Dünyadaki H2O problemleri: Bölge bölge yakından bakış
Geçtiğimiz yaz boyunca “barajlardaki su seviyesi düşüyor” ya da “baraj doluluk oranı kritik seviyede” ifadeleri manşetlerden düşmedi. Ancak artık bu başlıklar, yavaş yavaş kış aylarında da kendisini göstermeye başladı. Diğer yanda ise sert kış şartlarının seller ve yoğun kar yağışı ile ‘olağandışı’ derecelere vardığı görülebiliyor. Merkezinde yaşam kaynağı ‘su’ yer alan krizler farklı coğrafyalarda farklı şekillerde boy gösteriyor. Sınırın hemen yanı başında komşu İran, geçtiğimiz kasım ayında kuraklıkla mücadele için bulut tohumlamaya başvurdu, hatta başkentten tahliye bile konuşuldu. Atlantik Okyanusu’nun öte yakasında ise kilometrelerce mesafedeki bir noktada ‘su borcu’ krizi yeniden gündeme geldi. ABD şu günlerde şiddetli kar fırtınasına teslim. Sıfır Günü Kuraklığı’na (Day Zero Drought) dair güncel araştırmalar ise adeta küresel bir alarmın habercisi niteliğinde. Peki, bu alarm zilleri dünyanın hangi köşesinde, nasıl yankılanıyor? Kıta kıta, bölge bölge öne çıkanlara yakından bakalım…
Küresel ısınma, buzullardaki erime, kuraklık, su stresi, iklim değişikliği, aşırı hava olayları, su krizi…
Birbiriyle simbiyotik ilişki içerisinde olan bu kavramlar silsilesi, su döngüsünün öngörülemez hale geldiğine de işaret ediyor. Öyle ki; gökyüzü dünyanın bir yarısında bardaktan boşalırcasına yağan yağmurla toprakları adeta yutarken, diğer yarısında tek bir damlaya hasret bırakan bir sessizliğe bürünüyor. Bu düzensiz görünen döngü, suyun sadece miktarını değil, coğrafyaların kaderini de belirliyor. Tıpkı Tuvalu’da olduğu gibi…
Güney Pasifik'te yer alan ve 26 kilometrekarelik yüz ölçümü ile dünyanın en küçük ülkelerinden biri olan Tuvalu, dokuz mercan adasından oluşuyor. Ülkenin adı “Tu” (Bir arada durmak /duran) ve üzerinde yerleşim olan adaları temsilen “Valu” (Sekiz) kelimelerinin birleşiminden doğuyor. Dokuzuncu ada Niulakita ise uzun yıllar boyunca hem küçüklüğü hem de yetersiz doğal kaynakları nedeniyle yerleşime elverişli değildi. Bugün yalnızca küçük bir köye sahip. Ancak artık yaklaşık 11 binlik nüfus için mesele tek bir adanın yaşanabilirliği değil. Yükselen deniz seviyeleri, yavaş yavaş ülkeyi yok etmek üzere.
Günümüzde ülkede en yüksek nokta, deniz seviyesinden birkaç metre yukarıda. Tahminler yıkıcı. NASA verilerine göre, 2050 yılına kadar nüfusun yüzde 60’ının yaşadığı başkent Funafuti’nin yarısı sular altında kalacak. En kötü senaryoda bu rakam yüzde 90’a ulaşıyor. İşte bu sebeple, 2025’in son günlerinde Tuvalu’dan Avustralya’ya ilk resmi iklim göçü gerçekleşti.
Tuvalu için tehlike sessizce toprağın altından sızarak da tırmanıyor. Tuzlu su tarım alanlarını elverişsiz hale getiriyor; okyanus suyundaki sıcaklık artışı ise balıkçılığı vuruyor. Böylelikle fiziksel dünyada yaşam alanı her koldan daralan bu ada ülkesi, haritadan silinme riskine karşı çareyi fütüristik bir hamlede, 'dijital evrende' aramaya başladı. Hükümet, LiDAR teknolojisiyle adanın her santimetrekaresini dijital ortama kopyalarken; sadece binaları değil, halkın geleneksel danslarını, yerel hikâyelerini ve kültürel mirasını da bulut sistemine yedeklemeyi hedefliyor.
Hızla batan şehirlerden biri de Endonezya’nın başkenti Cakarta. Yaklaşık 42 milyonluk nüfusu ile dünyanın en kalabalık kentleri listesinde ilk sıraya yerleşti. Bu rakam neredeyse Kanada nüfusuna eş değer bir tabloya işaret ediyor.
Bataklık bir zemin üzerine kurulu olan ve içinden 13 nehir geçen kent, sıklıkla sel felaketleriyle mücadele ediyor. Dünyanın en hızlı batan şehirlerinden biri haline gelmesinin en önemli nedenlerinden biri ise yer altı sularının aşırı kullanımı. Yeraltından uzun süre yoğun biçimde su çekildiğinde zeminin yapısal bütünlüğü bozuluyor, toprak sıkışıyor ve çökmeye neden oluyor. Bu tablo karşısında Endonezya, başkenti 2028 yılına kadar Nusantara’ya taşımayı hedefliyor.
Haftalar öncesine kadar İran’da en sıcak başlıklardan biri kuraklıktı. Uzmanların aktardığına göre iklim değişikliğinin yanı sıra su yönetimi hususunda eksiklikler ve altyapı sorunları da ülkeyi "başkentin taşınması" tartışmalarına kadar uzanan bir krize sürükledi. 2025'in kasım ayında ‘yapay yağmur’ için bulut tohumlama uygulamasına başvurulduğu duyurulmuştu. Bu sürecin ardından her ne kadar toprak su görse de özellikle yoğun nüfuslu bölgelerde susuzluk riski hâlâ mevcut.
2025’in son günleri yaklaşılırken, Meksika ile ABD arasında yaklaşık 81 yıl önce imzalanan su paylaşımı anlaşması, iki ülke ilişkilerinde sert açıklamaların odak noktalarından biri haline geldi. ABD Başkanı Trump, Meksika'yı anlaşmayı ihlal etmekle suçladı. Biriken su borcunun ödenmesini isteyen Trump, talebi karşılanmazsa Meksika ürünlerine yüzde 5 ek gümrük vergisi getireceğini söyledi.
1944 tarihli su paylaşımı anlaşmasının şartlarına göre Meksika, Rio Grande (Rio Bravo) nehrinden ABD’ye yılda 430 milyon metreküp su göndermekle; ABD ise Colorado Nehri’nden Meksika’nın sınır kentlerine daha yüksek hacimde su göndermekle yükümlü. Kuraklık yaşandığında gönderilen su miktarı geçici olarak düşürülebiliyor. Ancak eksik kalan miktarın, beş yıl içinde telafi edilmesi gerekiyor. Meksika'nın 5 yıllık dönemin sonuna gelmesine rağmen toplam rakamın gerisinde kalması Trump’ın ültimatomunu tetikledi. Meksika’nın ABD’ye 5 yıllık döngüde göndermesi gereken su miktarı 2.15 milyar metreküp. Bu rakamı gözümüzde canlandırmak gerekirse; İstanbul’un tüm barajlarının yaklaşık 2,5 kez dolup taşmasına eşdeğer.
Bu ‘su borcu’ krizi, zaman zaman Meksika’da protesto ve çatışmalara da neden oldu. Suyun ABD'ye verilmesi halinde susuzluk yaşanacağı endişesiyle protestocular, sınır bölgelerinde sokaklara döküldü. 2020'deki gösterilerin çatışmaya dönüşmesiyle 2 kişi hayatını kaybetti.
Tibet Platosu'ndan doğan İndus, Hindistan'ın kuzeyinden geçip Pakistan’da Karaçi yakınlarından Umman Denizi’ne (Arap Denizi) dökülene kadar geçtiği her kilometrede artık daha ağır bir yük taşıyor: Belirsizlik.
Nükleer güce sahip iki komşu ülke arasındaki süregelen gerilim, nehir yataklarına taştı. Pakistan ile Hindistan arasında Dünya Bankası garantörlüğünde 1960'ta imzalanan, İndus Havzası'ndaki suların paylaşımını sağlayan İndus Suları Antlaşması, savaşlara, sınır çatışmalarına ve diplomatik krizlere rağmen ayakta kalmayı başaran bir köprü niteliğindeydi. Ta ki 22 Nisan 2025’te Cammu Keşmir'in Pahalgam bölgesinde gerçekleştirilen saldırıya kadar...
Bu anlaşmayla İndus Nehri'ni besleyen doğudaki Beas, Ravi ve Sutlej üzerindeki kontrol Hindistan’a; batıdaki İndus, Jhelum ve Chenab nehirleri ise Pakistan kontrolüne devredildi. Ancak Yeni Delhi ve İslamabad, Hindistan’ın İndus Nehri ve kolları üzerinde hayata geçirdiği çeşitli projeler nedeniyle birçok kez karşı karşıya geldi. Pakistan, hidroelektrik üretimi ve tarımsal sulama açısından bu nehir sistemine büyük ölçüde bağımlı. İslamabad, Hindistan’ın inşa ettiği bentler ve barajlar aracılığıyla suyu haksız biçimde yönlendirdiğini savunuyor. Yeni Delhi ise bu iddiaları reddediyor.
Hindistan, Pahalgam saldırısı sonrası İndus Suları Anlaşması’nı askıya aldı. Bu hamlenin kalıcı olması, su taşkınları vb. gibi veri paylaşımını sonlandırmaya ve kurak dönemlerdeki su bırakma zorunluluğunu ortadan kaldırmaya neden olabileceği için Pakistan tarımını belirsizliğe sürüklüyor. İndus'un nasıl kritik bir öneme sahip olduğunu gösteren çarpıcı açıklamalar geldi. Nisan ayında Bilawal Bhutto Zardari, “İndus Nehri bizimdir, bizim kalacak... ya bu nehirden suyumuz akacak ya da onların kanı,” demişti. Mayıs ayında ise Hindistan Başbakanı Narendra Modi, “Kan ve su birlikte akamaz” ifadelerini kullanmıştı.
Aşırı sıcaklıklar Avrupa’da ciddi kuraklıklara neden oldu. İtalya'nın en uzun nehri olan Po Nehri için geçmişte halkın en büyük korkusu nehrin taşması ve sel baskınlarıyken, günümüzde bu korku tam tersine dönmüş durumda: Susuzluk... 2022 yazında Po Nehri, son 70 yılın en kötü kuraklığını yaşadı. Bir sonraki yıl da nehirdeki su seviyeleri mevsim normallerinin çok altında seyretti.
Almanya'nın en önemli ticaret yollarından biri olan Ren Nehri’nde, yine aynı yıl 2022’de aşırı sıcak hava dalgasının yol açtığı etkiyle su seviyesinde ciddi düşüş kaydedildi.
Akdeniz’in ortasında yer alan ada ülkesi Malta’da ise ne bir göl ne de nehir var; yağışlar da oldukça sınırlı. Sıcak ve kurak iklim, 563 binlik nüfus ve her yıl bunun katbekat üstüne çıkan turist sayısı, suyu hayati bir mesele haline getiriyor. Bugün Malta’nın içme suyunun yaklaşık üçte ikisi deniz suyunun arıtılmasıyla sağlanıyor. Akıllı sayaçlar, kaçak yönetimi ve atık suyun yeniden kullanımı gibi diğer teknolojik çözümlere yapılan yatırımlarla muslukların kuruması engellenmeye çalışılıyor. Avrupa Çevre Ajansı’nın (EEA) raporuna göre, Avrupa’daki birçok şehir ve bölge hâlâ eski su yönetimi uygulamalarına dayanırken, kıtanın yaklaşık beşte biri her yıl su stresiyle karşı karşıya. Ajans ayrıca, 2050 yılına kadar Avrupa’da su talebinin iki katına çıkacağını öngörüyor.
Afrika, “Dünyayı en az kirleten ama en çok etkilenen kıta” olarak anılıyor. Kıta, dünya genelindeki sera gazı emisyonlarının yalnızca küçük bir bölümünden sorumlu olmasına karşın, iklim değişikliğinden en fazla etkilenen bölgelerden biri. Son yıllarda kuraklık, sel ve sıcak hava dalgalarının Afrika’da tarımı, geçim kaynaklarını, sağlığı ve ekonomiyi etkileyen yıkıcı hasarlara yol açtığı gözlemlenebiliyor. Doğu Afrika’da 2020–2022 arasında yağmur mevsimleri art arda gelmeyince bölge 40 yılın en şiddetli kuraklığını yaşadı. Afrobarometer’in 39 Afrika ülkesinde yaptığı araştırmaya göre, temiz suya erişim sorunu kıta genelinde en önemli ilk dört sorun arasında yer alıyor. Veriler, yaklaşık her 10 kişiden 6’sının temiz suya erişimde zorluk yaşadığını ortaya koyuyor. Bu durum kolera gibi suyla ilişkili hastalıkların yayılmasına neden oluyor.
Avustralya hükümetinin yayımladığı ilk Ulusal İklim Riski Değerlendirme raporuna göre, iklim değişikliği ülkede daha sık ve şiddetli hava olaylarına yol açarken, bazı afetlerin gelecekte ülkede yeni bölgelere yayılması bekleniyor. Raporda, 2050’ye kadar kıyı bölgelerinde 1,5 milyondan fazla kişinin deniz seviyesinin yüksek olduğu alanlarda yaşayacağı, sel, orman yangınları ve hava kirliliğinin ise sağlık sorunlarını artıracağı öngörülüyor. 2025’in ilk altı ayında Avustralya’da yaşanan doğal afetler ekonomiye 2,2 milyar dolarlık kayba yol açtı.
Geçtiğimiz yıl sonuna doğru yayımlanan bir rapora göre dünyanın bazı bölgeleri, önümüzdeki on yıl içinde “sıfır günü kuraklığı” ile karşı karşıya kalabilir. Bu bölgeler arasında Kuzey Amerika, Akdeniz ve Güney Afrika da yer alıyor. Araştırmaya göre, kuraklığa yatkın bölgelerin neredeyse üçte biri, buna büyük barajlara sahip olanlar da dahil, bu yüzyılın sonuna kadar ciddi ve kalıcı kuraklık riski taşıyor.Sıfır Günü Kuraklığı, bir yerleşim birimindeki su seviyelerinin, şebekeye su verilemeyecek kadar kritik bir noktaya gerilediği anı ifade eder. Daha açık bir tanımla musluklardan tek damla suyun bile akmadığı güne işaret ediyor. Bu durum uzun süren yağış eksikliği, düşük nehir seviyeleri ve azalan baraj rezervleri ile artan su talebinin bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkıyor.
(Bu derleme haber, CNN ve BBC gibi uluslararası haber kaynaklarında yer alan bilgilerle hazırlanmıştır)