, "Bir tarafta demokratik değerler, çoğulculuk, eşitlikten yana tavır alan, mültecileri kabul eden bir çoğunluk var. Diğer tarafta ise buna karşı duruş sergileyen bir azınlık var. İkinci gruptakilerin sayısı az, ancak son dönemde seslerini çok daha güçlü duyuruyorlar" değerlendirmesini yaptı. Alman uzman, yaşananların küreselleşme ve modernleşme süreçleriyle de yakından bağlantılı olduğunu, son 10 yılda kadınlar, göçmenler, engelliler veya eş cinseller gibi farklı toplumsal grupların hakları ve eşitliği konularında ilerlemeler kaydedildiğini, bunun diğer bazı vatandaşların statülerini, ayrıcalıklarını etkilemeye başladığını söyledi.
Yeşiller Partili eski siyasetçi Joschka Fischer'in yaşanan bu süreci "Beyaz adamın sonu" sözleriyle ifade ettiğini hatırlatan Prof. Küpper, "Doğru bir noktaya işaret ettiğini düşünüyorum. Yaşadığımız süreç bir kesimin ayrıcalıklı konumlarını müdafaa etmeye çalışma girişimidir. Artan eşitlik ve modernleşme aynı zamanda daha çok insanın mesela kadınların ve göçmen kökenlilerin dışlanması değil artık oyuna dahil edilmelerini beraberinde getirdi" diye konuştu.


Batı Almanya'nın 70 yıldır demokrasiyi geliştirme ve modernleşme çabasında olduğunu, göçmen karşıtlığının güçlü olduğu eski Doğu Almanya eyaletlerinin ise süreçte geriden geldiğine dikkat çeken Küpper, "Almanya'nın
doğusunda bazı insanlar hala Rusya'ya bir bağ hissediyor ve oradaki anlayışları, toplumsal modelleri kabul edebiliyor. Şimdi Doğu'da onlara çekici görünen ancak demokratik olmayan alternatif modeller var ne yazık ki. Bu çok tehlikeli" şeklinde konuştu.


AfD'nin hızlı yükselişi


AB'deki ekonomik krize tepki olarak, ortak para birimi avroya ve borç krizindeki ülkeler için hazırlanan kurtarma paketlerine karşı çıkan iktisatçılar tarafından 2013 yılında kurulan AfD, özellikle Almanya'nın doğudaki eyaletlerinde büyük desteğe sahip. 2013 yılındaki genel seçimlerde yüzde 4,7'lik oy oranıyla barajı
geçemeyen ve meclis dışında kalan AfD, don dönemde yürüttüğü sığınmacı karşıtı propagandayla oy oranını yüzde 9'a yükseltmeyi başardı. Kurulmasının ardından internetten altın satışı yoluyla partiye önemli miktarda gelir toplayan AfD, iktidar partilerinin geçen ay çıkardıkları yasayla buna sınırlamalar getirmesi üzerine, yeni bir kampanya başlatarak üyelerinden destek istedi. Mali sorunlar yaşayan parti, üç hafta gibi kısa sürede 2,1 milyon avro bağış toplayarak kapanma riskini bertaraf etti.


Yapılan son anketler AfD'nin bu yıl 5 eyalette yapılacak eyalet meclisi seçimleriyle, önümüzdeki yıl yapılacak genel seçimlerin aritmetiğini etkileyecek güce sahip olduğunu gösteriyor.

{$ item.Title $}
{$ item.Title $} © {$ item.Files[0].Sources[0] $}
{$ item.Title $}
{$ item.Title $}
{$ photo.Metadata.Title $}
ilgili haberler
 
LG
MD
SM
XS