Kim daha uzun dayanacak? 'Abluka' satrancı!
ABD ile İran arasında giderek sertleşen kriz, artık yalnızca askeri ve diplomatik bir gerilim olmaktan çıktı; enerji hatlarından ticaret rotalarına, petrol fiyatlarından küresel piyasalara kadar uzanan çok katmanlı bir hesaplaşmaya dönüştü. Washington’un Hürmüz Boğazı ve İran limanlarını hedef alan abluka adımı, bölgede yeni bir güç gösterisi olarak okunurken, bu hamlenin sahada nasıl sonuç vereceği büyük bir belirsizlik taşıyor. Çünkü uzmanlara göre masada çizilen senaryolar ile gerçek sahadaki dinamikler birbirinden oldukça farklı ilerliyor. İran’ın uzun süredir benimsediği direnç ve dayanıklılık stratejisi, baskıyı kırmaya yönelik beklenmedik sonuçlar doğurma potansiyeli taşırken, bu süreçte yalnızca ABD ve İran değil, küresel ekonomi de ağır bir sınavla karşı karşıya kalıyor. Tüm dünyanın dikkat kesildiği bu kritik eşikte asıl soru şu: Bu kriz bir tarafın üstünlüğüyle mi sonuçlanacak, yoksa büyüyen gerilim herkesi içine çeken daha büyük bir kayıp zinciri mi yaratacak?
ABD ve İran arasındaki mevcut denklem, klasik bir askeri çatışmadan çok bir ‘dayanıklılık savaşı’ olarak tanımlanıyor. İki taraf da doğrudan savaştan kaçınırken, ekonomik ve stratejik baskı üzerinden birbirini yıpratmaya çalışıyor. Bu noktada temel soru şu: Hangi taraf daha uzun süre dayanabilir?
İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılardan Rahim Farzam, “İran’ın uzun süredir uyguladığı ‘direniş ekonomisi’ teorik olarak dış şoklara adaptasyonu, iç üretimin artırılmasını ve dışa bağımlılığın azaltılmasını hedefliyor. Literatürde bu modelin belirli ölçüde işe yaradığına dair bulgular var. İran, ağır yaptırımlara rağmen devlet kapasitesini tamamen kaybetmedi, temel kamu hizmetlerini sürdürdü ve özellikle enerji, savunma ve bazı sanayi kollarında üretim kabiliyetini korudu” cevabını verdi ve şöyle devam etti:
Ancak bu dayanıklılık, büyük ölçüde ‘düşük büyüme-yüksek enflasyon-gelir erozyonu’ üçgeni üzerinden sağlanıyor. Yani sistem çökmüyor ama refah ciddi şekilde geriliyor. Enerji ihracatının ciddi biçimde kısıtlanması ve sanayi altyapısının hedef alınması ise bu modelin en kritik iki dayanağını zorluyor: döviz girişi ve üretim kapasitesi.