Ankara’daki NATO zirvesi ittifak dengelerini değiştirecek mi?

Temmuz ayında Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi öncesinde ittifak üyeleri arasında yoğun diplomatik temaslar sürüyor. Zirvenin, Soğuk Savaş sonrası dönemin en kritik NATO toplantılarından biri olacağı değerlendiriliyor. Bir yanda zirve hazırlıkları devam ederken diğer yanda NATO içinde farklı cepheleri temsil eden ülkeler arasında dikkat çekici görüş ayrılıkları yaşanıyor. Özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’nun geleceğine ilişkin yaklaşımı, ittifak içindeki tartışmaları daha da derinleştiriyor. Hürriyet.com yazarı Gökçe Aytulu kritik sürece ilişkin köşesinde dikkat çeken detaylara yer verdi.
Bir yanda zirve hazırlıkları sürerken diğer tarafta NATO’nun farklı cephelerini temsil eden ülkeler hummalı bir diplomatik yarışın içindeler.
Ankara Zirvesi’nin Soğuk Savaş’tan bu yana NATO’daki en çekişmeli ve en önemli toplantı olacağı iddia ediliyor.
Kısa süre önce Avrupalı müttefiklerinden Hürmüz’de istediği desteği bulamayan ABD Başkanı Trump ittifak için “kâğıttan kaplan” demişti.
İşte buzdağının görünen kısmında Trump’ın NATO’nun geleceğine biçtiği rol var.
ABD Başkanı, ittifakın Avrupa’yı Rusya’ya karşı korumak için mali yükünü üstlenmeyi reddediyor. Özellikle Avrupalı üyelerin askeri harcamaları artırmasını şart koşuyor. Ayrıca ittifakın odağını Avrupa’dan Hint-Pasifik’e çevirmesini istiyor.
Ancak sorun sadece bu değil.

NATO’nun kurucu ülkeleri arasında da bugün ittifakın konumuna ilişkin farklı vizyonlar söz konusu.
Örneğin Fransa... Hatırlarsanız birkaç yıl önce Fransa Cumhurbaşkanı Macron, “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” diye buyurmuştu. Aslında bu, Fransa’nın mevcut konumu açısından anlaşılır bir söz.
Macron, Avrupa’nın savunmasını ABD’ye bağımlı olmaktan çıkarma hedefinde. AB’nin savunma projesi SAFE’e odaklanması ve kendi askeri yapısını oluşturmasını istiyor. Hatta açıkça AB üyesi olmayan müttefikleri İngiltere ve Türkiye’yi bu planın dışında tutmaya çalışıyor.
Tabii, Charles de Gaulle’ün 1966’da Fransa’yı NATO’nun askeri kanadından çıkardığı ve ancak 2009’da Sarkozy döneminde geri döndüğü hatırlanırsa Fransa’nın pozisyonu daha net anlaşılabilir.
Macron ihtiraslı bir lider.
Ancak gerçek şu ki mevcut şartlarda Avrupa’nın elinde NATO’dan daha iyi bir askeri seçenek yok. Eski kıtanın ekonomisi de yakın zamanda bunun değişemeyeceğini gösteriyor.
Bununla birlikte ittifakın kurucu üyelerinden İngiltere, Fransa ve ABD’den farklı bir noktada duruyor. NATO’nun fikir babası olarak İngiltere’nin eski dışişleri bakanlarından Ernest Bevin gösterilir.
Bevin, Stalin’i durdurmanın ancak ABD’nin Avrupa’yı savunmasıyla mümkün olacağını düşünüyordu.
Bir taraftan da Britanya’nın İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda kaybettiği emperyal etkiyi tekrar canlandırma hedefindeydi.
Bunun için Brüksel Anlaşması’nı bir basamak olarak kullanıp NATO’nun temelini oluşturdu.
ZİRVEDE BÜYÜK BİR YOL AYRIMI OLABİLİR
Bugün İngiltere, AB dışında olsa da NATO’nun temel misyonunun hâlâ Avrupa’nın korunması olduğunu düşünüyor. Bu yönden Fransa ile taban tabana zıt sayılırlar.
Yine İngiltere kendini transatlantik ittifakta bir köprü olarak konumlandırıyor.
Bu açıdan Türkiye ile son dönemde NATO içinde ve dışında çok boyutlu, pragmatik bir işbirliği yapıyor.
Tabii bu üç temel cepheleşmenin yanı sıra ittifak içinde Kanada, İskandinavya ve Balkan hattında da başka mücadeleler mevcut.
Tüm bu ayrışmalar yaşanırken Ankara zirvesinin gündeminde deve dişi gibi meseleler tartışılacak.
En iyi senaryoda temmuza kadar Hürmüz sorununun çözüleceğini varsaysak bile Ukrayna savaşının geleceği ve ABD-Avrupa hattının nasıl onarılacağı meçhul.
Trump’ın şart koştuğu yüzde 5’lik savunma hedefi de meselenin bir boyutu. Avrupalıların asker sayısını nasıl artıracağı ise başka bir sorun.
Özetle, Ankara zirvesi NATO için büyük bir yol ayrımı olabilir.

ANKARA’NIN HAYATİ ROLÜ
TRUMP yönetiminin NATO üyeleri için bir karne günü gibi baktığı zirvenin Ankara’da gerçekleşmesi önemli.
Türkiye NATO’nun en büyük ikinci askeri gücü konumunda. Şu sıralarda ittifak içinde yeni inisiyatifler de alıyor.
Bir yandan da farklı lobiler alttan alta Türkiye’yi NATO’dan çıkarma propagandası yürütüyor. İttifak üzerinde bir etkisi olmasa da bunu not etmek gerekir.
İran savaşı sırasında Türkiye’yi hedef alan birkaç füzenin NATO sistemleri tarafından etkisiz hale getirilmesi de bir konunun önemini hatırlattı.
Türkiye bir yandan savunma sanayiine yatırım yaparken diğer tarafta NATO şemsiyesinde caydırıcılığını çeşitlendirmeye çalışıyor. Çok taraflı savunma stratejisi açısından bu kaçınılmaz.
Öte yandan İsveç ve Finlandiya’nın üyelik süreci hatırlanırsa Türkiye’nin aynı zamanda organizasyonun nasıl şekilleneceği konusunda da öne çıktığı söylenebilir.
Tabii burada farklı görüşler çarpışıyor.
Şurası net ki Ankara, NATO’nun AB’ye benzer bir mekanizmaya dönüşmesini istemiyor.

ZİRVEDE İSTANBUL AÇILIMI
NATO’nun 2004’teki İstanbul Zirvesi’ni çiçeği burnunda bir muhabir olarak izlemiştim. Haber atlatma hevesiyle iki gün boyunca gece-gündüz Harbiye Askeri Müzesi ve Lütfi Kırdar arasında mekik dokumuştum.
O zirvenin somut adımlarından biri Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin dahil olduğu İstanbul İşbirliği Girişimi’nin kurulmasıydı.
Bu girişimin amacı tıpkı Akdeniz Diyaloğu’nda olduğu gibi NATO’nun bölgeye açılımıyla terör, afet ve acil durumlar ile NATO tatbikatları konusunda işbirliği yapılmasıydı.
Şimdi Ortadoğu’daki gelişmeler tüm dünyanın meselesi haline gelmişken Türkiye Ankara’daki zirvede bu inisiyatifin de bulunmasından yana.
Tabii NATO’da kararlar oybirliğiyle alınıyor. Karşı çıkan olmazsa Ankara Zirvesi’nde 22 yıl önce İstanbul’da kurulan bir Ortadoğu açılımı görebiliriz.
SON DAKİKA
EN ÇOK OKUNANLAR


Hamaney'in cenaze programı netleşti: 5 gün sürecek

Brexit'in ilk adımı 10 yıl önce atıldı: Ayrılık kararının yansıması: "Hiç pişman değilim"

Trump'ın dilinden düşmüyor: Hark Adası hakkında neler biliniyor?

Haftalardır konuşuluyordu, haberi geldi: EL NİNO başladı! Dünya ‘süper’ dalga eşiğinde...

O ülke adını değiştiriyor: Türkiye’yi örnek gösterdiler!
